Demokrasi temelde bir uzlaşma ve anlaşma sonucu oluşmuş kurallar ve kurumlar rejimidir. Normal işleyen bir demokratik rejimde herkesin aklına geleni söylemesi, aklına estiği gibi davranması mümkün olmaz. Hele hele sistemin sağlıklı işlemesi için oluşturulmuş kurumların yönetici ve üyeleri zamana ve şartlara göre değişen tutum takınamaz, kararlar alamazlar. Özellikle de kurallar kişilere göre farklı bir yoruma tabi tutulamaz, farklı kişilere farklı uygulamalar söz konusu olamaz. Oluyorsa laf planında demokrasiden ne kadar söz edilirse edilsin yapılan iş, verilen karar demokratik olmaz.
Bu arada elbette demokrasilerde son karar merci halktır, halkın olması gerekir. Kendilerini bazı kurum ve kişiler halkın yerine koyar, halk adına halka rağmen uygulamalara imkan verirlerse yine adı demokraside olsa yapılan uygulama demokratik olmaz.
Demokrasi halkın yönetimidir, bir takım kurumların keyfiliği değil. Hele hele herkesin aklına geleni söylediği bir rejim olarak düşünmek de yanlış olur. Her kafadan bir ses çıkması, gevezeliğin demokrasi gibi algılanması sonucunu doğurur ki, bu demokrasiyi farklı bir noktaya sürükler.
Her kafadan bir ses çıkıyor, bir diğer ifade ile herkes hiçbir kural tanımadan konuşuyor ama son sözü söyleyenler kendi bildiklerini okuyorlarsa demokrasiden çok bürokratik oligarşiden söz etmek daha doğru olur.
Çünkü, bu noktada artık halkın iradesinin tecellisinden çok bazı kurum ve kişilerin iradesinin halkın iradesinden bağımsız ve farklı olarak tecellisi gündeme gelir ki buna Erbakan Hocanın ifadesi ile demokrasi değil demokratur demek daha doğru olur. Yani halkın kendi kendini yönetmesi demokrasi ise halkın yönetime alet edilmesi, bir diğer ifade ile halkın kendi kendini idare ettiğini sanmasının adıdır demokratur. Bu bakımdan demokrasi ile demokratur arasında akla kara kadar fark vardır.
Kuralların tam olarak oturmadığı, bir takım kurumların var olan kuralları herkese eşit olarak uygulamadığı sistemlerde ortaya daha çok gevezelik çıkar. Hak ve adalet ölçüleri gücü elinde bulunduranlara göre şekillenir. Güç deyince elbette sadece bir takım kurumların ele geçirilmesinden söz ediyor değiliz. Bu noktada yani demokrasinin demokratura dönüşmesinde medyanın çok önemli bir rolü vardır. Medya bir takım ideolojik ve maddi çıkar gruplarının eline geçmiş ise o ülkede artık medya, halkın egemenliğinin tam olarak gerçekleşmesi için mücadele veren güç olmaktan çıkmış, patronların borusunu öttüren bir güce dönüşmüş demektir. Bu bakımdan demokrasinin demokratura dönüşmesi, yani halkın kandırılmasında medyanın büyük bir rolü vardır. Bir ülkede gerçekten demokrasinin işlemesi isteniyorsa önce medyanın demokrasiye inanması gerekir. Patronlarının çıkarlarını halkın çıkarlarının önüne geçirmiş bir medyanın hakim olduğu ülkede demokrasiden söz etmek gevezelikten öte bir anlam ifade etmez.
Demokrasi gevezelik rejimi değildir derken dikkat çekmek istediğim bir başka husus ise hakim güçlerin ortamı gevezelere terketmesi bilinçli bir tercihtir. Böylece toplumun havası alınmış, herkes konuşturulup rahatladıktan sonra sanki herkes fikrini söylemiş zannına kapılarak halk kandırılmış olur. Halkın bunun farkına varması çoğu zaman mümkün olmaz.
Diyebiliriz ki gevezeliğin hakim olduğu toplumlar, demokrasiden çok demokratura yakındır.