İSMET ÖZEL, Türkiye’deki eğitimin zihin açıklığı kazandıramayışının sebebini, “hedef gözeten karakterde olmayışı”na bağlar. “Sadece günümüzü kazasız belâsız atlatsın düşüncesiyle eğitim uygulandığını” söyleyerek, “bu eğitimi alan insanlara zihin açıklığı sağlayamayacağı ve tam tersine zihin kargaşası ortaya çıkaracağı”nı anlatır. (Cuma Mektupları 1, Çıdam Yy., sh. 90)

Alice’in bir sözü var: “Gideceğin yeri bilmiyorsan hangi yoldan gittiğinin önemi yok.” Eğitim emeklisi bir kişi olarak görev yerlerimde hep hedefimi gözettim, Türkiye Millî Eğitimi’nin ülkemiz yapısına uygun bir hedefi olmayışına üzüldüm. Uygulama ve sonuçlarına bakılırsa, Millî Eğitim’in amacının Batı düşünce ve hayat tarzını benimsemiş insanlar yetiştirmek olduğu görülüyor.

Geçtiğimiz Haziran başında bir Sakarya ziyaretim oldu. Oradaki Adabilim Okulları’nda Ahmet Özen dostumun kurucu müdür olarak görev yaptığını biliyordum. Çalışmalarını merak ederek ziyaretine gittim. Küçük bir örnek de olsa gördüklerim içimi ferahlattı. Düşündüğüm eğitim anlayışına uygun bir okul görmekten memnun oldum.

Önce, okulun eğitime bakışını merak ettim. Daha okulun girişinde “Misyonumuz” başlığıyla şu söz yer alıyordu: “Köküne bağlı, ama daima ileriyi gören, ülkemizi her yönüyle ileri götürmeyi hedefleyen öğrenciler yetiştirmek.” “Vizyonumuz” başlığı altında da şu sözler vardı: “Çalışmalarımızın merkezinde öğrencilerimiz vardır. Kendimize ve birbirimize güveniriz.”

Bu sözler, “köküne bağlı”, hedefini belirlemiş ve geleceğin Türkiye’sini inşa etmeyi amaçlayan bir anlayışın ürünüydü. Ülkemiz adına da ümit vaat ediyordu.

Anaokulu, ilk ve ortaokul, Anadolu lisesi olarak faaliyet gösteren Adabilim Okulları’nda 300 civarında öğrenci eğitim görüyordu. Okul 7 senelik bir geçmişe sahip olmasına rağmen, hedefini netleştiren idealizme Ahmet Özen Bey’in son iki senelik döneminde sahip olmuş.

Her Şey Eğitim İçin 

Kurucu Müdür Ahmet Özen Bey okulun hem işletmesi, hem de eğitiminden sorumlu. Kendinden emin, hedefinde kararlı. Ekibi, öğrencileri ve çevresine güven veren bir duruşu var.

Genç müdürün bu açılımı nasıl sağladığını merak ettim. Çocukluk yaşından itibaren tatillerde su satmış, iş yerlerinde çalışmış, babasının ticarî işlerinde yardımcı olmuş; gençlik çalışmaları yapmış ve sivil toplum kuruluşlarında görev almış. Meselâ, Anadolu Gençlik Derneği’nin sınıf temsilciliği, ortaöğretim ve üniversite komisyonu başkanlığı, Kocaeli şube başkanlığı gibi pek çok kademesinde hizmet vermiş. Kısaca, hayatı ve mücadeleyi tanıyan bir insan.

Okuldaki idarî odalar, salonlar, lobi ve sınıflar okuma ve öğrenme merakı uyandıran eğitim materyalleri ile donatılmış. Büyük düşünmeye davet eden bir dizayna sahip. Meselâ, daha girişte hem Türkiye, hem de dünya haritası mevcut.

Müdür odası da öyle. Müdür masasının karşısındaki dünya haritası tüm duvarı kaplıyor. Öğrencilerin Türkiye öncülüğünde dünyayı aydınlatma sorumlulukları hissettirilmeye çalışılmış. Bu anlayış bilginin evrenselliği ile de uyumlu.

Kütüphane okulun salon kısmında. Dört tarafı açık. Öğrenciyi okumaya teşvik edecek şekilde düzenlenmiş. Ahmet Bey, kütüphaneyi gezdirirken, “Kitaplar, kilitli kapılar içinde olmamalı, öğrenci kolayca kitaba ulaşabilmeli” açıklamasını yapıyor.

Okulun lobisinde “Kitap-Büfe” var. Eğitimi besleyip öğrencinin ufkunu açacak titiz bir kitap seçimi yapılmış. Burada kitaplar okul öğrencilerine yüzde 50 indirimle satılıyor. Bunun bir amacı da, “kitaba para vermeyi öğrenciye öğretmek.” Ödüllerle kitap okumayı yarış haline getirmişler. Ayrıca, tamamen eğitim amaçlı şehir içi ve şehirlerarası geziler düzenliyorlar. Eğitimi eğlence haline getirmişler. Bu etkinlikler öğrencinin ufkunu açıyor, zihin açıklığı kazandırıyor. 

Eğitim Hayatı Kuşatıyor

Bu okulda eğitimi, zihne yüklenen bir yığın bilgi olmaktan çıkarmışlar, hayatın içine almışlar. Eğitim, hayatı kuşatmış durumda. Gerçekte eğitim, bilgiyi faydalı hale getirme sanatı değil midir Yâni, bilgiyi kullanılır hale getirme.

Okul Müdürü Ahmet Özen, okulunun eğitim felsefesini şöyle açıklıyor: “Eğitim belirli bir mekân, belirli bir zaman, belirli bir kadro ile sınırlandırılmamalı.”

Uygulamalar bu anlayışla uyumlu. Meselâ, okumayı okul dışına çıkararak “Cadde Kitap Okuyor” konulu bir etkinlik düzenlemişler. “Kitabını al, caddeye gel” sloganıyla halkı da bu etkinliğe davet etmişler. Kitabın hayatın içinde olduğu; evde, çay bahçesinde, piknikte, caddede, kısaca her yerde okunabileceği mesajını vermişler. Bu anlayışı, Yavuz’un seferde bile kitap okuduğu gibi örneklerle desteklemişler.

Sakarya’da sahasında uzmanlaşıp da eğitime katkı sağlayabilecek herkesten faydalanmaya çalışıyorlar. Bu iş için diploma şartı da aramıyorlar. Eğitimin hedefine ulaşmasını önceliyorlar.

Okul Müdürü, “Amaçlarımıza hizmet eden bütün mekânlardan faydalanıyoruz” diyor ve

“Okula ilâveten oto yıkama servisi, kasap dükkânı, yüzme havuzları, spor alanları gibi yerler hep bizim mekânlarımızdır” açıklamasını yapıyor.

Hedefini gözeterek eğitimi hayatın içine alan bu uygulamayı gördükten sonra Erbakan Hoca’nın bir hatırası aklıma geldi: Erbakan Hoca Almanya’da ihtisas yaparken bir profesör arkadaşı onu evine davet ediyor. O gün evin oğlu karnesini almış. Anne ve baba çocuklarının karnelerine bakarak onu tebrik ediyor, öpüp okşuyorlar. Bakması için karneyi bir de Erbakan Hoca’ya uzatıyorlar. Hoca bakıyor ki, dersler orta, zayıf şeklinde. “Bu karnenin tebrik edilecek nesi var ” sorusunu yöneltiyor. Profesör arkadaşı diyor ki, “Hocam, sen karnenin sağ üst kısmındaki “hedefini gözetmesi” kısmına bak. Orada “pekiyi” yazıyor. Biz, çocuğumuz hedefini gözettikten sonra diğer notlarına önem vermez, zaman içinde onların düzeleceğine inanırız.”

Batı, bünyesine uygun bir eğitim idealine sahipken; Türkiye’nin hâlâ yapısına uygun bir “eğitim hedefi” oluşturamaması düşündürücü değil mi

Değerlerimize bağlı eğitimcilerimize her zaman minnettarız. Tüm eğitim camiasının “Öğretmenler Günü”nü tebrik ediyorum.