Muhterem okurlarım; tarihi olayların bir görünen, bir de görünmeyen yüzü vardır. Sonuçlara en çok tesir eden olayların arka planıdır. Bu arka planda kalan olaylar bize kâh efsane olarak kâh menkıbe olarak nakledilse de inanan insanlar için yüce Allah’ın da yardımı söz konusudur. Yani işin manevi boyutu… Çanakkale Savaşı’nın da bir arka yüzü vardır. Bir manevi cephesi vardır o cephelerin içinde… Çanakkale’de asker mektuplarını incelediğimizde, “Aman ya Muhammed! Biz bu gün sana kavuşmak ve şehit olmak istiyoruz” veya “Vatanı düşman ayakları, camileri haç gölgeleri altında görmektense bayrağım gibi kırmızı kanlara boyanarak ölümü isterim…” temennilerini görürüz. Binbaşı Nazmi Efendi’nin cephede savaşırken yazdığı mektuplarda ailesine, “Mektebe ve namaza devamınızı terk etmeyiniz” diyerek ilmi ve namazı kılmayı bırakmamasını tembihlemesi, askerinden komutanına kadar savaşan Müslümanların maneviyatını göstermesi açısından oldukça manidardır. Çünkü onlar erinden, subayına, komutanına kadar dindar, merhametli, temiz ve saf insanlardı. Namazlarını savaş meydanında bile bırakmayan böyle askerlere Rabb’ül-âlemin nasıl yardım etmez ki… İşte bunlardan biri de Müstahkem Mevki Kumandanı Cevat Paşa (Çobanlı)’dır. Müstahkem Mevki Kumandanı Cevat Paşa Arapkirli çok âlim yetiştiren bir sülaledendi. Abdestsiz gezmez ve zaman zaman da oruç tutardı. İman-ı kâmil bir askerdi… Bir gün, Çanakkale’de devam eden savaşın yorgunluğu ile uykuya daldı. Uykusunda güzel bir rüyaydı gördüğü… Rüyasında “Ey Cevat! Sen Müslüman Türk topraklarının kumandanısın” diye sesleniliyor ve ona Müslümanların galip geleceği müjdeleniyordu. Sonra deniz üzerine dön bak deniyordu. Cevat Paşa denizin üzerine dönüp bakınca yoğun bir nurla kaplı denizin dalgalarının üzerinde çiçeklerle bezeli kef ve vav harflerini gördü. Uyandı hemencecik uykusundan. Rüyasını etrafındakilere anlattı. Ancak rüyasını bir türlü tabir edemediler. Teftişe çıkan Cevat Paşa, teftiş dönüşü kendini kızının mezarı başında buldu. Oradan ayrılırken rüyasında duyduğu sesi yeniden duydu. “Ey Cevat! 26 mayını döşe!” Bu hâl üzerine korku ve şaşkınlıkla etrafına bakındı kimsecikler yoktu. Acele ile kapıdan dışarı adım attı ki karşısına nurani yüzlü bir pir çıktı. Yüzüne bakamadı pirin. Düşüp bayılacakken o pir onun kolundan kavradı ve yüzüne bakarak:“Bir derdiniz mi var” diye sordu. Cevat Paşa rüyasını ve olanları açıkladı bu nurani yüzlü pire. Pir: “Denizin üzerindeki nur, zaferin nişanesidir.

Bu zafere giden yolu hazırlayan da kef ve vav harfleridir. Kef ebcet hesabında 20 sayısını vav da 6 sayısını bildirir. Bu ikisini topladığımız zaman 26 sayısı ortaya çıkar. Bu 26 mayını denize hemen döşe ki zaferinizin nişanesi olsun” dedi ve oradan uzaklaştı. (Başka bir rivayete göre de mayınları Karanlık Limanı sularına nasıl döşeyeceğini Peygamberimiz (S.A.V.) tarif etmiştir.)  Bunun üzerine Cevat Paşa üç gündür uykusuz bulunan Mayın Grup Kumandanı Deniz Binbaşısı (Gr. K. Bnb.)  Nazmi Bey’i yanına çağırttı. Ellerinde kaç mayın bulunduğunu sordu. Binbaşı Hafız Nazmi Bey, “Elimizde bir Türk ustası tarafından yapılmış 26 mayın var efendim!” dedi. Sonra izah etti. Alman teknisyenler bu mayınları kullanmak istemediklerinden dolayı depoda kalmıştı bu 26 mayın. Cevat Paşa bu habere çok sevindi.  Binbaşıyı masa üzerinde serili haritanın önüne getirerek, “Oğlum, bu akşam sana çok mühim vazife düşüyor. Nusret Gemisi’yle çıkıp burayı mayınlayacaksın!” Binbaşı Nazmi Bey: “Derhal Paşam” dedi. Cevat Paşa harita üzerinde gerekli izahatları verdi. Sonra, “Hemen git, Cenâb-ı Hak muvaffak etsin. Güle güle gidip, muvaffakiyetle dönün Paşam” diyerek uğurladı binbaşıyı. Selam veren Nazmi Bey, Müstahkem Mevki Kumandanı’nın yanından ayrıldı, iskeledeki nöbetçi filikaya binerek Nusret Mayın Gemisi’ne gitti. Bütün hazırlıklarını tamamlayan Nusret Mayın Gemisi’nde, ışıklar söndürülmüş, bacadan kıvılcım atmasın diye bacalar bastırılmıştı. Yüzbaşı Tophaneli Hakkı Bey komutasındaki gemi gece 12’de Kepez istikametine hareket etti. Gemide 8’i subay, 54 ‘ü er olmak üzere 62 mürettebat vardı. Gemi Cevat Paşa’nın rüyasında bildirildiği istikamete gelince mayınlar besmele ve dualarla birer birer suya atıldı. 26 adet mayını 100 metre aralıklarla 4,5 m. derinliğine döşediler denize. Ancak bu mayın hattı diğerleri gibi boğazın orta hattına dikey değil, paraleldi. Cevat Paşa mayın dökülecek yeri iyi seçmişti. Seçmiş miydi seçtirilmiş miydi  

Saat 03.20’de mayınların hepsi suya dökülmüştü. İşini bitiren Nusret Gemisi hemen geri dönmek için dümen kırdı. Ancak o da ne Uzaklarda dolaşan İngiliz karakol gemilerinden biri her nasılsa Nusret’e yaklaşmış ve projektörleriyle deniz sathını taramaya başlamıştı. Işık huzmesi dalgaları yalayarak Nusret’ten tarafa dönmekteydi. Gemidekiler ise nefeslerini tutmuş, ışık huzmesinin kendi üzerlerinde duracağı anı bekliyorlardı. Görüldükleri takdirde kurtulmaları imkânsızdı. İşte o anda mucizevî bir şey oldu… Anadolu yakasından sıkılan bir projektör (ki bu ışık muhakkak bizim projektörlerimizden biridir ve plan dâhilinde hareket etmektedir. Ama ışığının o ana denk gelmesi veya denk getirilmesi mucize gibidir) tam bu ışıkla çakıştı ve oluşan parlak ışık İngiliz gemisindekilerin gözlerini kamaştırdı. Onlar ışıklarını başka tarafa çevirdiler; fakat ne tarafa kaçsalar bu kuvvetli ışık ısrarla adeta onları takip ediyor, görüşlerine engel oluyordu. Nusret, işte bu mucizevî ışık sayesinde görülmekten kurtularak yoluna devam etti. Üstelik mayını döşeyip tekrar geri dönmek de cesaret isteyen bir işti. Geçtikleri yerde düşmanların döşediği mayınlar da olabilirdi. Her şeyi göze alarak sağ salim geri döndüler ve saat tam 5’i 40 geçe Çanakkale Limanı’na demirlediler. Sonra (Haftaya inşallah sonrasını anlatacağız. Saygılarımla.)