Ecevit, Demirel’le ilişkileri konusunda kendisine yöneltilen eleştirilerden rahatsızdı. Birçok konuşmasında gerginliğin Demirel’in tutumundan ileri geldiğini anlatmaya gayret etmişti; “Söz açılmışken söyleyeyim. Hep Demirel’le benim uzlaşmaz iki kişi olarak suçlanmamıza çok canım yanar. Uzlaşmazlık hep ondan gelmiştir. Örneğin, Anıtkabir’de, cenazelerde her seferinde ben yanına giderim. Hal hatır sorarım, laf açarım ama ondan bir tepki gelmez. Daha doğrusu benden kamuoyu önünde uzak durmaya çalışır. Ben ne yapayım Ertesi gün gazeteler, “İki lider birbirlerinin yüzüne bakmadılar” diye haber yaparlar.”
Ecevit bunları anlatırken, üzerindeki lacivert kazağını havanın anlık ısınma ve soğumalarına göre çıkarıp giyiyordu. Bu arada her seferinde kazağı giyip çıkarırken dağılan saçlarını taramayı ihmal etmiyordu. Demirel’i anlatırken yeniden cumhurbaşkanlığı seçimlerine döndü:
“1973 Nisan ayındaki cumhurbaşkanlığı seçimlerinden epeyce önceydi. 1972’nin sonlarına doğru generaller, beni ve parti yöneticilerini bir gün Genelkurmay’a çağırdılar. O zaman Faruk Gürler, Genelkurmay Başkanı, Semih Sancar da Kara Kuvvetleri Komutanı. Gürler bana dönerek, “Bizim bir cumhurbaşkanı adayımız yok. Siz iki büyük parti aranızda anlaşın bir aday saptayın” diyerek o zamanki eğilimlerini ifade etti. Buna çok sevinmiştim. “Demirel’le konuyu görüşmek için bana öneride mi bulunuyorsunuz ” diye sordum. “Evet” cevabını verdiler.
Hemen Demirel’le görüşme imkânı aradım. Hıfzı Oğuz Bekata’ya randevu alması için görev vermiştim. Demirel isteğimi kabul etmiş. Zaten o zaman Meclis’teki odalarımız karşı karşıyaydı. Konuşmak çok kolay olacaktı. Ben tam görüşme için odadan çıkmaya hazırlanırken, AP’liler Demirel’den bir haber getirdiler. “Özür diliyor, dört günlüğüne bir seyahate çıktı” dediler. Görüşmemizin çok önemli olduğunu da söylemiştim. Görüşemedik.Baktım olacak gibi değil. Genel sekreteri araya soktum. Onların genel sekreteri kanalıyla generallerin eğilimini ulaştırmaya çalıştım. Olmadı, bir türlü diyalog kuramadık. Sonra da nisan ayındaki o sıkıntılarla karşılaştık.”
Ecevit, Demirel’i anlatmaya devam etti.
“Bir başka cumhurbaşkanlığı seçimine 12 Eylül öncesine döndü: “Son cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de bir keresinde karşılaştık. Bana, “Siz hâlâ bağımsız aday olmamasında ısrarlı mısınız ” diye sordu. Ben de, “Yok hayır... Ben hiçbir zaman bağımsız olmasın demedim ki, gelin konuşalım, 1973’te olduğu gibi, üzerinde anlaşacağımız bir adayı birlikte destekleyelim” cevabını verdim.
Gel zaman, git zaman, Çağlayangil cumhurbaşkanı vekili oldu, ikimizi bir uzlaşma sağlayabilmek için Çankaya’ya çağırdı. O da, “Efendim, siz bağımsız aday olmamasında ısrar ediyormuşsunuz,” deyince, ben, “Hayır efendim nereden çıkarıyorsunuz, Sayın Demirel de daha önce böyle söylemişti, yok böyle bir şey. Gelin bir isim üzerinde anlaşalım, seçelim” cevabını verdim.
Çağlayangil bu sözlerim üzerine Demirel’e dönüp, “Ne diyorsunuz” gibisinden bakınca, Demirel, “Geçti artık” diyerek tutumunu ifade etti. Hatta o konuşma sırasında Çağlayangil’e, “Kontenjanı seçmeyin, bakarsınız Meclis dışından bir isim üzerinde anlaşabiliriz” uyarısını da yapmıştım. Nitekim daha önce Cevdet Sunay kontenjan yoluyla seçilmişti.”
Ecevit, cumhurbaşkanlığı serüvenini aşağıdaki anısıyla tamamladı: “30 Ağustos günüydü, 12 Eylül’den az önce. Komutanlar kokteyl vermişlerdi. Ön koltukta Çağlayangil oturuyor, ardında Demirel. Şarkıcılar, şarkıya başlamadan önce kırıta kırıta, “Sayın cumhurbaşkanı vekilimiz” dedikçe Demirel zevkle gülüyordu. Sonra ne oldu. Ne cumhurbaşkanlığı vekilliği kaldı, ne de hiçbir şey...” (Oral Çalışlar, Liderler Hapishanesi-12 Eylül Günlükleri)
Benim merak ettiğim ise şu:
Ecevit’e, Cumhurbaşkanlığı seçimini görüşmek için randevu veren Demirel’i son anda “4 günlük seyahate” kim ya da kimler ikna etti
Kendileri hayatta…
Bir cevap verseler ya…
2014 Çankaya seçimlerine pupa yelken giderken, bu anekdotun önemli olduğunu düşünüp sizlerle paylaşmak istedim…
Benim Çok Hoşuma Gitti…
Naci Maraş bir mail gönderdi.
Günümüzü çok iyi özetliyor.
Ne yalan söyleyeyim, benim çok hoşuma gitti.
Şunları söylüyor;
“Bizim kapıcı hacca gitmek için para biriktiriyor..
Komşu, “Hac parasını bulamayınca umreye gideceğim.” diyor..
2002’den önce hac başvurusu 120 bindi, 2013 yılında hac başvurusu 1,2 milyon..
Ben devlet memurluğundan bir şirkete geçtim..
Şirket yönetimi oruç tutmuyordu, bana da tutmamamı söylediler..
2002’de AKP seçimi kazandı, 2003’te şirkete atama yaptı, gelen yönetim oruç tutuyordu..
Önceki oruç tutmayan ve bana da “tutma” diyen yöneticilerin hepsi oruç tuttu!
Bu ülkede Ecevit ilk sol akımın önderi oldu, herkes solcu oldu.
AKP dindar oldu, herkes dindar oldu. Oldu da herkesin altında lüks araba!
Bu nasıl Müslümanlık
Bu topluma fakirken namaz kılmayı oruç tutmayı öğret; zengin olunca lüks yaşa..
İnancın hiç bir özelliği kalmaz…
Cahil Müslüman olmak istemiyorum..
Bilinçli vatandaş olmak istiyorum.”
Batıya neden güvenmemeliyiz
Batının en büyük projelerinden biri de; tam itaat etmeyen İslam dünyasını mezhep çatışmalarıyla bir kaosa sokmak ve ardından zayıf bedenleri itaat (devlet-aşiret vs.) altına almak.
Maalesef bu konuda bayağı bir yol aldılar.
Irak savaşında inatla Şiilerin bombalanması bundandır.
Çok büyük bir fitneyle karşı karşıyayız.
İslam ülkelerinin bir çoğu bu durumu umursamadığı gibi bazıları bu oyunun bir parçası, bazıları da çaresizlikten bilerek bunların yolundan gidiyor.
Son olarak şunu söyleyeyim ki; Bu adamlar(Batılılar) dünyanın bütün değerlerine sahip oldukları halde yine de gözleri doymuyor.
Kendilerinin canı tatlı olduğu için araç gerecin yanında insan kullanma sanatını da çok iyi biliyorlar.
Son yüzyılda dünya çapında öldürdükleri insan, yok ettikleri değerlere bakıldığında bize acırlar mı acaba
Hayır, bunlara asla fırsat verilmemeli ve asla zayıflık gösterilmemeli. Daima güçlü olmalı, daha da güçlü olmanın yolları aranıp bulunmalı.
Başka şansımız yok. Allah yardımcımız olsun. Amin! (METE KALYON)
NOT: Bugün 1 Eylül 2013 Pazar… İktidar ve TBMM’de grubu bulunan partiler, 2012 yılında yeni ve sivil anayasa vaadini yerine getiremedi. Sınıfta kaldı. Umutlar bu yıla sarktı. Cemil Çiçek, liderlerle görüşerek yeni bir süreç başlattı. Mısır’daki askeri darbe ve katliam bu süreci gölgelememeli. Du bakali n’olacak Her şeye rağmen yine de takipteyiz…