Uluslararası politika, dalgalanmalara son derece açık bir
alan. Uzun bir zamandır demokrasinin dönemin formatı olduğunu kaleme almaya
çalışıyorduk. Bir yerde var olan bir düzeni değiştirmek istiyorsanız ya içerden
demokratik açılımlarla ya da dışarıdan demokrasi götürme bahanesiyle müdahalede
bulunurdunuz. Ancak demokrasi kısa süreliğine de olsa bu görevini başka bir
kavrama bırakmışa benziyor. Bugünlerde özellikle bölgemizde yaşanan kargaşanın
ortaya çıkardığı karmaşık ilişkiler yumağı pragmatizmi yakınlaşıp
uzaklaşmaların aracı haline getirmiş durumda. Öyle ki aktörler arası ilişkileri
geçici de olsa tarihsel, kültürel, ideolojik vs. yakınlıklar değil, tamamen
aktörlerin herhangi bir konudaki tutumları (menfaatleri) belirliyor.
Bundan çok değil bir yıl önceki ulusal ve uluslararası
basın haberlerine bakalım, herkes Suriye deki rejimin ne kadar zalim olduğunu
halkına ne kadar vahşice davrandığını yazıyordu. Bugün geldiğimiz noktada ise
sanki bir hafıza silimine gidiliyor. Başta Suriye konusunda ısrarla desteğini
istediğimiz ABD nin Dışişleri Bakanı ndan Suriye deki rejime övgüler
yağdırılıyor. Hani onlar için en önemli şey insan haklarıydı ve hani rejim
onların kırmızıçizgilerini çiğnemişti Peki değişen ne Rejim mi yoksa
öğretiler mi Biz söyleyelim. Ortadoğu daki ilişkiler ağı öylesine karmaşık
yapılar üzerine kurulmuştu ki, bunları yerle bir edip yerlerine yenilerini
yapmak ancak büyük bir kaos eşliğinde gerçekleştirilebilirdi. Tam da bu sebeple
Ortadoğu daki bu dönüşüm süreci bahsettiğimiz pragmatizm eleğinden
geçiriliyor.
Garip Yakınlaşmalar
Geçen hafta küresel akıntıların ortaya çıkarmış olduğu
birçok kişiyi şaşırtan ABD-İran yakınlaşmasını yazmıştık. Ancak gidişat bizleri
şaşırtan başka yakınlaşmalarla karşılaşabileceğimiz konusunda bizlere ipucu
veriyor. ABD-İran yakınlaşması Türkiye yi bölgede Suudi Arabistan ve İsrail ile
yakınlaştırabilir. Bu yakınlaşmalar daha önce ihtilaflı olduğumuz yerlerdeki
aktörleri rencide edip, onları da yeni arayışlara itebilir. Her bir yeni arayış
bir önceki dengeyi alt üst edeceğinden ortaya karman çorman yeni bir ilişki
haritası çıkabilir. Kısaca bölge ülkeleri olarak bir konuda biriyle
yakınlaşırken başka bir konuda uzaklaşıyoruz. Tek başına bu durum bile dönemin
dış siyasetinin ne kadar kaygan bir zemin üzerine inşa edildiğini ve pragmatist
akıntıya ne kadar kapıldığımızı en açık şekilde ortaya koyuyor.
Yanlış Yol Haritası
Peki bu tarz bir ilişki ağının ortaya çıkış sebebi ne
olabilir Yani hem bir yakınlaşma siyaseti gündemdeyken, hiç kimse ile gerçek
anlamda yakınlaşamama durumu nasıl açıklanabilir Bunun psiko-politik iki açıklaması
vardır. Birincisi tüm aktörler ilişkilere tamamen reel politiğin hâkim olduğuna
ikna edildiler. Artık kimse kimseye güvenmiyor ve olabildiğince bencilce
davranmaktan hiç çekinmiyor. İkincisi ise bölgede tüm ülkeler İsrail e benzedi.
İsrail yıllarca kendi emelleri doğrultusunda yayılmacı politikalar gütmekten
hiç geri durmamıştı. Bugün baktığımızda ise İran ın Şiileştirme politikasından
tutalım Suudi Arabistan ın Selefileştirme politikasına kadar eline gücü geçiren
tüm ülkeler benzer yayılmacı zihniyete teslim oluyorlar. Türkiye nin ise bu
noktada Batılı değerlerin savunusunu yaparak oyunun içerisinde yer almaya
çalıştığını unutmamak gerekir. Yani tüm ülkeler kendi kültür, kimlik ve
medeniyet inşalarına girişerek, diğerlerini öteki olarak tanımlayarak gerçek
medeniyetin yolunu kaybetmiş durumdalar.
Müslümanların Duruşu Ne Olmalı
Bir gerçek var ki gelişmeler bizi bölgesel düşünmeye
mecbur bırakıyor. Müslümanların küresel düşünmesi gerekirken, biz kendi
içimizdeki sorunları aşmakta yetersiz kalıyoruz. Hâlâ daha İslamcıların Batı ya
kendilerini iyi anlatması gerektiğini söyleyenlerimiz var. Müslümanlar Batı ya
tabiî ki kendilerini anlatacaklar, ancak kendi içerisinde sorunlarını çözememiş
bir İslam dünyasının kendini anlatmaya çalışması terörizm ile suçlanan
Müslümanların suçluluk psikolojisinin bir ürünüymüş gibi algılanmaktadır.
Hâlbuki masaya oturduğunuzda suçluluk psikolojisi ile değil, güçlülük
psikolojisi ile hareket ederseniz kazanırsınız. Dolayısıyla başkalarının bizi
ikilemde bırakmasına izin vermeden, süreci en iyi şekilde nasıl
yönetebileceğimizin tespitini en kısa sürede yapmak en önemli önceliğimiz
olmalıdır.