En yaşlı üye sıfatıyla TBMM’nin açılışında “geçici Meclis Başkanlığı” görevini üstlenmesi beklenen Deniz Baykal’ın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la “sürpriz” görüşmesi ne anlama geliyor

Hem de az buz değil; 3 saate yakın bir görüşme… Acaba neler konuştular

***

Baykal, Cumhurbaşkanı Erdoğan’la bir araya gelince neler geçmedi ki belleğimden…

Turgut Özal 1989da Cumhurbaşkanlığı’na hazırlandığı sırada Deniz bey de SHP Genel Sekreteriydi. ANAP dışında bütün oluşumlar, Özalın Cumhurbaşkanlığı’na tam bir karşı pozisyon almışlardı.

Baykal, SHP Genel Sekreteri olarak o günlerde çok konuşulacak bir demeç patlattı;

-“Özal Çankayaya çıkamayacak, eğer çıkarsa onu oradan onursuzca indiririz!”

Baykal o dönem niçin böyle bir açıklama yaptı, sahi!

Kimilerine göre, “Askerler Özala Cumhurbaşkanı olma’ diyecekler!”di, o yüzden… Elbette rivayet…

***

Esasen “yerli” unsurlarını hep takdir ettiğim Baykal, 2007’deki Cumhurbaşkanlığı krizi sırasında da Anayasa Mahkemesi’ne hiç beklemediğim bir çağrıda bulundu ve, “Oylama iptal edilmezse Türkiye’de kaos olur…” dedi ve oylama iptal edildi.

Baykal’ın bu çağrısını da hangi saiklerle yaptığını hâlâ merak eder dururum…

***

Sahi, Baykal nereye koşuyor

Peki, ya sizce

 

Geniş tabanlı bir hükümet kurulmalı, saadet de bu hükümette yer almalı!

Önceki gece Kudüs TV’deki programda şunları söyledim;

“Geniş tabanlı bir koalisyon hükümeti kurulmalı ve seçimde 1 milyon oy alan ve sıralamada 5. parti olan Saadet Partisi de bu koalisyon hükümetinde yer almalıdır…”

Türkiye’nin an itibari ile geniş bir toplumsal mutabakata ihtiyacı var. Bu kesin.

Bir partinin kuracağı azınlık hükümeti ya da 1-2 partinin oluşturacağı koalisyon bu mutabakatı sağlamaya yetmez.

O zaman ne yapmak lazım

Yapılacak şey bellidir; millet iradesinin tecellisini halkın önüne koymaktır.

Hayali bir şey söylemiyorum; Türkiye’nin sorunlarının gerçek anlamda çözüleceği, geniş tabanlı bir koalisyon hükümeti kurulmak isteniyorsa böyle bir oluşumda Saadet Partisi neden yer almasın!

***

Geçmişte bunun örnekleri de var; bugüne kadar yüzlerce bakan, Cumhuriyet hükümetlerinde “dışardan” görevlendirildi.

Kaldı ki yasal olarak da bir engel bulunmamakta.

Anayasamızın 109’uncu maddesinin 2’nci fıkrasına göre, “Bakanlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri veya milletvekili seçilme yeterliğine sahip olanlar arasından Başbakanca seçilir ve Cumhurbaşkanı’nca atanır”.

Başbakanın milletvekili olması şart iken, bakanların milletvekili olması şartı aranmıyor

 

 

İçimiz kan ağlayarak tiyatroyu seyrediyoruz!

80 yıldır Milli Görüşün olmadığı hiçbir hükümet yoktur ki bir ortağı da ABD olmasın.

Milli Görüşün olmadığı hükümetler;

1. Ekonomide faizci kapitalist düzeni devam ettirirler: Bankaları zenginleştirirler, borca ve krediye mahkûm ederek devleti, halkı ve üreticiyi yoksullaştırırlar, IMFye borç bitti der, başkalarından borç almaya devam ederler, IMF politikalarından taviz vermezler, gelir dağılımındaki adaletsizliği artırırlar, halkın gelirini enflasyon altında eritirler, zengin daha zengin olur, fakir daha fakir, yandaş ihaleciler vardır.

2. Dış politikada ABD müttefikidirler: İslam dünyasını kan gölüne çeviren ABDnin karşısında engel değil yanında müttefik olurlar, bütün işgallerine ortak olur, hava alanlarını, limanlarını açar, ülkenin dört bir yanına NATO üslerini kurar, İsrailin güvenliği için radar üssü kurarlar, onları korumak için asker gönderirler, kadim dost edinirler.

3. İçişlerinde Avrupa birlikçidirler: Yasalarını AB Mevzuatı’na göre düzenlerler. İslam Birliği’nden hiç bahsetmezler, hatta küçümserler, akıllarına dahi getirmezler. İslam Birliği’ne lider olmaktansa Avrupa Birliği’nin kapısında dilenci olmayı tercih ederler, yalvarırlar da yalvarırlar. İslam ahlakına ve maneviyata ters olsa bile uyum mevzuatı diyerek yasalar çıkarırlar, eğitimi ve hukuku Hıristiyan dinine uygun AB Mevzuatı çerçevesinde şekillendirmeye çalıştıklarından dolayı maneviyattan uzak nesiller yetiştirirler.

***

Bu yüzden bugün kurulacak hiçbir hükümet bu milletin gerçek ihtiyaçlarını karşılayamaz, kalkındıramaz, saadet getiremez.

Şimdi biz; içimiz kan ağlayarak da olsa tiyatroyu seyrediyoruz. Ta ki biz kendimizi daha iyi anlatana ve bu millet Milli Görüş ve onun temsilcisi Saadetten başka saadet getirecek hiçbir parti veya kurumun olmadığını anlayana kadar...

Yeryüzündeki zulmün bir an önce biterek yaşanabilir bir Türkiye, yeniden büyük Türkiye ve yeni bir dünya kurulması için Milli Görüş’ün yeniden iktidara gelmesini Cenab-ı Allahtan niyaz ederiz. (Doç. Dr. İbrahim Halil Sugözü/Şırnak Üniversitesi)

 

Kebabı severim, ama!..

Öyle günlere falan itibar edenlerden değilim.

Yok, “anneler” günü, yok, “babalar” günü, yok bilmem ne günü!

Bizler için anne ve babalar her gün, her dem değerli.

Ayrıca bu “gün”lerin tüketimi artırmak için “özel oyun”lar olduğuna inanırım.

Dikkatimi çekti; bu konularda araştırma yapan bir şirket; geçtiğimiz yıl “Babalar Günü” haftasında en çok arananları ortaya koydu. Sonuçlara göre; Babalar Günü’nde en çok restoranlar aranıyormuş!

Restoran aramalarındaki trafik bir önceki haftaya göre %10 artış gösteriyormuş. Favori restoranlar ise kebapçılar. Türk mutfağı araması Babalar Günü haftasında %8’lik bir artış gösterirken, kebapçı aramaları ise %12 artıyormuş.

Ne bileyim, her nedense ilginç geldi bana…

***

Son söz; kebabı severim ama “Babalar Günü’nde değil…

İlgilenenlere duyurulur!

Başörtüsünden dolayı bir mağduriyet daha!

“İsmim Nilgün Karabulut (Sayak).

İstanbulda ikamet etmekteyim. 1996 yılında Kütahya Dumlupınar Üniversitesi Matematik Bölümü’nü kazandım. Matematik Bölümü’nde başarılı bir öğrenci iken bölüm başkanım 28 Şubat sürecinde şahsımı hedef alarak başörtüsü sebebiyle okulu uzatmama neden oldu.

Bu sebeple eğitim sürem iki yıl uzadı.

KPSSden yeterli puan almama rağmen 28 Şubat süreci sebebiyle atanamadım.

Mağduriyetimin giderilmesini rica ederim.”

***

Nilgün hanımın iletişim bilgileri mevcut. Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) yetkililerinin bu konudaki hassasiyetini de biliyorum. Konuyu dikkatlerine sunuyorum.

NOT: Bugün, 12 Haziran 2015, Cuma. 1) Emekliler yılda 15–20 TL zamla, hâlâ sürünmeye devam ediyor. 2) An itibariyle asgari ücretli “nasıl geçineceğim ” diye feryat ediyor. 3) Bu parlamento ve mevcut AKP iktidarı, 2011’den bu yana verdiği yeni ve sivil anayasa sözünü yerine getiremedi. 4) 28 Şubat darbesi döneminde kapatılan, yoksul-zeki Anadolu çocuklarının barındığı Başbakanlığa bağlı Vakıf Öğrenci Yurtları hâlen kilitli. Otur, sıfır!