Demokrasi elbette başıboşluk rejimi değildir. Demokrasilerde de herkes ve her kurum belli kurallar içinde hareket etmek zorundadırlar. Bu zorunda oluş bir sınırlandırma değil, başıboşluğu engellemenin bir gereğidir. Yürütmeden, Yargıya, Yasamaya hatta medyaya kadar tüm kurumların uymak zorunda olduğu kurallar vardır. Bu kurallar ise Anayasa ve yasalarla belirlenmiştir. Hiç kimse Anayasa ve yasalara uymamazlık yapamaz, yaparsa da yakasına yargı yapışır. Bu yüzden doğrudan doğruya yargıyı ilgilendiren konularda medya aracılığı ile laf yarışı yapılmasının yanlış olduğunu düşünürüm. Ancak, yeri geldiğinde medyanın bir denetim mekanizması gibi görev yapmasının gerekli olduğuna da inanırım ve sırf bu sebepten dolayı mesleğimi çok önemserim. Medya olmasa ya da güdümlü bir medya söz konusu olsa devlet kademesindeki birçok usulsüzlük ve yolsuzluk gizli kalırdı. Elbette medyada da sistemin kendisine verdiği hak ve yetkiyi kötüye kullananlar olabilir. Hatta, çoğu zaman medyanın kendisini polisin, savcıların ve yargının yerine koyduğu olmuştur. Bir bakıma yargısız infaz alışkanlık haline gelmiştir. Ancak, bunu engellemenin yolu medyayı susturmak, gazetecilerin ağzına fermuar çekmek değildir/olmamalıdır.
Devlet sırrı niteliğindeki bilgilerin medyada günlerce tefrika edilmesini kimse savunamaz. Ama devlet sırrının ne olduğunun da net bir şekilde belirlenmesi gerekir. Belirlenmelidir ki medya mensupları neyi yazdıklarında devlet sırrını deşifre etmiş olacaklarını bilsinler. Kişiden kişiye anlam değiştiren birtakım kavramların arkasına gizlenilmeye kalkışıldığında ortada ne devlet sırrı kalır ne de basın özgürlüğü. Hepimiz biliyoruz ki bazı kurumlar normal yazışmalarının üzerine bile "Gizli" ya da "Çok gizli" damgasını vurmayı adet haline getirmişlerdir. Böyle olunca hiçbir gizliliği ya da özelliği olmayan üzerinde "Gizli" ya da "Çok gizli" damgası bulunan bir yazının içeriğinin medyaya yansıması devlet sırrının açıklanması olarak yorumlanabilir.
Demek istediğim o ki, kurumların birbirini yanlış anlamaması ve kırmaması için devlet sırrı kavramının kişilere göre değişen anlamlardan kurtarılması gerekiyor.
Kaldı ki, bazı yasaklar ve sınırlamalar sadece devlet sırrı ile sınırlı değildir. Söz gelimi hazırlık soruşturmaları gizlidir ve yayınlanamaz. Ama, görüyoruz ki buna kimse uymuyor. Sanık durumunda olan kişiler daha mahkemeye çıkmadan medya tarafından kamuoyu önünde mahkum edilebilmektedir. Bu yanlıştır ama kamu görevlilerinin ihmali ya da görevini kötüye kullanması sonucu ortaya ciddi zararlar çıkmışsa ve bu ihmalin belgeleri gazetelere yansımışsa gazeteler bunu devlet sırrı olarak yayınlayamayacaksa görevini ihmal edenler nasıl ortaya çıkartılacak
Kurumlar kendi içlerinde birtakım denetim mekanizmalarına sahiptirler ve bu mekanizmalar devreye girerek ihmal sahiplerinden hesap sorulabilir. Bu mekanizma işliyor ve sorumlulardan hesap sorulabiliyorsa mesele yok. Zaten gizli kalmış böyle bir bilgide o zaman medyanın yazacağı da kalmamış demektir.
Bir başka husus ise bizde nedense kurumların yıpratıldığı gibi bir kavram vardır. Buna göre polisin ya da bir başka meslek grubunun içinde görevini kötüye kullananlar olduğunda bu kişilerin üzerine gidilmesi ya da bunları konu alan bir filmin çekilmesi karşısında ilgili kurumun başında bulunanlar hemen ayağa kalkıyor ve "Kurumumuz yıpratılmaya çalışılıyor" diyerek kendilerini aklamaya çalışıyorlar.
Halbuki söz gelimi ABDde çekilen filmlerin pek çoğunda ordudan, polise, hatta yargıya kadar pek çok kurumda ortaya çıkan yasa dışı gelişmeler konu edilir ama Amerikada kimse çıkıp da kurumumuzu yıpratıyorsunuz demez. Çünkü her kurumun içinde görevini iyi yapanlar olduğu gibi az da olsa ihmal ya da kötüye kullanananlar olabilir. İnsanın bulunduğu her yerde iyilik ile kötülük adeta birlikte yürürler, bunu da tüm yetkililer kabul eder.
Ülkemizde hemen her resmi kurum kendisini yasalarla ya da kendiliğinden kalın bir dokunulmazlık zırhının arkasına gizlemiştir. Gizlemiştir ama bu dokunulmazlık zırhı kimsenin dikkatini çekmez de herkesin gözü milletvekillerinin dokunulmazlığındadır. Halbuki dokunulmazlığına rağmen milletvekilleri hergün medya tarafından didiklenip durur. Onlar da kendilerini medya önünde savunmaya çalışırlar. Buna karşılık bir başka kuruma yönelik eleştiri karşısında o kurumun başında bulunanlar medyayı hizaya gelmeye, kimin yanında olduklarını belirlemeye davet edebilirler. Sanki medyanın -bir takım korsan yayınlarn hariç-terörün ve teröristlerin yanında olması mümkünmüş, böyle bir ihtimal varmış gibi..