Cansuyu Derneği’nin Kurban programı vesilesiyle bulunduğumuz Cibuti’den gözlemlerimizi paylaşmak istiyorum.

Kurban, çok anlamlı bir kardeşlik duygusu…  Haritada bile yerini görmediğin, ismini bilmediğin, duymadığın diyarlara kardeşlik duygusu taşımaktır.

Her yıl özlemle bugünü bekleyen insanlara can suyu olmanın adıdır kurban…  Yeryüzünde milyonlarca insan bir yıl boyunca bugünün, kurban dağıtım gününün hayalini kuruyor.

Rahmetli Erbakan hocamızın başlattığı bu çığır, önce ülkemizde sonra dalga dalga tüm dünyaya yayıldı. 

***

Cibuti, Doğu Afrika’da sömürgecilikten yeni kurtulmuş (!) bir milyon nüfuslu Osmanlı bakiyesi küçük ve şirin bir ülke.

Osmanlı bakiyesi diyorum çünkü hala Cibuti’nin ikinci büyük şehri Osmanlı döneminden kalma, kısa süre öncesine kadar halife adına hutbe okunan Tacura’da, “Tacura Sultanlığı” var. 

Sultan; vali, belediye başkanı gibi devlet otoritelerinin de saygı duyduğu, resmi hüviyeti olmamasına rağmen Osmanlı halifesinin temsilcisi ve bölgede dini lider olarak varlığını sürdürüyor.

Herkesin üzerinde resmen değil ama fiilen, psikolojik üstünlüğü, saygınlığı var. Afrika’nın bir ucunda Osmanlı izleri görmenin ne anlama geldiğini takdir edersiniz.

Habeş kralı Necaşi’nin ülkesi Habeşistan toprakları bölgede beş ayrı devlet üzerinde dağılmış olarak varlığını sürdürüyor ki, bunlardan biri de Cibuti.

Yokluk, kıtlık, açlık, kuraklık, susuzluk, iç savaş, işgal ve sömürü ülkesi Cibuti, Osmanlı’yı özlemle arıyor, anıyor.

Eritre, Somali ve Etiyopya’nın komşusu, Kızıldeniz ve Aden körfezine kıyısı olan ülke, çok stratejik bir noktada bulunuyor. Bu da emperyalist işgalcilerin iştahını kabartıyor. Ülke 1970 yılından Fransız sömürgesinden kurtularak bağımsızlığa kavuştu. 1990’lara kadar da iç savaş devam etti. Şimdilik huzurlu…

***

Cibuti Havaalanı’na iner inmez pistin, çok sayıda askeri uçak ve helikopterle kuşatılmış olduğu görülüyor. Terminal binasına girince de yoğun bir şekilde askeri üniformalı yabancı askerler göze çarpıyor.

Havaalanında görüştüğümüz, kısa sürede muhabbet kurduğumuz Ahmet kardeşimize “Nedir bu kadar yabancı asker ” diye sorunca aldığımız cevap, şamar gibi yüzümüze çarpıldı. “Dünyanın her yerinde Amerikan askeri var,  Türkiye’de de var. Hem sizdekilerin sayısı bizdekilere göre daha fazla, üstelik çok daha tehlikeli!” deyiverdi... Yutkunduk.

Cibuti’de Amerika, Fransa, Almanya, İspanya, Kore ve Japonya’nın da aralarında bulunduğu sekiz ayrı ülkenin askeri gücü bulunuyor.

***

Girişte pasaport işlemlerinde Amerikan, Fransız ve diğer batılı ülke vatandaşları, sonra da Arapça yazılı pasaportlar giriş yaptı, biz (T.C. vatandaşları) en sona kaldık. Ellerinde pasaportlarımızı sallayarak bir o odaya bir o odaya götürüp getiren Yasin isimli görevli, gözümüzde günün fenomeni oldu. Parmaklarıyla yapacağı “tamam” işaretini, heyecanla beklemeye koyulduk.

Havaalanındaki uzun bekleyişimize bakarak, şaşkın bakışlarla durumumuzu anlamak isteyenlere, grubumuzdan Sezai (İncesu) Bey ince bir espri patlatarak “burada çalışmaya başladık” diyordu.

Bu gecikmede, işgalcilerin yerel halka kan kusturması kadar, işlemlerin manuel yapılmasının da payı büyük.

Ülkedeki teknolojik durumla ilgili fikir vermesi bakımından; havaalanındaki görevli, telefonun diğer ucundaki kişinin uçakla ilgili sorusuna, yeni havalanmış olan uçağın peşinden koştu ve kanat üzerindeki numarayı okuyarak cevapladı. Bu teknolojiyi (!) daha sonra otelde bozulan elektromanyetik kartta da gördük. Resepsiyon görevlisi, “Merak etmeyin sadece sizinki değil, üç kapımız daha arızalı. Telefon ettik Dubai’den uzman (!) gelecek kartları tamir edecek” dedi. Bu da ülkedeki yetişmiş eleman açığının en acı haliydi.

Ülkeye böylece giriş yaptıktan sonra, diğer notlarımızı haftaya Perşembeye paylaşalım inşallah.