Sömürgeci güçlerin İslam dünyasına yönelik plan ve hesaplarının tutması bu dünya içindeki ihtilaflardan yararlanma ve bu ihtilafları körüklemeye dayanıyor. Bu da elbette mezhep farklılıklarını çatışma sebebi haline getirmekle mümkün. Gelişmelere bakıldığında bölgemizde kimin eli kimin cebinde, kim kimin yanında belli olmuyor. Düne kadar birlikte oldukları ve bu birlikteliklerinin bozulmasının hayal bile edilemeyeceği bazı ülkeler birden bire öyle bir tavır sergiliyor ki, “Ne oluyor ” diye sormadan geçmeniz mümkün değil. Bu arada açıktan yaşanan bir takım tavırlar ve açıklamaların yanında birde el altından yürütülen ilişkiler var. Bu ilişkiler bazı istihbarat örgütleri tarafından bazen medyaya servis ediliyor. Servis edilen bu bilgileri peşin olarak olduğu gibi doğru ya da yanlış kabul etmek elbette mümkün olmaz. Çünkü dünya üzerinde bir takım güçler faaliyetlerini yürütürken istedikleri biçimde kamuoyu oluşturmaya önem veriyorlar. Bu sadece bölgemiz üzerinde hesapları olanlar için değil, bölgemiz ülkelerinin bazıları içinde geçerli olabilir.
İnsanın tüm bu enformasyon karmaşası içinde doğruyu çoğu zaman öğrenmesi mümkün olmaz. Belki istenen de budur. Yani kafa karıştırmak, bir diğer ifade ile bulanık suda balık avlamak. Sözün gelimi ABD ve İsrail yıllardan beri İran’ın nükleer çalışmalarına son vermesini vermediği takdirde müdahale edeceklerini, yani İran’ı vuracaklarını açıklıyorlar. Kısacası, bölgede İsrail dışında bir başka ülkenin nükleer silaha sahip olması istenmiyor. Ama, buna karşılık medyada bazı köşe yazarları tüm bu sergilenen tavrın doğru olmadığını, aslında İran’ın nükleer çalışmalarını İsrail le işbirliği halinde yürüttüğünü ileri sürüyorlar. Böyle bir yaklaşım bana pek inandırıcı gelmiyor. Buna karşılık İran-Irak savaşı sırasında İran’ın İsrail aracılığı ile bazı silahları satın aldığı da o yıllarda medyaya yansımıştı. Irak’ı İran’ın üzerine ABD’nin sürdüğü düşünülerse tam bir kafa karışıklığına sebep oluyor.
Bu arada iki yılı aşkın bir süreden beri Suriye’de yaşananlar sürerken İran’ın Esad’ın yanında yer aldığı da biliniyor. Bunu zaten inkar da etmiyor. Türkiye’nin, bazı muhalif grupların yanında yer aldığı gibi… İran bu tavrının bir mezhepsel dayanışma olduğu da biliniyor. Bu noktadan hareket ederek bölge ülkelerinin bir mezhep çatışmasına sürüklenmesinin sadece İsrail ile sömürgeci güçlerin işine yarayacağı da kimsenin meçhulü değil. Türkiye Suriye’de Esad’ın yerine Sünni bir yönetimin gelmesi için mi uğraşıyor Eğer böyle ise stratejik müttefik ABD’yi bu tür bir gelişmenin rahatsız edeceği ortada. Çünkü, Suriye’de Mısır’dakine benzer bir iktidar değişikliğinden yana olmadığı da görülüyor… Bu arada İsrail de yaptığı açıklamalarda “Esad’ı tanıdıklarını onun yerine ne olacağı belli olmayan bir yönetimin gelmesinden yana olmadıklarını” belirtiliyor. Gelişmeler Şii İran ile Sünni Türkiye karşı karşıya oldukları gibi bir görüntü çıkarıyor. Bu görüntü bir gerçeğin ifadesi mi yoksa bazı çevreler bunu mu arzu ediyor Bu arada Suudi Arabistan’ın Güvenlik Konseyi’ne seçilmiş olmasına karşılık üyeliği reddetmesi de İslam dünyasında başka bir gelişmenin habercisi gibi görünüyor. Konumlarını İngiltere ve ABD’ye borçlu olan Suudilerin ABD ile ters düşecek böyle bir tavır sergilemelerinin perde arkasını da doğru okumak gerekir. Mesela, Suudi Arabistan’ın bu çıkışı bölgede Vahabiliğin varlığını hatırlatma hamlesi olabilir mi Özellikle de Başbakan Erdoğan’ın BM’ye ve yapısına yönelik eleştirilerinin ardından Suudilerden böyle bir çıkışı doğru okunmalı. Gerçek Suriye’deki gelişmeler karşısında BM’nin sessizliği ve etkisizliğine duyulan bir tepki midir ya da bölgede yeni bir pozisyon alma prestij kazanma hamlesi midir
Bu gelişmeler yaşanırken İran Meclis Başkan Yardımcısı Hüseyin Şeyhülislam’ın, “Eğer Suriye meselesi çözülecek ise işin içinde kesinlikle İran ve Türkiye olmalı.” açıklamasının ne anlama geldiği de doğru değerlendirilmeli. Bölgemizdeki sorunlara bölge ülkelerinin çözüm bulmaları gerekir ama sorunları oluşturanlar bölge ülkeleri değil de bölge dışındaki sömürgeci güçler ise o zaman bölge ülkelerini birbirine düşürmek için her yola başvuracakları, bunun için yalan haberler üretmeleri de sürpriz olmaz.