Timur, Akşehir’e bir erkek fil getirmiş. Başıboş gezen fil, bağlara bahçelere büyük zarar veriyormuş. Filden bıkan Akşehirliler, nihayet Nasrettin Hoca’ya gitmişler:

— Hocam, bu Timur senin sözünü dinler. Şu filin bir çaresine baksan, demişler.

Hoca kabul etmiş. Yarın hep birlikte gidip derdimizi anlatalım, demiş. Ertesi gün hoca önde ahali arkada Timur’un yanına gitmek üzere yola çıkmışlar. Ama her yol ayrımında birkaç kişi gruptan ayrılmış. Hoca Timur’un karşısına geldiğinde bakmış ki arkasında hiç kimse yok. Bunun üzerine Akşehirlilere bir ders vermek istemiş. Timur’a:

— Efendim, biz Akşehirliler olarak getirmiş olduğunuz fili çok sevdik. Ama hayvancağız yalnızlıktan olsa gerek, çok huzursuz. Ahali bu filin dişisini de getirmenizi istiyor, demiş.

Timur, bu sözlerden çok hoşlanmış. Akşehirlilerin isteğini yerine getireceğini söylemiş.

Timur’un yanından ayrılan Nasrettin Hoca, kendisini beklemekte olan halkın yanına varınca halk merakla sormuş. Hoca gülerek cevap vermiş:

— Müjdeler olsun. Belanın dişisi de geliyor!”

Yani bu pek meşhur fıkra demek istiyor ki haklarınızı savunmak hususunda fahri savunuculara güvenmeyin. Paraya kıyıp cemiyette isim yapmış bir avukat tutun. Şikâyet mercii her kim idiyse sizi onun huzuruna sokmayacaklarına göre oraya girebilecek, kabul görecek birini bulun. İşi aşırı nüktedan, protokole riayet etmek açısından kompetan, belki şarlatan hocaefendilere yıkıp aldığınız menfi sonuç itibariyle sükût-u hayale uğramayın. Vekâlet verip dava takip etme sorumluluğunu konunun uzmanlarına yükleyin. Böylece hem hukukçular kazansın, hem de siz kaybetmemiş olun! Kimsenin de canı sıkılmasın.

Çünkü tam da Mahmut Derviş’in ömrünün son deminde söylediği o pek bilindik şiirinde geçtiği gibi; sizin kaybettiğiniz yerde aşk falan kazanmaz. İnsanlık hiç kazanmaz. Çoktan kaybedilmiş bir vicdan kaybolduğu civarda aransa da uzun süre önce bir bota atlayıp ülkesini terk etmiş, belki Meriç’in sularına gark olup Ege’ye doğru akmış, belki Akdeniz’in derinliklerinde kaybolmuş görünür. Ve hatta uzak bir yerlerde mezarı da bilinmez. Kaçak yollardan terk ettiği memleketine elini kolunu sallayarak dönecek bir adalet bulunmaz.

Bugünün sancılı ortamında canı yananların yarın selamete ereceğine dair bir garanti yok. Buralar tam da sözü geçen, adı anılan, vaat olunan, amacından sapmış ve her nedense hep ırak kalınan selametler mezarlığı. Buralar şahsileşen intikam hırslarıyla dolu. Hak ediş hezeyanlarının yoğun uğultusuyla kulaklar uyuşmakta. Buralar hep intikam, hep ezan, hep cami, hep türban muhabbetiyle boğuşmakta...

Sizin acı gerçeğiniz, temsilci bildiklerinizin merhametine hiç mi hiç dokunmaz. Geçmişlerinin hayrına kimse sizi savunmaz, korumaz, umursamaz. Bu yüzden haklarınızı bizzat kendiniz savunmak zorundasınız. Köhne yapılarına, yapılanmalarına bir zarar ilişmesin diye hiçbir taşa dokunmayanlar, hatta yerleşik taşlara yılışıp selam duranlar, size ancak terütaze zulüm bağışlar. Bir bebek ağlamadıkça onun aç olabileceğini düşünmek istemeyen varlıklarla yani ki ağlamayan bebeğe süt verilmeyeceğine inanan topluluklarla imtihan edilirsiniz. Ağladığında ağzını kapatıp sesini örteceklerini, daha güçlü sesler çıkarıp bağıra çağıra sesini bastıracaklarını bile bile bir damla su umarsınız. Acınıza kulak kesilmiş görünenler dahi muadilini kendileri yaşamadıkça anlamaz, anlasa sesini çıkarmaz, çıkarsa kendi duyacağı kadar konuşur. Burası, selamete yönelik umutla ömürlerin heba edildiği sistematik zulümler cennetidir.

Burada güç sahipleri araçlarını, evlerini, eşlerini, saraylarını, giysilerini yenileyip insanların hizmetine sunulacak çılgın projelerden söz eder. Onların daha fazla kazanabilmesi ve sizin daha fazla kaybedebilmeniz için yeni yollar, köprüler, hastaneler, marketler ve saireler gerekir. Onlara gönderdiğiniz her temsilci tepeden tırnağa hırsa bürünüp geri döner. Karşınıza dikilip müstesna faaliyetlerden söz eder. O faaliyetler çoğu zaman gelip betona, binaya, saraya dayanır. Adalet dahi her gün bir yenisi yükselen saraylarda arandığından temsilci diye gönderdikleriniz size bol bol adalet vaat eder. Seçersiniz; ekmeğinizi yer, yer edinir, döner size adaletten söz eder.

Filleri yakalamak, talanı durdurmak, zarardan dönmek, talancıyı kendi yaşam alanına göndermek size düşer. Şikâyetsiz kalmak, şerrinden, hışma uğramaktan korkmak bir yenisini getirir. Memnuniyetiniz sizi terör yaftasından, aşağılanmaktan, nankörlükle itham edilmekten, dayak yemekten kurtarmaz.