Bismillâhirrahmânirrahîm;

CUMHURBAŞKANI’NIN son BM Toplantısı’na katılması ve hemen arkasından Putin’le Soçi’de görüşmesi ile dış politikamız yeni bir sürece girdi. Türkiye, BM’de ABD Başkanı Biden’la görüşme beklentisinde iken, bu görüşme gerçekleşmedi. Ayrıca, Erdoğan’la Putin’in baş başa görüşme içine girmesi devlet teamüllerine aykırı bulundu.

Ülkemizin Amerika ile ilişkileri 18. yüzyılda, Osmanlı dönemine rastlar. 1917’de diplomatik ilişkilere girilir. 1922-1923’te ilişkiler sürer. İlk büyükelçilik 1927’de açılır. Bundan sonra ilişkiler hızlanır. O kadar ki, Amerika’ya göbekten bağlı hale gelinir.

ABD, bu ilişkilerde hep Türkiye aleyhinde adımlar attı. 1964’te ABD Başkanı Lyndan Johnson Türkiye Başbakanı’na karşı küstah sözler etti. Kıbrıs Barış Harekâtı’mızdan rahatsız oldu. SSCB’nin Türkiye’ye saldırması halinde NATO’nun ilgisiz kalacağını açıkladı. 2003’te ABD’nin Irak’ı işgal sürecinde, Türk Özel Kuvvetler Karargâhı’nda bulunan askerlerimizin başına çuval geçirdi. “ABD’ye nota verelim” diyenlere, Başbakan Erdoğan, “Ne notası veriyorsun? Müzik notası mı?” sözünü etti.

Türkiye sınırında yaptığımız operasyonlar da ABD’yi korkuttu. ABD, bölgede YPG/PKK’nın zarar görmesinden endişelendi. Terör örgütlerini Türkiye’den önde tuttu. “Müttefik” gördü. Türkiye aleyhine açıklamalar yaptı. 15 Temmuz darbe kalkışmasını organize etti. Darbenin içinde oldu.

Buna rağmen içimizdeki işbirlikçiler ABD’nin Türkiye’ye karşı tavrını anlayamadı. Bu yapılanlar, ABD’nin bizimle “dost” ve “müttefik” olamayacağını, ABD’nin ipiyle kuyuya inilemeyeceğini bütün açıklığı ile gösterdi.

ABD’NİN TUTUMU BELLİ

BÜYÜK ülkeler dış etkiler altında kalmaz. Kendilerine has, özgün politikalar üretirler. Türkiye’nin yüz yıllar öncesine dayanan bir devlet tecrübesi var. Selçuklu ve Osmanlı, dünyaya insanlık, adalet, ilim, irfan götürmesiyle tanındı. Dünyaya nizamât verdi. Biz başka ülkelerin uydusu, onların projelerinin parçası olamayız. BOP Eşbaşkanlığı, tarih yazmış bir ülkenin dış politikası olamaz. Kendi projelerinin aktörü olamayanlar, başkalarının politikalarının figüranı oluyorlar.

Son ABD ziyareti ve Soçi görüşmelerini bir de bu açıdan değerlendirelim. Daha ABD’ye giderken örneği olmayan bir durumla karşılaştık. Erdoğan, ABD’de büyük konvoy oluşturacak ölçüde Mercedes filolarını uçaklarla ABD’ye taşıdı. Konvoy eşliğinde Türkevi’ni açtı. New York’un en gözde meydanında, astronomik fiyatlarla, yazdığı kitabın reklâmını yaptırdı.

Batılılar gösterişli ve tantanalı olaylardan hoşlanmazlar. Bunu seçimlerinde açıkça görürsünüz. ABD Başkanı Biden’in bu sebeple randevu vermemiş olabileceği düşünülemez mi? Siz diplomatik bir toplantıya gidiyorsunuz. Dünyanın birçok etkili lideri orada! Türkiye’nin faydasına olabilecek ikili temaslar konusunda fırsat kollayıp durmalı değil miydik? Açılışlar, kitap tanıtmalar daha müsait bir ortama bırakılabilirdi.

Erdoğan’ın ABD’ye “kitap” götüreceği kamuoyuna yansıyınca, Korkusuz gazetesi yazarı Ahmet Takan, oradaki görevin ağırlığı karşısında, ortaya konulan tutumun hafifliğine dikkat çekti. “Bir Kitap Vereyim Abime” (11.09.2021) başlıklı bir yazı yazdı. O yüzden BM Toplantısı’ndan akılda; Türkevi açılışı, Nev York’taki ihtişamlı konvoy ve kitap tanıtmadan başkası kalmadı.

SOÇİ ZİRVESİ

ŞOÇİ’DE yapılan Erdoğan-Putin Zirvesi de bazı soru işaretlerini doğurdu. Önce, hiçbir bakan ve dışişleri yetkilisinin katılmadığı toplantı iki lider arasında baş başa yapıldı. Bu yöntem diplomatik teamüllere aykırı bulundu. Konu Suriye olduğuna göre, önce niçin güneyde en uzun sınır komşumuz olan Suriye yetkilileriyle görüşülmüyor da, kuzeyimizdeki ülkeye koşuluyordu? Konunun muhatabıyla görüşülmesi daha öncelikli değil miydi?

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Erdoğan ve Putin’in baş başa görüşmesi konusunda, “Politikalar, ekipler halinde görüşülür” diyerek şunları anlattı: “Hiçbir ülkede en yetkili bir insan bile, tek başına görüşme yapmaz. Bir bakan veya dışişleri yetkililerinden kimse bulunmaması endişe vericidir. Belki de, kimsenin hoşuna gitmeyecek şeyler konuştular! Cumhurbaşkanı yetkiyi paylaşmıyor. Onun için sıkıntılar doğuyor. İnsan yanılabilir. Görüşme kayıt altında değil.” (30.09.2021)

Rusya, Türkiye’yi hiç “dost” görmedi. Yapılan zirveler sonucu Rusya Akdeniz’de söz sahibi oldu. Suriye ve Libya’ya yerleşti. Suriye ile diplomatik ilişkileri kesmek tehlike oluşturdu. 5 milyon göçmenin hakkı aranamadı.

AKP eski Milletvekili Mehmet Ocaktan, Türkiye’nin dış politikada yalnız ve çaresiz kaldığını açıkladı: “Suriye’de artık patron Putin. Onun himmetine muhtaç durumdayız.” (Karar, 01.10.2021)

Tarihi bir misyona sahip olan bir ülke başkasının uydusu politikalar izleyemez. Bu coğrafya, Türkiye’ye İslâm Birliği’ni kurma görevini yüklemektedir.