Bu günler iyi günlerimiz mi acaba diye sormadan edemiyor insan. Kültürel olarak bir varlığımız ve iddiamız kalmasa da fiili bir yok oluşla muhatap değiliz şimdilik. Evet, gençlerimiz ABD bayraklı tişörtler giyiyor ve ahlak sadece kadın ve erkek ilişkileri üzerinden tanımlanıyor olsa da fiili bir işgalle yahut müdahale ile muhatap değiliz. Kimse evimize girerken kimlik sormuyor yahut gereksiz yere gelip de bizi tutuklamıyor ya da saldırıda bulunmuyor. Yani hala devlet olmanın asgari gerekliliklerine sahibiz ve hala devletiz.

Devlet önemlidir. Hilafet makamının önemi, dini olan kaygılardan daha çok devlet olmanın teminatı anlamında vurgulanmıştır. Halifelikte yeter şart düzenin sağlanması ve sınırların korunması olarak ifade edilir. Diğer bütün şartlar olmazsa olmaz değildir. Yani hilafet devlet demektir ve devlet olmaksızın toplumsal bir yaşamdan bahsedilemez.

Modern dönemde devletler muhkemleşti. Bütün bir alanı en ince ayrıntısına kadar kuşatabiliyor devletler. Bu durumun iyi ve kötü yansımaları oldu elbet. Ancak devletsizlik kaostur ve kimse kaosun zeminini hazırlamaya yönelik niyet besleyemez. Bu yüzden sahih bir düşünce devlete rağmen değil devletle birlikte olmak zorundadır. Bu durumda devletin mahiyeti önemli değildir. Devlet toplum yönetiminin organize halidir ki bu hal süreklilik arz etmek zorundadır.

Doğu toplumlarında liderlik belirleyici öneme haizdir. Her şey bir lider etrafında döner ve o liderin dünya sahnesinden çekilmesi ile her şey sona erer. Lider olmaksızın toplumların bir mefkûre etrafında birleştirilmesi mümkün değil. Güçlü kurumlarınız olabilir ancak bu kurumlar kendi başına devleti ve toplumu ayakta tutamaz. En azından bu, doğu toplumlarında tarihi tecrübenin bize sunduğu veridir. Lider varsa yürünecek yol var demektir. Lider yoksa ne yol ne de yolcu vardır.

Her şey tükenir her şey zamana yenik düşer. Devletler, milletler, şehirler ve köyler ve insan. Her şey zaman karşısında aciz ve zaman karşısında yeniktir. Bu, en başta kabul edilmelidir. Bu yüzden sosyal organizelerin yahut yapıların kutsanması cehalettir. Hiçbir yapı baki değildir. Bitebilir, tükenebilir en azından şekil değiştirebilir. İdeolojiler insan zihnini daraltır mı? Bilmiyorum. Ancak bilgiye kapalı ideolojiler bir gün ciddiyetini kaybetmek zorundadır. Bilgi tek gerçek ve tek tabi olunacak şeydir. Bilgiden kastım doğru bilgidir ve her insan bilgisi kadar değerlidir. Her devlet bilgi ürettiği kadar zamana meydan okur. Ve insanlığın zihin ufkunu çizen devletler zamanın sahibidir. Aksi durumda taklit kaçınılmaz.

Bütün yapıp etmelerin gayesi geri dönüş fikridir. Çünkü insan düştüğü makama geri dönmek ister. Bizler buraya ait varlıklar değiliz. Buraya yani dünyaya alıştığımız söylenebilir ancak dünyalı değiliz. Bu gerçeği bir an olsun aklımızdan çıkarmamız gerekir. Buraya ait olmamak fikri bize bütün çalışmalarımızın geçici olduğunu ilham eder. İnsan doğar, büyür, hayatta kalır, evlenir aile olur, işe girer hayat mücadelesi verir, devlet kurar ve savaşır ölür ya da öldürür veya öldürülür bütün bunların yegane gayesi geri dönüşü sağlayacak bir nizamın dünya için tesis edilmesidir.

Geri dönmemiz gerekiyor. Geri dönmek için bir süreç inşa etmemiz gerekiyor. İnsan düşmüştür. Yani düşüktür insan. Kâh cennet bahçesinden düşmüş insan kâh ana rahminden neticede bir düşüş hikâyesidir bizim hikâyemiz. Düşkünüz ezelden beridir. Düşkünüz ve bu düşkünlüğümüzün verdiği acıları telafi etmek için uğraşıyoruz. Düştüğümüz günden beridir dönme gayreti içerisindeyiz. Dönemediğimiz her gün bizim için kayıp, dönemediğimiz her an bizim için acıdır.

Dönenler döndüler bizler kaldık bu uzak ve dun dünyada. “Dun” alçaklık demek der dilciler. Alçaklığa düştü yüzümüz her ne kadar kutsal olsa da özümüz. Ya geri dönüşü tamamlayacağız ve vatan özlemimiz bitecek yahut da daha aşağıya düşüp perişan olacağız. Bütün süreç bu iki ihtimalin biri ile bitecek.

Dinler, devletler ve fikirler bu dönüş yolunu tanzim içindir. Bu dönüş yolunda atılacak her adımın kurallarını din bu kuralların takibini devlet yapar. Toplumları ise fikirler ayakta tutar. Bu üç kavram da insanın ihtiyacından çıkmıştır. Çünkü insan acizdir ve düşkündür ve bir an önce dönmesi gereken vatanı vardır.

Devlet, din, toplum, ideoloji, fikir, sanat, siyaset ve diğer bütün çalışmalar dönüş yolculuğumuza katkı sundukça anlam taşır. Bizler dönmeyi unuttuğumuz her gün düşmeye devam ediyoruz. Bu yüzdendir ki dönmek için bütün kavramlarımızı dönüş fikri üzerine inşa etmemiz gerekiyor. Aksi durumda dünyevileşiriz. Dünyevileşmek alçaklıktır. Alçaklık ise insanın olmak istemediği makama işaret eder. Dönme fikri olmayan hiçbir zihin doğru çalışamaz. Hiçbir gönül âşık olamaz. Hiçbir düşünce başarıya ulaşamaz. Dönmek için devlete, şehre, topluma, fikre, sanata ve siyasete ihtiyacımız var kalmak için değil. Bu gerçek asla unutulmamalıdır.