Dünkü yazımda Başbakanın kongre konuşmasına temas ederken söylenenlerden çok uygulamanın önemli olduğunu hatırlatmıştım. Çünkü laftan öte gitmeyen temenni niteliğinde kalmış söylemler ülkemize zaman kaybettiriyor. Ülkemizde demokratikleşme istekleri yıllardan beri gündemin başında yer aldı. Bunda darbelerin ardından yaşananlar ve çekilen acılar etkili oldu. İnsanımızın tercihlerine karşı savaş anlamına gelebilen darbeler döneminin kapanması artık toplumda -az bir istisna dışında- genel istek haline geldi. Darbeler döneminin kapanması demokrasinin kökleşmesine ne ölçüde katkı sağlar Yani demokrasiye zarar veren sadece darbeciler midir Sivillerin bir takım tahammülsüzlükleri ve yaklaşımları demokrasiye zarar vermez mi Bir bakıma demokrasi şarkıları söylerken yine de demokrasiden uzaklaşma söz konusu olamaz mı

Demokrasi deyince aklıma ilk gelen farklılıklara tahammül kültürünün sindirilmesi oluyor. Farklılıklara tahammülün olmadığı bir toplumda hep birlikte demokrasi şarkıları söyleniyor olsa da gerçek anlamda demokrasinin yerleşmesi mümkün olmaz. Olsa olsa herkesin hak ve özgürlükleri kendisi için istediği bir toplum ortaya çıkacaktır. Ülkemizde uzun yıllar azınlığın çoğunluğa tahakkümü söz konusuydu. Bunun tersi bir gelişmeye meydan verecek yaklaşımlardan da kaçınmak şarttır. Gelişmeler artık darbeler döneminin kapandığını gösteriyor.

Elbette hiçbir sistemde özgürlükler sınırsız değildir. Klasikleşmiş ifadesiyle, "Kişilerin özgürlüğü, bir başkasının özgürlüğünün başladığı yerde biter."

Peki, çağdaş put olarak nitelendirmek de mümkün olan demokrasi kusursuz bir rejim midir Demokrasilerde temel insan hakları bir takım gerekçelerle sınırlandırılabilmekte, hatta rafa kaldırılabilmektedir. Böyle oluyor diye yapılanın doğru olduğunu söylemek elbette mümkün değil.

Bu noktada Başbakan Erdoğanın kongre konuşmasında en fazla vurgu yaptığı konu darbe dönemlerinin son bulduğu, demokrasi, kardeşlik, barış ve kucaklaşma olduğudur. Hatta Başbakan, "İnadına demokrasi, inadına kardeşlik" sözleri ile bu kavramlara vurgu yaptı. Ancak, konuşmayı yaptığı salonda kongreyi izlemelerine bazı gazetecilere izin verilmemişti. Yani beğenilmeyen gazetelerin temsilcileri salonda görülmek istenmemişti. Bu yaklaşımı demokrasi ile farklılığa tahammül ile izah etmek mümkün olabilir mi

Partimize ait bir kongreye istediğimizi alma, istemediğimizi almama hakkımız var  denemez. Evimize istediğimizi alır, istemediğimizi almayız, randevu isteyenlere izin verip vermemek kişisel bir hak olabilir ama ülkeyi yönetmekte olan bir partinin kongresine gazete ve televizyonları seçerek kabul etmek tahammülsüzlüğün bir ifadesidir. "Bunlar kongreye gelirlerse canımı sıkarlar, öyleyse baştan önlerini keseyim" denecek olursa birbirleri ile çatışma halinde o kadar çok kişi ve grup vardır ki bu tavır ile ortaya çıkacak karmaşayı önlemek mümkün olmaz.

Elbette farklı fikir ve düşüncelere mensup olmak, karşımızdakine hakaret etme hakkı vermez. Öyle bir durum ortaya çıkacak olursa bunun hesabının görülmesi gereken yer mahkemelerdir.

Uzun yıllar başta gazetemiz olmak üzere bazı gazeteler TSK tarafından yasaklılar listesinde yer almıştı. Bunu hep sansür olarak nitelendirdik. TSKnın yaptığı nasıl yanlış ise bugün sivil yöneticilerin benzer bir tavır sergilemesi de yanlıştır.

Bu bakımdan ihtiyacımız olan demokrasi ve insan haklarının gerekliliğine laf planında vurgu yapmaktan çok uygulamada hayata geçirmek önemlidir. Bunu yapamadığımız sürece gücü ele geçirenler beğenmediklerine bir takım yasaklar ve sınırlandırmalar getirecektir. Bir başka ifade ile askeri sınırlandırmaların yerini sivili almış olacaktır.

Farklılıklara tahammül kültürü gelişmeden toplumsal huzurun sağlanması mümkün olmaz. Bu hususta en büyük sorumluluk da yöneticilere düşüyor. Yöneticiler her hususta örnek olmak durumundadırlar. Onlar örnek olacaklar ki kitlelerde de tahammül kültürü gelişsin. Unutulmaması gereken husus demokrasi ve özgürlük sadece terörle mücadelede gerekli değil, hayatın her alanında lazımdır. Hem demokrasiyi topluma en iyi rejim olarak takdim edeceksiniz, üzerinde tartışılmasına bile tahammül edemeyecek hem de işinize geldiği gibi yorumlayacak olursanız bu işin sonu gelmez.