Yeğenim Tuba bu yıl anasınıfına başladı. Ancak okulu bir türlü benimseyemedi, evden çıkarken hemen her gün anneyle pazarlık yapıyor. Bu akşam okuldan geldikten sonra beni ziyaret etti, “Okul çok sıkıcı, evde çok mutluyum, beni neden okula gönderiyorsunuz?” dedi. Anne-babalar işe giderler çocukların işi ise okuldur, bütün çocuklar okula giderler, sen de gitmelisin dediğimde yüz ifadesi değişti, “Ama çok sıkıcı” dedi. Peki, nasıl olmasını isterdin diye sorduğumda, “Öğretmen öfkeli bakmamalı, kızmamalı, gülmeli, içeride güzel koltuklar olmalı ve arkadaşlarımla oynayabilmeliyim” dedi. Hiç kimse sıkıcı bulduğu bir ortamda bulunmak istemez, eğer bulunmak zorunda kalmışsa da bir fırsatını bulup uzaklaşmaya çalışır. Çocuk doğal olarak hayalindeki okuldan bahsediyor ve ortamı sıkıcı bulduğunu ifade ediyor biz ise onu anlamak yerine nasihat ediyoruz. Çocuk güler yüzlü bir öğretmen, sıcak bir ortam ve sevgi dolu arkadaşlar istiyor, çocuk okulda sevildiğini, değerli olduğunu hissetmek istiyor fakat biz hâlâ nasihate devam ediyoruz.

Yeğenimi ikna etmeye çalışırken aklımla duygularım arasında gidip geldim. Okul evin sıcaklığını taşımak zorunda mıydı? Eğitimci naif, anlayışlı ve empatisi güçlü olmalı mıydı? Bu konular hemen her dönem tartışılır ve anne gibi eğitimcinin de çocukla ilişkilerinde sevgiyi merkeze alması gerektiği ifade edilir. Ancak bireyleri yeteneklerine uygun mesleklere göre kategorize edebilecek bir eğitim sistemine sahip değiliz, puanı hangi alanı tutuyorsa birey o alanda eğitim alıyor ve meslek ediniyor. O nedenle toplumumuzda çocuğun iç dünyasını anlayacak bir eğitimciye denk gelmek şanstır ve çocuk bu şansı elde etmişse okula ve derslere daha rahat adapta olur.

Elbette okulun kuralları olacaktır, öğretmen disiplini sağlamak için çaba gösterecek ve çocuklar burada hayatı tanıyacaklardır. Ancak ne olursa olsun, anaokulu çağındaki bir çocuğun evdeki sıcaklığı okulda da arama hakkı vardır. Bunun için çocuğu anne duyarlılığı ile anlayabilecek eğitimcilerin olması gerekir. Çocuğun ilk günlerde ortama yabancılık çekmesi doğaldır ve bu süreçte öğretmenin onu oyunlara dâhil etmesi, arkadaşlarıyla kaynaştırması ve uyum sağlaması için destek sağlaması gerekir.

Çocuk, öğretmeni ve arkadaşları ile sevgi temelli bir bağ kurmuşsa okul onun ikinci bir evi haline gelecek ve hayatına büyük katkılar sağlayacaktır. Bu bağı kurabilmek için çocuğa özel vakit ayırmaya gerek yok, gün içinde sıcak bir yaklaşım sergilemek, seni anlayabiliyorum ve yanındayım demek ve güven vermek yeterlidir.

Çocuklar sevildiklerini hemen hissederler ve sevgi veren kişiye güvenir, duygularını olduğu gibi yansıtırlar. Fakat köşemde pek çok kere dile getirmişimdir insanlara sevgilerini vermek servetlerini vermekten çok daha zor gelir. O yüzden çevrenizde sevgiyi esirgeyenlerden şikâyet eden, yüzleri asık, gönülleri kırık ve küskün insanlarla karşılaşırsınız. Onlar ilerlemiş yaşlarına rağmen o boşluğu doldurabilmek için çaba gösterirler.

Bazı şeylerin telafisi yoktur ki sevgi de bunlardan biridir. Anne-baba ve öğretmenin çocuklara bir sevgi borçları vardır ve bu borcu geciktirmeden ödemelidirler. Hakları olan sevgiyi çocuklardan esirgememeli ve bu alışverişten kendileri de istifade edebilmelidirler.