Cumhur İttifakı’nca bizim olduğu propagandası yapılan yüzyılın bir öncesinde, tarihler 60’la anılan yılın son adımında iken, Tercüman Gazetesi’nin birinci sayfasında bir çerçeve içinde şu tekerleme okuyucuya sunulmuştu.

“Olur böyle vakalar,Türk polisi yakalar!”

O günden sonra yaşanacak her emniyet gücü (polis) başarısında insanlarımızın gülümseme ile seslendireceği ve özellikle ergen gençliğin dilindeki bu dayanak tekerlemesinin mucidi, sağcılık geleneği üslubunu son anına kadar AKP iktidarı yanlısı fıkralarında da sürdüren merhum Rauf Tamer’di.

İki ecnebi ve bir Türk tarafından bekçisi katledilerek soyulan İzmir Arkeoloji Müzesinden 100’den fazla paha biçilemez, değeri tespit edilemez tanımlı eserlerin çalınmasının üzerinden henüz üç hafta geçmişken, faillerin yakalanmasının ertesi günü yayımlanan bu tekerleme ile suçlular aramızda korku ve endişenin yerini güven duygusu aldığına tanığım bir gazete okuru olarak.

Müze soygunundan tam bir hafta sonra efsane İçişleri Bakanı Faruk Sükan’ın istifası ve iki hafta sonrasında da faillerin yakalanmasıyla, çalınan tarihi eserlerin hepsini geri aldık resmi açıklamasının kafalarda cevaba muhtaç sorular oluşturması ayrı ve özel bir konudur.
“Komünistlerin nefes alışlarını dahi takip ediyoruz” iddialı İçişleri Bakanı Faruk Sükan’dan, “Teröristlerin ayakkabı numarasını biliyoruz” demecini verdiği hafta, Cadde-i Kebir’de bomba patlayan İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya gelmek için yaptık bu girişi.

Cumhur İttifakçısı MHP’nin başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin, istatistik kayıtlarına Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci en uzun süre (2468 gün) İçişleri Bakanlığı yapan kişi olarak geçmesine rağmen, bilinmemişlik hesabıyla ve bakanlık öncesi bir yılda (2011) FETÖ Savcısı Zekeriya Öz’e bir TV kanalında kendisi, çocukları ve millet adına minnet ve şükran duygularını açıklamış olan Sayın Soylu’nun, vefa ve siyasi ahlak gereği olarak tam arkasında durduklarını ilan etmesi de müessir oldu bizim bu mukayese bilgilerini yazmamızda.

Sayın Soylu’nun görevden alınmadan beş ay önce işlenmiş Sinan Ateş cinayeti dolayısıyla Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan ve maktulün eşi Ayşe Ateş görüşmesinden sonra, izleyici Adalet Bakanı Sayın Tunç, kabul ve soruşturma süreci ile ilgili bir soruya cevap vermiş.
“Sayın Cumhurbaşkanı dikkatle dinledi.

Hukuk devletinde hiçbir şeyin karanlıkta kalmayacağını söyledi.

Bu konuda yargıya güvenilmesi gerektiğini ifade etti.”

Adalet Bakanı Sayın Tunç’un, Sayın Erdoğan’ın tavrına tanıklığını bir aracı havasında ifade etmesi, hükümet üyelerine konuşma ve cevap metni yazan elemanların dikkat eksikliğinden yahut geçmişi bilmemelerinden kaynaklanmış olabilir.

Sayın Cumhurbaşkanı’nın dikkatle dinlemediği durumlar da mı var?

Bazı şeylerin karanlıkta kalması endişesi, kimlerdedir?

Yargı kelimesinin anlamında hissedilmesi gereken güven, niçin ayrıca ve özellikle vurgulanıyor?

İnsanlarımızın aklını meşgul edecek bu tip soruların oluşmadığı benzer bir hali, durumu geçen asrı yaşayanlarımız kolayca hatırlayacaklardır.
Sayın Erdoğan’ın çoğu yetkisini üzerinde bulunduran eski sistemin Başbakanı Demirel’in, 12 Eylül öncesinde basına verdiği cevapta idi kastettiğimiz benzerlik.

Faili meçhul cinayetlerle ilgili bir soruya, Başbakan Demirel gerdanını kıra kıra ve gazetecilerle arasına hiçbir bakanını sokmadan şöyle demişti:

“Devlet, durup dururken cinayet işlemez!”

Merhum Demirel’in o gün savunduğu Devlet’in bugün hiç gündem edilmemesi, demokrasi mücadelesinde katettiğimiz mesafenin uzunluğuna en büyük ve sevindiren bir delildir.

MHP’li partililerin, seçim sathı mailinde dillendirdikleri “Devletin başına Devlet geçecek” sloganıyla ve kültürümüzün “Ya devlet başa, ya kuzgun leşe” deyimiyle de bu yazımızın çağrışım paralelliği söz konusu değildir.

Merhum Üstad Necip Fazıl’ın “İnsan, üç beş damla kan; ırmak, üç beş damla su” formülünü göz önünde bulundurarak, yazımızın başına, yılları kapsayan bir övgüyle koyduğumuz “Türk polisi yakalar” tekerlemesi bugün, Sinan Ateş cinayetinin faillerinin ve ilişkililerinin aydınlatılmasıyla bir kez daha canlandırılmıştır diyebiliriz.

Ve son cümle olarak;

Türk kültürünün yine önemli deyimlerinden sayılan “Ateş, düştüğü yeri yakar” levhası, “Sinan Ateş, düştüğü yeri yakar” şeklinde hayatiyetine devam eder mi, sorusuna cevap aranacak günlerde yazıldı, iş bu yazımız, diyoruz.

NOT: Evlerinin önünde kefenlenmiş babaları, bir tabutta omuzlar üstünde giderken, ‘’Baba bayram geliyor!’’ diye ağlayan akranlarımı hiç unutmadım. Bayramınız mübarek olsun efendim!