Türkiye ve ABD arasında Suriyeli muhaliflere yönelik “eğit-donat” programı mutabakatının sonucu olarak, ABD Büyükelçisi John Bass ve Dışişleri Bakanı Sinirlioğlu arasında imzalanan anlaşma, Suriye’deki kaotik ortamın bundan sonra nasıl bir katastrofik seyir alacağı doğrusu merak konusudur.

Bilindiği üzere, 11 Eylül’den sonra dönemin ABD Başkanı George W. Bush’un 20 Eylül’de Kongre’nin ortak oturumundaki konuşmasından sonra, Pentagon’un, Afganistan’daki El Kaide eğitim kamplarının ortadan kaldırılması ve Filipinler’deki Basilan Adası’nda konuşlanan  El Kaide, Abu Sayyaf Grubu ve Cemaat-i İslami’ye yönelik 1200 askeri güçle Filipinler ordusuna destek vermesi yeni bir aşamayı beraberinde getirmiştir.

Özellikle, Afganistan, Filipinler, Irak, Afrika Boynuzu ve Trans-Sahara gibi kriz bölgelerinde El Kaide ile mücadele ve buralara özgürlük getirme vaadiyle başlatılan ‘Sürekli Özgürlük Harekâtı’ (Operation Enduring Freedom), yüzbinlerce Müslüman’ın hayatına mal olmuştur. J. Kamprinski yönetimindeki Ebu Gureyb Cezaevi’nde, CIA ajanlarının kontrolü altında uygulanan toplu işkence ve kötü muameleler daha sonra ‘Palm Beach Post ’gazetesinde yayınlanınca, ABD’li çavuş Charles Graner yargılanarak suçlu bulunmuştu. Burada asıl suç münferit olmayıp, tüm ABD yönetimini kapsamaktadır.

ABD Özel Kuvvetler Komutanlığı, Cibuti’nin Lemmonier Kampı’nda da konuşlanarak, Cibuti ve Afrika Boynuzu’nda insani yardım amaçlı operasyonlar düzenlediğini ifade ederek, asıl amacını maskelemeye çalışmıştır. Birçok ülkede  ‘sürekli özgürlük harekâtı’ adı altında düzenlenen operasyonlar ABD açısından beklenen sonuçları doğurmadığı gibi, operasyon yapılan ülkelerde kaotik ortamların oluşmasına ve ülkelerin bölünme noktasına gelmelerine neden olmuştur.

ABD, Afganistan, Irak ve Suriye’de ortaya koyduğu  ‘eğit-donat ’programı ile bu ülkelerdeki güvenlik paradigmasını ‘karşılıklı şiddet’ merkezli anlayışla, belirsizliğe ve yeni kaoslara sürüklemeye yönelik bir adım olarak öngörmektedir. Özellikle Irak ve Suriye’de güvenliğin sağlanması sadece askeri amaca yönelik ‘şiddeti şiddetle önleme’ öngören bu programla tek boyutlu bir çözüm şekli olarak pek mümkün görünmemektedir.

Tek boyutlu ve şiddeti tetiklemesi kuvvetle muhtemel ‘karşılıklı çatışma’ ortamı yaratacak olan ‘eğit-donat’ yerine, ‘çatışmayı önleme’ ile ilgili çok boyutlu güvenlik önlemleri ile ilgili tedbirlerin alınması zaruret arz etmektedir.

Bu amaç doğrultusunda, Sezarist bir anlayışla, mezhepler ve etnik kimlikler arasında oluşturulmaya çalışılan ayrıştırmalar yerine, karşılıklı uyum, hoşgörü, sorunları ortadan kaldıran, birliği ve beraberliği amaçlayan çok boyutlu güvenlik ve istikrarı hedefleyen çözümler üzerinde işbirliği yapmak gerekmektedir.

ABD’nin yönlendirici ve yol gösterici politikalarıyla, Irak ve Suriye’de oluşturulmaya çalışılan güdümlü karar alma mekanizmaları, mukadder bir çıkmazı da beraberinde getirecek ölçekte bir yapılanmayı hedeflemektedir.

ABD, sürekli askeri muhtıraları (pronunciamento) çağrıştıran politikalarla, çözümü sadece kendi belirlediği yöntemlerle dayatmaya çalışması sonucunda Ortadoğu’nun geldiği nokta ancak ve ancak ‘kan ve gözyaşı’ ile ifade edilebilir.