Yargıtay’ın cezalarını onamasıyla 28 Şubat’ın demokrasi katilleri cezaevlerine konuldu. Hasretle beklediğimiz bu infazla adaletin geç de olsa tecellisi yüreğimizi soğuttu. 28 Şubat postmodern darbesi, demokrasi tarihimizin utanç sayfası, kara lekesidir. Militarist irade, iç ve dış mihraklar tarihin en başarılı hükümetini alaşağı etmek için elbirliğiyle her türlü madrabazlığı yaptı. Medya, militarizme selam durarak zihinlere irtica paranoyası sokuşturdu,  manşetlerinde o gün akil adam saydığı FETÖ elebaşından dahi beyanat alıp cennetmekân Erbakan Hoca’mızın hükümetini sıkıştırmaya çalıştı. Militarist irade, bürokrasiyi, yargıyı, medyayı hizaya soktu. Hatta yargı, askerden brifing aldı, hizaya, hazır ola geçti. Rahmetli Mehmet Ali Birand’la yaptığım röportajda, “Yatacak yerimiz yok” demiş: “Medya o dönemde, üniversiteler, iş çevreleri, laik kesim, askerle birlikte bir bütündü. Orda demokrasi için hayır denilirdi ama böyle bir ilke yoktu. Asker ne yaparsa doğrudur, politikacı üçkâğıtçıdır, vatanını düşünmez, asker düşünür, bürokrat düşünür. Bizim ezberimiz, eğitimimiz buydu, böyle eğitildik. Medya daha önce demokrasiye çok duyarlıydı da Erbakan geldiğinde demokrasi katledilince askerin yanında yer almadı. Medya zaten hep askerin yanındaydı. Batı Çalışma Grubu çıktı ortaya. Felaket algısı oluşturdukları şeyi durdurmayı görev saydılar. Bu algıyı 1960’dan itibaren biz yerleştirdik,  CHP yerleştirdi, medya yerleştirdi. Tek başına medyayı suçlama, üniversiteyi suçla, Halk Partisi’ni suçla, diğer partileri suçla. Bu işi yapanların hesap vermesi lazım. Medyası şusu busu arkasından gelir. Biz 12 Eylül’de medyayı mı yargıladık? 27 Mayıs’ta medyayı mı yargıladık? ‘Paşam neredesin’ diye yazı yazanları mı yargıladık?” analizini yapmıştı. 28 Şubat’ta askeri vesayeti kutsayanlar bugün gazetelerde demokrasi güzellemeleri yapıyor, utanmadan bu milletin yüzüne bakıyorlar. O dönemde demokrasiyi ayaklar altına alanların hiç birisine vatandaşlık hakkımızı helal etmiyoruz. İkna odalarında bacılarımızın başörtüsüne el uzatanlara; darbe şakşakçısı, FETÖ elebaşına dahi akil adam muamelesi yapan gazetelere; hukuku eğip büken, uyduruk gerekçelerle gazete kupürleri iliştirerek Refah Partisi’ne kapatma davası açan “darbeci zihniyetli-asker giyotini(!)” savcıya; askere selam duran yargı mensuplarına; dik durması gerekirken yamulan iş dünyasına, başkomutan sıfatıyla askere kışlasına dönmesini emretmeyen, hükümetin arkasında durmayan Demirel’e ve müebbet yatsalar da apoletlerini demokrasiye gölge eden bu demokrasi katillerine hakkımızı helal etmiyoruz. Yok yaşlılarmış! Bu işin yaşı başı yok! “28 Şubat bin yıl sürecek” diye böbürlenmesini, millete, demokrasiye güç gösterisi yapmasını, siyaseti kendilerince dizayn etmesini biliyorlardı ya! Keser döner sap döner, gün gelir hesap döner. Yaptıklarının hesabının sorulacağını düşünmediler mi? Kendilerini hukukun, milletin üstünde görürken neye güveniyorlardı? Demokrasi onların oyuncağı mı? Rütbeleri sökülsün, maaşları da kesilsin, cezalarını paşa paşa çeksinler. Demokrasi tarihimize bu utanç sayfasını yazanları savunmayın. O gün onlar konuşuyordu, bugün adalet konuşuyor! Sözün bittiği yerde değil, adaletin başladığı noktadayız!

DİPNOT 1: “ Taliban’la görüşürüz” diyen Erdoğan, Mehmetçik’in Kabil Havalimanı güvenliği misyonunda ısrarlı. Orası hep izole mi kalacak? ABD’nin tırıs tırıs kaçtığı yere Taliban’ın saldırmayacağının garantisi var mı? Mehmetçik’in burnu kanarsa bedeli ağır olur! Yetkililer, “Bir sığınmacı bile alamayız. Mülteci deposu değiliz” diyor ama kevgire dönen sınırlardan Afganlar akın akın geliyor. AB’nin yine kaçmaya çalıştığı, mülteci yükünde sorumluluk alacağı, masaya yumruk vuracağımız sonuç odaklı diplomasi yürütülmeli. Suriyelilere 50 milyar dolar harcandı! Afganların maliyeti ne olacak? Onlara da mı IBAN verilecek?

DİPNOT 2: Sel felaketinin tek suçlusu bulundu, tutuklandı! Felakete davetiye çıkaranlara hesap sorulmayacak mı? Dere yataklarını imara açıp aç gözlülere peşkeş çekenler ne olacak? Felaketin faturasını bir günah keçisine yıkıp işin içinden sıyrılamazsınız! Vebali var, vebali!