Gül ün Beyaz Saray Ziyareti:
Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Washington da, Beyaz Saray ın 2008 yılının, ilk yabancı konuğu olarak ziyaretini gerçekleştirdi. ABD Başkanı George Bush da bu günlerde Ortadoğu da. Gezilere ayrı ayrı değil de, bir bütün olarak bakmak daha iyi bir perspektif sağlayacaktır.
Abdullah Gül yıllardır ABD ye giden, oraları çok iyi bilen ve onların da gayet iyi tanıdığı bir siyasi kişiliktir. Cumhurbaşkanı Özal ı hatırlatan büyük bir heyetle ABD ziyaretine gitmiştir. Sayın Gül, resmi ziyaretin yanı sıra sivil birçok kurumlarla da temas etmiştir.
Bu ziyarette iki tarafın stratejik ortaklıkları ve birbirlerini çok önemsedikleri vurgulanmıştır. Gerçek uygulamada durum oldukça farklı olsa bile, bu söylemler halka yönelik olumlu bir mesaj içermesi bakımından önemlidir. Hele, Türkiye de son zamanlarda ABD sempatizanlığının % 15 in altına düştüğü bir dönemde, bu önemli bir girişimdir.
Birlikte "terörle mücadeleye devam" edileceği vurgulanmıştır, ama yıllardır ABD nin Kuzey Irak Kürtlerine ve PKK ya dolaylı olarak sağladığı 18 ayrı destekten hangisinin değiştiği veya değişeceği tam olarak belirtilmemiştir. Yine Türkiye den daha çok siyasi çözüm istenmiştir.
Diğer taraftan, Kuzey Irak ta kurulan, ABD tarafından her yönü ile desteklenen ve şimdilik otonom bölge, yani yarı bağımsız bölge (yarın ne olacağı belli olmaz!) ile ilgili olarak Sayın Gül ün yolculuktaki basın toplantısındaki sözleri gözden kaçmamalıdır. "Talabani ve Barzani nin PKK yı desteklemekten vaz geçmeleri halinde Türkiye den on defa daha büyük destek alabilecekleri" hususu dikkatle irdelenecek bir konudur. Unutulmamalıdır ki, Barzani PKK ya karşı herhangi bir işlem yapmamaya kararlıdır ve bunu böyle ifade etmiştir. Gül ün bu sözleri adeta 2003 yılında o zamanın dışişleri bakanı Powell ile yapılan 9 maddelik ve halka açıklanmamış anlaşma ile sıkı bir şekilde örtüşmekte olup ileriki, yıllarda AKP hükümeti idaresinde yapılacak bazı gelişmelerin adeta habercisi olmaktadır.
Bush la yapılan görüşmelerde İran, Pakistan ve Afganistan konularının konuşulduğu bilinmektedir zira bu Bush un gündeminde olan bir madde idi. Birkaç hafta önce Gül ün Pakistan ziyareti, buna ilaveten, rahmetli Benazir Butto ile ABD ve İngiltere ile yapmış olduğu anlaşmalar ve İran üstündeki ABD planları ele alınınca, Bush un olası bir İran harekâtında Türkiye nin desteğini almaya çalışması kadar tabii bir şey yoktur. Bunu her fırsatta tekrarlayarak deneyecektir. Veya Pakistan da olası bir gelişme karşısında, Türkiye nin nerede duracağı da çok önemlidir. Nedense, Türk basınında bu hususlar hiç tartışılmamaktadır.
Enerji konusunun ve enerji yatırımlarının yoğunlaştığı bir zamanda, kalabalık bir enerji gurubunun Cumhurbaşkanı ile olmasının önemi ortaya çıkmaktadır. Türkiye de enerji yatırımının yapılması şarttır. Türkiye şu anda en önemli enerji dağıtım ağının geçtiği bir ülke olarak, son derece kritik bir stratejik öneme haizdir. Bu gelişimler takip edilmelidir.
Bush un Ortadoğu ziyareti:
"Ne yazık ki çok az ve çok geç" Bu ABD de çok kullanılan bir deyim ve tam da durumu özetliyen bir söz. Bush, Amerikan Başkanlarının birçoğunun da yaptığı gibi döneminin en sonunda Ortadoğu yu ziyaret etmektedir.
Ortadoğu, uluslararası ilişkilerin en önemli atar damarlarından birisidir. Her büyük güç ün mutlaka ilgilenmesini gerektiren bir bölgedir. Buralardaki olay ve gelişimler, dünya devletlerinin politikalarını etkilemektedir. Mesela, Irak Savaşı, Filistin ve İsrail çaltışmaları, Lübnan Savaşı, daha önce yaşanan Birinci Körfez Savaşı, İran-Irak Savaşı, bölgedeki çeşitli ihtilaller ve dünyada yankı uyandıran suikastlar düşünülecek olursa, Ortadoğu nun ne kadar önemli olduğu ortaya çıkar.
Bu olayların tam orta yerinde de İsrail-Filistin mücadelesi yer almakta ve hemen hemen tüm olaylara etki etmektedir. Burada bir barış ve istikrar sağlanmadıkça da Ortadoğu da suların durulması imkânsızdır. Böyle bir durumda bu bölgeye, Bush un idaresinin en son yılında ve artık bir başkan olarak ABD içinde "Topal Ördek" olarak tanındığı bir dönemde gelmesi, reel politik açısından olayın pek bir şey ifade etmeyeceğinin delilidir. Üstelik ziyaret ettiği diğer iki topal ördek yani Olmert ve Abbas da pek etkili olabilecek durumda değillerdir.
Buna rağmen çok önemli olan birkaç husus mevcuttur:
* İsrail, etrafındaki Arap sınır komşusu ülkelerin hepsinden daha güçlü olduğu halde, sürekli "tehdit altında olduğunu ve korktuğunu" belirterek, destek istemektedir. İşte Bush bu desteği bir kez daha hem sözlü, hem de yazılı olarak yinelemektedir. "İcap ederse, biz, İsrail in müdafaasına geleceğiz" demiştir. Diğer yerlerde kaldığından çok daha fazla, yani 3 gününü İsrail e ayırmıştır.
* Ana konular, Annapolis toplantısının uygulama sürecini harekete geçirme gayretleridir. Bunlardan kritik bir tanesi olan "yeni yerleşim merkezlerinin" durdurulması konusu ise, pek gündemde yoktur ve tam aksine, İsrailli bakan, "kimse bizim kararımıza karışamaz, biz ihtiyaç duyduğumuz kadar yeni yerleşim bölgeleri kuracağız" demiştir. Hem de bu hafta. Herhalde Bush un gayretlerine bir "ön-cevap veya önleyici-cevap" olarak
* Gazede, Filistinliler tam bir abluka altında yaşamakta ve tedricen, ama kesin olarak ölmektedirler. Ne tedavi için hastanelere, ne de ticaret ve yiyecek için başka yerlere gitme imkânları vardır. Hatta Hacca gitmiş olanlar bile haftalardır kapı ve kamplarda bekletilerek, evlerine dönmelerine izin verilmemektedir.
* Irak ta herhangi bir çekilme emaresi yoktur. Hatta bir zafer veya başarı durumu da mevcut değildir. Iraklıların durumu olduğundan da kötüye gitmektedir. Ülke kendisini 50 yılda bile toparlayamayacak duruma gelmiştir. Adeta Annapolis süreci çalışmaları, Amerikan halkına Irak durumunu unutturmak ve olumlu bir kaç şey sunmak telaşı ile yapılmaktadır.
* Bush, Mutedil Arap devletleri ile temaslarını sürdürerek, İran a karşı olası bir saldırıda en azından bir "Sünni Halka veya grup" teşkil etmeye çalışmaktadır. Her ne kadar, Irak sişgalinin başından beri bölgede bir Sünni-Şii fay hattı oluşturulmak istense de, bugünkü duruma baktığınızda Sünni, Şii farkı gözetilmeden yapılan "Körfez ülkeleri Konferansı"na, İran Cumhurbaşkanı da gözlemci olarak davet edilmiştir.
* Suudi Arabistan kralı Abdullah, bizzat İran Cumhurbaşkanı Sayın Ahmedinejad ı uzun yıllar sonra ilk defa Hacca davet etmiş ve ağırlamıştır.
* Yine Kral Abdullah, Pakistan a sürgünde bulunan Navaz Şerif in sağ sağlim dönmesini sağlayarak, Butto durumunu dengelemiş ve böylece de sessiz bir şekilde Pakistan üstündeki Batı planları konusunda bir denge unsuru teşkil etmiştir. Bu hususlar gözden kaçmamalıdır.
* ABD işte bu Ortadoğu ülkeleri üstünde yeniden bir etki alanı pekiştirmeye çalışmaktadır. Ama ne yazık ki bitaraf ve daha dengeli olamamaktadır. Yaptıkları da Amerikalıların kendi deyimi ile, "Too Little, Too Late" "Çok Az ve Çok Geç".