İnsanlığın huzur bulmasının tek yolu hakikat medeniyetinin yeniden insanlık ile buluşmasıdır. Bunun kendi kendine olamayacağı gerçek. Ancak insanlık kurtuluşunu ve geleceğini önemsiyor ise yapması gereken hakikate koşması, onda kendini bulması, insanlığı bir bütün olarak kurtuluşa erdirme çabası olmalıdır.
Azgın olan zihniyet hiçbir zaman çıkarından ve kendinden ödün vermez. Ona uymak ise asla bir kurtuluş yolu olamaz. Zulüm ile iş birliği ya da suyunda gidiyor olmak zalimleştirir, ondan farkı olmaz.
Kurtuluş yolu, tek tek her insan tekinin buluşacağı güzellik ve iyilik yolculuğudur.
Zalimin bu denli azgınlaştığı bir zamanda insanlığın güç birliği edeceği, onların da boşluklarının mutlaka alacağını bilmesidir.
Abede emperyalizminin Venezuela’yı işgali sıradan bir olay değil. Bahaneleri de asla gerçekçi değil. İşgal süreçlerinde bin türlü bahaneleri oluşturulur, bunlar servis edilir, insanlar ise buna yoğun bir kampanya ile inandırılır. Irak, Afganistan, Pakistan, Libya, Suriye örnekleri tazeliklerini koruyorlar. Kiminde kendilerinin oluşturduğu terör örgütleriyle iç çatışmalar, insan kıyımları, kiminde asıl ekonomik yapılarının oluşu ama bunları kamufle ederek ele geçirmeleriyle son buluyor.
Bu son zalim tiranlardan olan Trump, süreçte niyetini açık açık ortaya koyuyor ve asla gizlemiyor. “ABD Başkanı Donald Trump, Venezuela'ya yönelik askeri müdahalenin ardından ülkenin petrol endüstrisine ABD'li şirketlerin dahil olacağını, Venezuela'daki geçici yönetimin ABD'ye 30 ila 50 milyon varil petrol teslim edeceğini, petrolün piyasa fiyatından satılacağını belirtiyor. Trump, paranın "ABD başkanı olarak kendisinin kontrolünde olacağını" söylüyor. Olayların sıcaklığında ya da yaptıkları neredeyse normal olduğu duygusu ağır basıyor. Çünkü onlara karşı koyacak, direnecek bir güç görünmüyor.
İnsanlık bu kadar mı çaresiz, bu kadar da mı umutsuz ve çözümsüz? Güçlerin birleştirilmesi hiç mi denenemez.
Maduro’nun eşinin moraran yüz ifadesi insanlığın morarışı olarak görülmedikçe, insanlığın uyanışından, acı çekmesinden söz edilemez. İnsanlığın vicdanının yeniden bir bütün olarak uyanışı sağlanamadıkça bir hamleden de söz edilemez. Gazze olayı sonrasında uyanan vicdanın çok basit bir dokunuşla nasıl bertaraf olduğu görüldü.
Uyanan o vicdan birden belleklerden siliniverdi. Çaresizlik yüreklere çöküverdi.
Dünya kazanı kaynatılıyor. Yanı başımızda İran gerçeği var. Bir yanıyla yönetimlerin iç sorunları, uygulanan baskı ve ambargoların düğümler oluşturması çözümsüzlükleri giderek ağırlaştırıyor. Müslümanların aralarında birlik olmaları gerekirken, dağılmak için bin türlü bahanelerle her geçen gün daha çok parçalanmaları önlenemez nedenlerdir elbette.
Uçurumlar büyüyor. Başlangıçta önemsenmeyen, ciddiye alınmayan, nasılsa üstesinden gelinir diye geçiştirilenler zamanla önü alınamaz felaketlere dönüşüyor. İnsanlık ve kardeşlik hukuku hakkıyla oluşturulamadığı sürece, insana insan olma değeri verilmedikçe bu sürer.
Bir bölge işgal edilirken diğer yandan da fitne kazanı kaynatılarak huzursuzluk sürdürülür. Arap Baharı diye başlatılan emperyal kasırga durmuyor. Bu, sadece Müslümanların yaşadığı belli bir bölgeyle sınırlı tutulmuyor. Bu dalga İran’a, oradan da Venezuela’ya kadar yayılıyor.
Müslümanların sorumluluğu çok ağır ve çok da fazladır. Kendini sıyırıp bir kenara çekilemez. Gücünün yettiği kadar hamlede bulunur. En azından zalimlerle birlikte o yolda olmamaya bakar. Bilincini sıcak tutar, uzak durur, emperyalizme karşı olan her kim var ise onlara destek çıkar. Hakikati seslendirir, mazlumun yanında olur. Sevgili Efendimizin, çaresiz kalan Mekkeli Müslümanlara Habeşistan’a gitmeleri, “orada adil bir sultan vardır” önerisi, bir kurtuluş yoludur. İnsanlık bitmediği sürece bu var ve olacaktır.