Başlığı dünya barışı ve Müslümanların sömürülmesi ve öldürülmesinin son bulması için İslam Birliği şart şeklinde atmak da mümkündür. Bunun bir başka ifadesi Haçlı-Siyonist ittifakının insafına bırakılmış bir dünyada hakkın hakimiyeti, Müslümanların haklarının korunması mümkün olmaz şeklinde olabilir. Bu ifadelerin sadece bir kesime duyulan öfke olmadığını sanıyorum söylemeye bile gerek yok. Çünkü Müslümanların önce kendilerine bakmaları gerekiyor.

Dünyanın neresinde bir kan ve gözyaşı varsa, orada mazlumlar ve zalimler var demektir. Mazlumlar da çoğunluğu itibarıyla Müslümanlar olarak karşımıza çıkıyor. Zalimler ise Haçlı-Siyonist ittifakı mensupları. Böyle olunca yeryüzünde zulmün son bulması için mazlumların ayağa kalkması gerekiyor. Mazlumlar ayağa kalkmadan zalimlerin insafa gelmesini beklemek sadece mazlumların daha çok kanlarının akmasına ve sömürülmesine imkân veriyor.

Olaya bölgemiz ve İsrail açısından baktığımızda aynı gerçek karşımıza çıkıyor. Filistin toprakları üzerinde İsrail’in kuruluşunu sağlayan ülkeler başta İngiltere olmak üzere ABD ve AB ülkeleri olduğu hatırlandığında Filistinlilerin akan kanlarının ve topraklarını terk ederek dünyanın çeşitli köşelerinde yaşamaya mahkûm edilişlerinin sorumlusu da bunlardır. Çünkü Ortadoğu’nun kalbine bir hançer gibi Haçlılar tarafından İsrail saplanmamış olsaydı bölgemiz böylesine kan gölü haline gelmezdi. Diyelim ki, kendileri Siyonistlerden kurtulmak için İsrail devletini bir emrivaki ile kurdular, bununla da yetinmediler. İsrail’in sürekli olarak genişlemesine bırakın karşı çıkmayı destek verdiler/veriyorlar. Bir bakıma Filistin topraklarının yerlileri kendi ülkelerinde sığıntı gibi yaşamaya mahkûm edildiler. Bir adım daha atarsak Filistinler İsrail’in kuruluşundan bugüne sürekli İsrail’in saldırılarına muhatap oluyorlar ve tüm bu saldırılar karşısında Haçlı ittifakının aklına yaptırım gelmiyor. Gelse bile bunu hayata geçiremiyor/geçirmiyorlar. İsrail saldırıları karşısında Haçlı-Siyonist ittifakı birlikte hareket ediyor. İsrail’in kurulmasında yer alan Birleşmiş Milletler Teşkilatı da İsrail’in tüm yaptıkları karşısında sessiz kalmayı, birtakım kararlar alsa bile bu kararları kâğıt üzerinde kalmaktan çıkartarak yaptırım şekline döndüremiyor. Netice itibarıyla İsrail devleti ve dünya Siyonizm’i gemi azıya almış bir atın tavrını sergiliyor.

Bu gerçeğin artık gizlenecek bir yanı yok. O zaman yapılacak iş İslam dünyasının artık Haçlı-Siyonist ittifakına karşı birlik oluşturmak mecburiyetinde olduğunun farkına varmasıdır. Özellikle de Türkiye olarak Haçlılar ile aynı çuvala girme gayretini terk ederek İslam dünyasının birliğinin sağlanması hususunda harekete geçmek gerekiyor. Bunun kolay olmadığını söylemeye bile gerek yok. Ancak İslam Birliği’nin önünde bazı engeller var diye Müslümanların can güvenliğinin sağlanmasını, haklarının korunmasını özellikle Haçlı ittifakından beklemeye devam edildiği sürece İslam dünyasında ortaya her gün yeni uşaklar çıkacak, kan ve gözyaşı da son bulmayacaktır.

Haçlılara şirin görünmek ve kendimizi onlara kabul ettirmek için harcadığımız çabanın çok azı ile İslam Birliği’nin sağlanması mümkündür. Bu yapılmayıp Haçlıların ve İsrail’in her saldırısının ardından yapılan açıklamaların bir işe yaramadığı görüle görüle aynı yolda yürümeye devam etmek Haçlı-Siyonist ittifakının yaptıklarına razı olmak anlamına gelmez mi?Çünkü yapılan açıklamalar bugüne kadar hiçbir sonuç vermedi, vereceğe de benzemiyor. Müslümanlar olarak Haçlı-Siyonist ittifakının yaptıklarından şikâyetçi olmak elbette gerekli ama önlenmesi için de harekete geçme sorumluluğunun Müslümanlarda olduğu gerçeğini görmek durumundayız. Aksi halde kınamalar kan ve gözyaşını dindirmeye yetmeyecektir.