Balyoz Davası nın Yargıtay safhası dün açıklanan kararla neticelenmiş
oldu. Çoklarının ileri sürdüğü ve iddia ettiği gibi yerel mahkemenin verdiği
kararın Yargıtay da bozulacağı yönünde toplumda oluşturulmak istenen beklenti
de geçersiz kılındı. Ülkemizde darbeciler ilk defa yargılanmış ve verilen karar
Yargıtay tarafından sonuçlandırılmıştır. Özellikle 237 sanığın cezasının
onanması ülkemizde çok şeyin değiştiğini göstermesi bakımından önemliydi. Hemen
belirteyim ki, insanların ceza alması, ömürlerinin önemli bir kısmının
cezaevinde geçecek olması kimseyi mutlu etmez. Ancak, görevleri ülkeyi dış
tehlikelere karşı korumak olan kurumların başında bulunanların iç tehlikeler
icat edip ülkenin bu iç tehlikelerden korunması gibi bir görev icat etmeleri
ülkemizde siyaseti çığırından çıkarmış, halkın iradesi bir kenara itilerek
silahı elinde bulunduranların söylediklerinin olduğu bir ülke konumuna
düşürmüştü. Öyle bir noktaya gelinmişti ki, eğer seçimlerde darbecilerin
istediği sonuç çıkarsa mesele yok, ama onların isteğine uygun sonuç alınamazsa
en hafif ifadesiyle millet yanılmış, doğruyu görememiş bu sebeple de ülke
tehlikeye sürüklenmiştir. Öyle ise bu tehlikeden ülkenin korunması ve
kurtarılması gerekir gibi bir mantıkla seçilmişler bir kenarda itilerek
atanmışların isteği uygulamaya konulmuştu. Bu noktada Balyoz Davası nın
sonuçlanması ülkemizde yargı tarihi açısından bir dönüm noktası olduğunu
söylemek yanlış olmaz. Özellikle geçmişte darbeciler brifingler vererek
yargının ne yönde harekete geçmesi ve karar vermesi gerektiği yönündeki
telkinleri düşünüldüğünde bugün gelinen noktanın çok daha önem kazandığını
söylemek yanlış olmaz.
Kısacası, ülkemizde ciddi bir dönüşüm yaşanmaktadır.
Dünün darbecileri ve yargıya brifing verenlerin bugün yargılanması,
yargılanmakla kalmayıp mahkûm edilmesi, verilen mahkûmiyet kararlarının önemli
bir kısmının Yargıtay tarafından onanmış olması ülkemizde hukukun hâkimiyetinin
sağlanması açısından da önemlidir. Hemen belirteyim ki, darbecilerin
yargılanması, mahkûm edilmesi ülkemiz açısından önemli bir gelişmeyi
göstermekle birlikte darbelerin asker ayağının yanında, sivil destekçilerinin
de yargılanması gerekiyor. Çünkü hiçbir darbe ve darbe girişimi tek ayak
üzerinde durmamış, bunun mutlaka, sivil ve özellikle medya ayağı hep olmuştur.
Öyle ki, bazı medya mensupları kraldan fazla kralcı bir tavır sergilemekte
sakınca görmemiş, darbeye karşı olan meslektaşlarına bile saldırgan bir tavır
sergilemiş, tehdit savurmuşlardır,
Yargılamanın şekli ve sonucu hakkında fazlaca ahkâm
kesecek değilim. Bu benim ihtisas alanıma girmez. Bu hususta konunun uzmanları
zaten söylenmesi gereken her şeyi söylüyorlar. Bu arada, geçmişte askerlerden
brifing alan yargı mensuplarını alkışlayanlardan bazıları bugünde verilen yargı
kararına yönelik eleştirilerini sürdüreceklerdir. Yani, güdümlü yargı
kararlarını alkışlayanlar bugünde bağımsız yargının verdiği karardan
rahatsızlık duyabilirler. Bu da doğaldır. Çünkü geçmişte bir takım telkinlerle
verilen karalardan nasıl ki toplumun büyük bir kesimi rahatsız olmuş, üzüntü
duymuş ise bugün de en azından mahkûmiyet kararı alanlar ile yakınları üzüntü
duyacaklardır.
Bundan sonrası için önemli olanın verilen kararların
darbeler döneminin kapanmasına zemin hazırlayıp hazırlamadığıdır. Söz gelimi
darbelerin sivil uzantılarının darbecilikten vazgeçip geçmedikleri, yeni
darbeler için fırsat kollayıp kollamadıkları önemlidir. Çünkü darbeler
konusunda açılmış davalar eğer darbeler döneminin kapanmasına, bundan böyle
insan hak ve özgürlükleri ile halkın iradesinin geçerli olmasına vesile
olacaksa toplum olarak mutluluk duyarız. Verilen kararlara rağmen bir takım
odakların fırsat kollamaları sürecek ise ülkemiz ve insanımız için çekilecek
çileler bitmemiş demektir. Darbecilerin yargılanmasına karşı bazı siyasilerin
aleyhte kampanya yürütmeleri son bulmayacaksa yaşayacağımız sıkıntılar ve
çekeceğimiz acılar var demektir.