İngiliz diplomat Sir Mortimer Durand ve Afganistan Emiri Abdurrahman Han arasında 1893 yılında imzalanan anlaşma ile ,Hindistan-Afganistan arasında oluşturulan 2,640 km uzunluğundaki sınır, 1919 Anglo-Afgan Anlaşması ile değişikliğe uğradı ve 1947’de Pakistan’ın İngilizlerden bağımsızlığını elde etmesinden sonra Afgan-Pakistan sınırı oldu. Politik olarak Peştunları ikiye bölen bu sınır, jeopolitik ve jeostratejik olarak Afganistan ve Pakistan ilişkilerini de derinden etkilemeye devam eden önemli bir politik fay hattı konumundadır.

Bugün Afganistan nüfusunun önemli bir bölümünü oluşturan Peştunlar  on üç milyonluk bir nüfusa sahip iken, Pakistan’da kalan Peştunlar ise, yirmi sekiz milyonluk bir nüfusa sahiptirler. Bu nedenle, Pakistan-Afganistan ilişkilerinin hassas dengede seyretmesine neden olmaktadır. Taliban hareketini kalbi niteliğindeki Peştunlar, Afganistan nüfusunun önemli bir nüvesini oluşturmasına rağmen, öngörülen yeni politik strüktürün dışına itilmeleri Afganistan’ın istikrarı açısından bir noksanlığın göstergesidir.

ABD, Irak işgali sonrası kendi doğrultusunda hareket etmesini arzuladığı Maliki yönetimini işbaşına getirerek, Irak’ta Sünni ve Şii ayrışmasına neden olduğu gibi, Afganistan’da da, toplumun önemli bir bölümünü bir kenara iterek, Karzai ile başlatılan ‘tepeden inme’ yönetimin devamını Dr. Abdullah Abdullah ve Dr. Eşref Gani ile devam ettirmeye çalışmaktadır. Böylece ABD öncülüğündeki koalisyon, kendi çıkarları doğrultusunda Afganistan’da yeni bir Afganistan ortaya çıkararak, diğer tüm Afganlıların ise kayıtsız ve şartsız dolaylı katılımını sağlamaya çalışmaktadır.

İsrail ise, Kuzey Suriye sınırında Kürtlere yönelik uyguladığı ipe sapa sığmayan  politikasının bir benzerini, Pakistan-Afganistan sınır hattındaki yaklaşık kırk bir milyon Peştun üzerinde uygulayarak Pak-Afgan pastasından üzerine düşen payı almaya çalışmaktadır. Asya’nın  yeni güç merkezi Çin ise, şu anda Afganistan’daki en büyük yatırımcı güce sahip ülkelerin başında gelmektedir. Keza, Hindistan’ın da Afganistan’daki etkinliği artarak devam etmektedir.

Böylece,Afganistan sorunu,  dâhili olmaktan çok, bölgesel merkezli bir eksen üzerine yerleşmiş bir konumdadır. Afganistan’daki mevcut istikrarsızlıktan en çok etkilenen ülke ise hiç şüphesiz Pakistan’dır.Bu nedenle, her iki ülkenin güçlerini bir an önce birleştirmeleri ve Afganistan için büyük öneme haiz Karaçi ve Belucistan’daki Gawdar Limanı’nın daha etkin kullanımı için güvenliğin sağlanması gerekir. Aksi halde, iki ülke kendi aralarındaki sorunlarla cebelleşirken, Afganistan’a nüfus eden diğer güçler buranın ekonomik yeraltı kaynaklarına en ucuz yoldansahip olmaya devam edeceklerdir.

ABD, Afganistan’daki pozisyonunu Cumhurbaşkanı Eşref Gani Ahmetzai ile kontrol altında tutmaya çalışırken, siyasi aksın uzantısını ise koalisyon güçleriyle birlikte Suriye-Irak hattına çevirmiş durumdadır.

Türkiye, ‘eğit-donat’ ile Irak ve Suriye sorununun bölgesel aktörü konumuna gelmiştir. Pak-Afganistan arasında Durand Hattı’nda yaşanan sorunların bir benzerinin Türkiye ile bölge ülkeleri arasında yaşanma ihtimali büyük tedirginliğe neden olmaktadır. Bu konuda,Pakistan senatörü ve Senato Güvenlik Komisyonu Başkanı  Mushahid Hussain Syed’in Durand Hattı konusunda ortaya koyduğu gerçekler,Türkiye-Suriye ilişkilerine ışık tutucu niteliktedir.

Afgan-Pakistan arasındaki Durand sınırı ateş çemberine dönüştürülürken, Türkiye-Suriye ve Irak arasındaki sınırın benzer etkileşimden uzak tutulması için, bölgesel bir soruna dönüştürülmeye çalışılan Irak ve Suriye’de yaşanan gelişmelerden olumsuz etkilenmemek için Türkiye’nin izleyeceği politika önem arz etmektedir.