Dün, geçmiş zamandır. Geçmiş zaman tarihi ve birikimidir insanın. Dünü yaşayanlar olanı biteni yaşamışlar. Hayatta olanlar bugünü ve yarını yaşayacaklar. İnsanlar, topluluklar ve devletlerin geçmişleri dünden kalanlar kalmış olsa da bir deneyim ve bütünlüktür.

Tarih, geçmiş zamanın toplamıdır. İnsanlığın gelişimleri, mücadeleleri, çabaları, savaş ve barışlı dönemleri her toplum için bir birikim oluşturur.

Kimi milletlerin, halkların geçmişi büyüktür, kalıcı olmuştur. Tarihten ve zamandan silinmiş olanları da vardır. Kalıcı olan ve büyüklüklerini ortaya koyanlar büyük devletlerdir. Büyük devletler veya topluluklar birikimleriyle vardırlar. Büyük medeniyetlerin birikimleri kültürleridir. Onların eserleri doğal felaketler tarafından yok olmadıkça ayaktadırlar.

İnsanlığın geneli her insanı ilgilendirir. Farklı medeniyetlere mensup olanlar da genel anlamda insanlığın geneline bakar ona göre bir yaşama alanı seçerler ya da kendilerini ona göre tanzim ederler.

İslâm medeniyet dairesinden bakıldığında, İslâm ile buluşan ve hayatının merkezine alan topluluklar yerleşik bir düzene geçtikleri gibi kültürel birikim oluşturmuşlardır. Uzak Doğu’dan Orta Doğu’ya, Balkanlara, Kuzey Afrika, İspanya, Sicilya’ya kadar yok edilemeyecek izleri bırakmışlardır. Türkistan’dan Endülüs’e olan alanda insanları etkileyen ve hatta büyüleyen eserler görkemli ve kalıcı olmuştur. Kimi bölgeleri Müslümanlar terk etmiş olsalar bile izleri kalıcıdır. Endülüs’te bir İslâm medeniyeti büyük yıkımlar olmasına karşın vardır. Sadece kültürel birikim bakımından değil ruh ve öz bakımından da varlığını ve etkisini sürdürüyor.

İslâm medeniyetinin var ve etkili olduğu bölgeler de diğer medeniyet ve kültürlere ait olanlar kalıcı olmaya devam ediyor. Müslümanlar kültürel kıyımda bulunmadıklarından himayelerinde olanları, önemsememiş olsalar da tamamen yok etmemişlerdir. Kimilerini ise dönüştürmüşlerdir. Dönüştürme de bir hünerdir.

Karşılıklı çekişmelerden kaynaklı kimi tahribatların önü alınamamıştır. Bu da dünya insanlık ve kültür tarihi için büyük kayıptır.

İstanbul surları Bizans’a aittir, orada oldukları gibi duruyorlar. Zararsız ama bir varlık olarak tarihin kanıtları ve tanıklarıdırlar.

İnsanlığın yok edilmesi en büyük zulümdür.

Günümüzde yaşanan ve henüz bitmemiş olan bir Filistin zulmünün sıcaklığı var. Modern teknolojik silahlar ve acımasızlıklarla o coğrafyada yaşananlar gözler önündedir. Emperyalizm ve Siyonizm’in yaptıkları sadece insan kıyımı değil bir kültür ve medeniyet kıyımıdır da.

İnsanlığa savaş açanlar kültür ve medeniyetlere de savaş açıyorlar. Bunun en büyük kıyımlarına örnek Endülüs’tür.

İslâm’ın insanlığa kazandırdığı yaşama hakkı, insan olma hakkı en değerli olanıdır. Büyük İslâm medeniyetinin oluşu, büyüyüşü, gelişimi bundan kaynaklıdır.

Medeniyetlerin ve kültürlerin rekabeti de karşılıklı büyüme gelişmeleri sağlamıştır. Müslümanlar ile Hıristiyanlar arasında böylesine karşılıklı bir çekişme ve bir rekabet olmuştur. Bu da her biri kendi içinde büyüyüp gelişmiştir.

İnsanlık için tehlikeli olan ideolojik değişimlerin etkisiyle kendisine ait olmayanları yıkıp yok etmeleridir. Batıcı ve ırkçı olan Cumhuriyet ideolojisinin bu anlamda bir yıkım süreci olmuş ama bütünüyle yok edememiştir. Etkisinin kalıcılığı bir biçimde devam ediyor. Bu, bir anlamda içinde gelişip büyüdüğü büyük İslâm düşüncesi ve medeniyetine karşı oluşundan kaynaklanır. Yöneldiği düşünce akımlarının arzuladığı bir durumdur bu da.

Dün, bir kenara bırakılamaz. Tapınılacak bir geçmiş zamanı olmaktan çok, beslenilen, deneyimlerinden yararlanılan bir sürecin varlığının önemli oluşundandır. Her insan teki, geçmişini hayatından silemez, yok edemez. Gelecek için geçmiş önemlidir.