Deprem, unutulmuş pek çok olayı yeniden hatırlattı. Söz gelimi 20 yıldır iktidar olan AK Parti’de şimdilerde İstanbul’un ikiye bölünmesi, bunun için de 1.5 milyon konutun dönüşüme tabi tutularak taşınacağı açıklamaları yapılıyor. Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Erdoğan da dönüşümün sadece İstanbul ile sınırlı kalmayacağını, bundan sonra yerleşimin ovalardan dağlara taşınacağını açıklamış. Atalarımız yüzyıllar boyu yerleşim merkezlerini dağlık alanlara kurmuş, gerektiğinde dağlara kurulmuş olan yerleşim alanlarının etrafı bir de surlarla çevrilmiş. Böylece yerleşim yerleri oluşacak depremin tahribatını azaltmak için dağlara kurulurken, öbür yandan da tarım alanlarının korunması için ovalarda yerleşime izin verilmemiş.
Bu durum dünyanın pek çok yerinde, özellikle de deprem bölgelerinde aynen uygulanmış. Ne var ki, teknoloji geliştikçe, insanlar genellikle yerleşim yeri olarak düzlükleri tercih etmişler. Bu durumu Anadolu’da pek çok şehrimizde görmek mümkün. Kısacası son felaket yüzyıllardır bilinen bir gerçeği hatırlatmış. Eğer bu hatırlatmaya uyulacak olursa ülkemizdeki tarım alanlarını yerleşime açan pek çok plan, projenin iptal edilmesi gerekecek. Yerleşimi ovalardan dağlara taşımak ne kadar zamanda ve ne ölçüde uygulanabileceğini zaman gösterecek. Hemen belirteyim ki Türkiye’nin böyle bir değişim ve dönüşüme ihtiyacı var. Bunu yapabilecek güce de sahiptir. Ancak, gündeme getirilen bu konunun sonuna kadar takipçisi olmak gerekiyor. 44 bin kardeşimizi kaybetmiş olmanın oluşturduğu acılar depremin tahribatını azaltmak için nelerin yapılabileceğini topluma bütün olarak öğretti. Keşke bugün İstanbul’da dönüşüm için 1.5 milyon konutun dönüştürülmesi, yerleşimlerin ovalardan dağlara taşınması gerektiğine karar verenlerin bu işe 20 sene önce karar vermiş olsalardı, belki son depremde kayıplarımız böylesine ağır olmazdı. Bunu söylerken alınan karara menfi bir yaklaşım sergiliyor değilim. Maksadım, yüzyıllardır fazlaca üzerine gidilmeyen, tedbir alınmayan konuların son deprem vesilesiyle gündeme gelmesinin oluşturduğu müspet havanın kaybolup gitmesine imkân vermeden bu alınması gereken tedbirlerin, atılması gereken adımların atılmasıdır.
Yoksa yıllardan beri olduğu gibi deprem sebebiyle gündeme gelen benzer konuların bir süre sonra unutulmaya terk edilmesi sebebiyle her depremin ardından döktüğümüz gözyaşı ve çektiğimiz acıları yaşamaya bundan sonra olsun unutulmasın istiyorum. Aslında toplum olarak benzer düşünüşlere sahibiz. Ancak, düşünceleri uygulamaya koyamamış olmak insanı zaman zaman karamsarlığa itiyor. Kaldı ki, yerleşimin dağlardan ovalara kaydırılması sırasında atalarımızın neden şehirlerini dağların üzerine kurdukları biliniyordu. Bilinmesine rağmen son 50 yıldır yaşadığımız depremler ve kaybettiğimiz canlar geçmişe dönük değerlendirmeler yapmaya itiyor. Bunun da ötesinde yerleşimlerin ovalardan dağlara taşınmasının gündeme gelmesi tek başına yeterli değildir. Böyle bir dönüşümü başlatmadan her türlü araştırma ve incelemenin yapılaması, raporların oluşturulması gerekiyor. Bunlar yapılmadan yüz yıllardan beri süren bir uygulamanın yeniden hatırlanması tek başına yeterli olmayacaktır.