geçen yazımızda, 2 Mayıs 1920 tarihinde kalmıştık. O
tarihte çıkarılan kanunla, bakanlar kurulunda yer alacak iki bakanlığın
(Şer iye ve Evkaf Bakanlığı ile Adalet ve Mezâhib bakanlıkları), adlarından da
anlaşılacağı üzere doğrudan İslâmiyetle ilgili olduğunu söylemiştik. Konuya
kaldığımız yerden devam edelim:
1921 tarihli Teşkilât-ı Esâsiye Kânunu nun (Anayasanın)
7. maddesinde, Ahkâm-ı Şer iyyenin tenfizî [Şer î hükümlerin yerine
getirilmesi] vazifesi TBMM ye verilmekteydi. Yani bu Anayasa maddesine göre,
TBMM nin en mühim vazifelerinden biri, Şer î hükümlerin, yani İslâmî hükümlerin
uygulanıp uygulanmadığını kontrol etmek ve uygulanmasını sağlamaktı.
30.10.1922 tarih ve 307 sayılı kanunla, saltanat
lağvedilmekte, Osmanlı Devleti nin yerine, onun millî hudutları içinde yeni
TBMM hükümetinin vâris olduğu ilan edilmekteydi. Bu kanunun 2. maddesinde şöyle
denilmekteydi:
Hilâfet hânedân-ı Âl-i Osmana [halifelik Osmanlı
sülâlesine] ait olup halifeliğe Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından bu
hânedanın ilmen ve ahlâken erşed ve aslah [en olgun ve en Sâlih] olanı intihab
olunur [seçilir].
Türkiye Devleti makâm-ı hilâfetin istinatgâhıdır.
11 Ağustos 1923 günü başlayan TBMM nin II. Devresi nde
kabul edilen 1 numaralı kararla, milletvekillerinin Allahın adına yemin
etmeleri hükme bağlanmıştı. Bu karar metninde şöyle denilmekteydi:
Vatan ve milletin saadetinden başka bir gâye tâkip
etmeyeceğime ve milletin bilâ kayd ü şart [kayıtsız şartsız] hâkimiyeti esasına
sadık kalacağıma Vallahi (Türk Anayasa Metinleri, Prof. Dr. Suna Kili-Prof.
Dr. A. Şeref Gözübüyük)
29 Ekim 1923 tarih ve 364 sayılı Teşkilât-ı Esasiye
Kanunu nun Bazı Mevaddının Tavzihen Tadiline Dair Kanun la, Anayasanın 1, 2, 4,
10 ve 11. maddelerinde değişiklik yapıldı. Yapılan değişiklikle 1. Maddenin
sonuna, Türkiye Devletinin şekl-i hükümeti cumhuriyettir ibaresi ilave
edildi. Anayasanın 2. Maddesi ise şu
şekilde değiştirildi:
Türkiye Devletinin dini, din-i İslâmdır. Resmî lisanı
Türkçedir.
Görüldüğü üzere Cumhuriyet ilan edildiği tarihte,
devletin dini, İslâm idi. O tarihte halifelik müessesesi de mevcuttu. 3 Mart
1924 tarihinde çıkarılan 431 sayılı kanunla, halife hal edilmekte ve bütün
Osmanlı hânedanının sürgüne gönderilmesi kararlaştırılmaktaydı. Kanuna göre,
Osmanlı sülalesinden hiç kimse Türkiye ye bir daha ayak basamayacak, kara deniz
ve hava yoluyla Türkiye sınırları yakınlarından dahi geçemeyecekti. Kanunun 1.
maddesinde şöyle denilmekteydi:
Halife hal edilmiştir. Hilâfet Hükûmet ve Cumhuriyet
mânâ ve mefhumunda esasen mündemiç olduğundan Hilâfet makamı mülgadır.
20 Nisan 1924 tarih ve 491 numaralı kanunla çıkarılan
yeni Anayasanın (1924 Anayasası) 2. maddesinde Türkiye devletinin dini din-i
İslâmdır maddesi korunuyordu. Yani devletin şekli İslâm olduğu yeni Anayasada
da belirtiliyordu. Daha sonra köprünün altında çok sular akacak, Takrir-i Sükûn
Kanunu (4 Mart 1925 te), hemen ardından da sonraları adına devrim denilen
kanunlar peş peşe çıkarılacaktı. 25 Teşrinisani (Kasım) 1341 (1925) tarih ve
671 sayılı Şapka Kanunu, bundan 5 gün sonra da Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması
ve Türbedarlıklar ile birtakım unvanların men ve ilgasına dair kanun çıktı. 17
Şubat 1926 tarih ve 743 sayılı kanunla evlenme akdinin nikah memuru önünde
yapılmasını âmir kanun çıkarıldı. 2. 5. 1928 de yapılan Anayasa değişikliği ile
de 1924 Anayasasının 2. maddesinde yer alan Türkiye Devletinin dini, din-i
İslâmdır ibaresi çıkartıldı.