Hayatın rüzgârına kapılıp sonunda da pişmanlık duymak birçok insanın yaşadığı bir haldir. Pişman olmamak için pişman olunmayacak adımlar atmak gerekir. Bireysel, ülküsel, inanç açılarından hadiselere baktığımızda pişman olmayacağımız en güzel hareket eğitime yapılan yatırımdır. İnsan yetiştiren kazanıyor.
Kazanmak için eğitimin öncelikle gönle yönelik olması gerekir. Çünkü gönlün döllediği nesiller bir başka oluyor. Eğitimin bir sevgi işi olduğunu söylemek istiyorum. Seven kişinin her hareketi bulunduğu ortamda kıyametler kopartır. Gökleri bir mendil gibi dürüp aşkının nurunu gökkubbeye asar. Aşkının bir meyvesi olarak arştan övgü sesleri duyar. Tevhit denizinden, dünyanın eteğine değerler saçar (Dîvân-ı Kebîr, V, s, 396, b. 5222).
Gönlün dört temel görevi vardır: Dünyayı aydınlatmak, kişinin içini temizlemek, engin bir ruha ve düşünceye sahip olmak, tevhit denizinden insanlığı yüceltecek değerler taşımak. Böylesi bir gönül elbette tarladaki ot gibi kendiliğinden bitmez. Belli bir eğitim sürecinden geçmesi gerekir. Bu konuda Mevlânâ şöyle der:
"Kendine gel; kapıdaki benim işte, aç kapıyı, kapıyı kapamak razı olanacak bir iş değildir. Her zerrenin gönlünde bir saray vardır; o kapıyı açmadıkça kapalı kalır sana! Tan yerini yarıp sabahları ağartan, seher vaktinin Rabbi sensin; yüzlerce kapı açarsın da gel dersin. Hayır, kapıdaki ben değilim, Sensin. Yol ver, aç kendine kapıyı. Kibrit taşı, ateşe gelip dedi ki: Ey dilber! Çık dışarıya, kucağıma gel! Şeklim şekline benzemez ama baştan başa senden ibaretim, görünüşüm bir perdedir âdeta!" (Dîvân-ı Kebîr, V, s. 11, b. 120).
Gönül kapısı açık olana ne mutlu! Mevlânâ kâinatta, "Her zerrenin gönlünde bir saray vardır" derken, insanın doğuştan birçok kabiliyet getirdiğine, maddenin en küçük parçası olan atomun içinde bile birçok sır olduğuna ve bunların gönül kapısının açılıp dışarı çıkmalarının zaruri olduğuna işaret eder. Bu kabiliyetlerin ortaya çıkması ise belli bir eğitim ameliyesinden sonra gerçekleşebilir. Tan yerinin geceyi yarıp çıkması gibi eğitim de karanlıkta kalmış kabiliyetleri perdelerin altından yarıp çıkartır.
Gönlün ışığının ortaya çıkartılıp, insanlığın aydınlatılması ancak eğitimle mümkün olur. Odunun oduna sürtünmesiyle ateşlenmesi gibi, eğitimcinin gönlü ile öğrencinin gönlü birbirine sürtününce, öğrencinin gönlündeki aşk ateşi ortaya çıkar ve dünya aydınlanır. Gönlün aşk ateşini kıvılcımlaması, gururu, benliği ve nefsin arzularını yakıt olarak kullanabilmesiyle mümkündür.
Gönülde aşk ateşi oluşmadan önce, onun ateşe atılması, orada bir müddet kalıp, ayna haline gelmesi gerekir. Mevlânâ bu duruma Hz. İbrâhim i örnek gösterir:
"Ey gönül! Gir şu ateş potasına, bir güzelce otur; bu ateşin tesiriyle demir bile ayna oldu. İbrâhim, altın gibi ateşe girdi de ateş, güllük gülistanlık oluverdi. Gönlünü, kavgadan böyle bir sevdaya çekmezsen, bu gönül ne işe yarar " (Dîvân-ı Kebîr, V, s. 467, b. 6397).
İnsanın hamlık ve kabalıktan sıyrılması için aşk ateşinde yanması gerekir. Bu hal bir eğitim faaliyetidir. Böyle bir eğitimi alan insan, kin yerine gül, kavga yerine sevgi sunar. Böyle bir değişimi gerçekleştirmeyen kimsenin gönlü ne işe yarar ki
***
Allah insandan doğru bir öz ve saf bir gönül ister. Bunun yolu da, akletmekten ve ibadetten geçer. Formel ibadetlerin eğitimde etkisi büyüktür. Meselâ oruç, müslümanın bedensel gözlerini kör edip, can gözünü açar. Çünkü gönül gözü kör olan kimseye hiçbir ibadet tesir etmez.
Oruç, canlılara noksanlık verirken, insanın insanlığını olgunlaştırır. Âşıkların hayatı, beden mutfağında karardığı için onları aydınlatmak üzere oruç gelmiştir. İnsanı şeytanın etkisinden kurtaracak, oruçtan daha güçlü bir kahraman yoktur.
Oruç gönlü ve canı tazeleştirip gönlü gayesine süratle ulaştırır. Gönlün özelliklerini değerli hale getirir. Madenin içindeki taşı, güneşin lâ l yapması gibi.
İnsanın içindeki yersiz korkuları atıp onu aslana çeviren, hatta aslandan da üstün hale getiren oruçtur. Kararan iç âlemimizi oruç aydınlatır. Oruç, insanın ayağını yücelere bastırır, ayağı başa çevirir ve esenleştirir.
Nefis, gönle musallat olan bir kraldır, ama oruç onu tir tir titretir. Oruç âb-ı hayattır. Kur an ışığını isteyen için oruç yeterlidir. Zira oruç, Kur an ışığının sırrıdır.
Oruç insanın gönlünü gün gibi aydınlatır; canını saf bir hale getirir. Allah ile buluşma gününde varlığını kurban eder. Orucun olduğu yerde gama yer yoktur. Etek gibi orucun ayaklarına düşen kişi, kısa zamanda ölümsüzlük diyarında baş gösterir (Dîvân-ı Kebîr, VII, s. 635, b. 8448).
İbadetlerin terbiye edici yönünü göz önünde bulundurmayan, ya da "gönül gözü" kapalı olanlar ibadetlerdeki sırları anlayamazlar. Oruç başlı başına bir okuldur. Bu yüzden ibadetler müslümana temizlenmekten, dirilmekten, tazelenmekten, yenilenmekten yücelmeye kadar arzu edilen halleri yaşatır.
Nefis bir gübredir, eğitim de bir nefis terbiyesidir. Gübre, bostanın gönlüne girip yok olur, pislikten kurtulur. Kavun ve karpuzun lezzeti olur. Ey kişi! Sen de pislikten kurtulursan yücelirsin.