Anamuhalefet partisi CHPnin Başbakan Erdoğanın Köşke çıkmasını istememesinin yadırganacak bir yanı yoktur. Elbette, Köşke çıkacak kişi ile fikri beraberlik, en azından fikri yakınlık içinde olmak isteyeceklerdir. Bu da onların hakkıdır. Ancak aynı hak çoğunluk partisi için de geçerli değil midir
Bir uzlaşma sağlanabilirse buna kimsenin itirazı olmaz. Ancak, uzlaşma olmadı ise çoğunluğun istediği kişinin seçilmesi de sistemin gereğidir. Aksi halde uzlaşma adına Meclis çoğunluğunu azınlığa, çözümü çözümsüzlüğe mahkum etmiş olursunuz.
12 Eylül 1980 darbesi öncesi günleri bizim yaşta olanlar çok iyi hatırlarlar. Meclis Başkanı ve Cumhurbaşkanı seçimleri çıkmaza girer aylar boyu Mecliste seçim turları atılırdı. Bunun sebebi de o gün mevcut olan Anayasa hükümleriydi. Bu sıkıntıyı ortadan kaldırmak, Meclis Başkanı ve Cumhurbaşkanı seçimlerini rejim krizine dönüştürmemek için yeni hazırlanan Anayasada bu iş çözüme kavuşturuldu. Aradan geçen bunca zaman içinde Meclis Başkanı ve Cumhurbaşkanı seçiminde aylar süren turlar ortaya çıkmadı, bir çözümsüzlük söz konusu olmadı..
Buna rağmen CHPnin bugün ortaya çıkıp Cumhurbaşkanı seçimi için toplanacak Meclisin toplantı için yeter sayısının 367 olacağını, aksi halde oylamaya geçilir geçilmez Anayasa Mahkemesine gideceklerini açıklamış olması krize yolaçmayan mevcut durumdan rahatsızlığını göstermez mi Böyle olunca da normal işleyen bir sistemde umduğunu bulamayan CHPnin krizlerden medet umar hale gelmediğini düşünmek yanlış olmasa gerek.
Eğer CHPnin iddia ettiği gibi Meclis Başkanı ve Cumhurbaşkanı seçimi için toplanacak olan Meclisin toplantı yeter sayısı 367 olacaksa ister bugün ister ileride muhalefet parti ya da partileri istemediği sürece Meclis toplanamayacak, toplanamayınca da Meclis Başkanı ve Cumhurbaşkanı seçilemeyecek demektir. Bu da Meclisin azınlığa mahkumiyetini ve dolayısıyle çözümün çözümsüzlüğe terkedilmesi anlamına gelecektir. Halbuki, partilerin görevi çözümsüzlük üretmek değil, çözüm bulmaktır. Çözüm var iken bunun önü kesilerek çözümsüzlüğe zorlanıyorsa yanlış giden birşeyler var demektir.
Düşünün ki, Meclis Başkanını seçemiyor ve geçici Başkan ile yürümek zorunda kalıyor. Başkanını seçemediği için Başkanlık Divanı ve komisyonlar seçilemeyecek, netice itibariyle Meclis asli görevini yapamayacaktır. Yasama görevini yapamayan Meclis ile karşı karşıya kalmak ise kriz demektir. Tüm bunları Cumhurbaşkanını seçebilmesi için en az 367 milletvekili ile Meclisin toplanması gerektiğini ileri süren CHPnin bilmiyor olması mümkün değildir.
Bile bile Meclisin görevini yapamaz hale gelmesini istemek akıl ve izan ile bağdaşabilir mi
Böyle bir çabanın içinde olan CHPilk seçimde Meclis dışında kalırsa yöneticileri hiç şaşırmasınlar. Çünkü bu millet partileri Meclise çözümsüzlük üretsinler diye değil meselelerine çözüm bulsunlar, ülkeyi ikide bir rejim krizine sokmasınlar diye gönderiyor.
Gerçi, CHPGenel Başkanı Baykal bir ara heyecanla sarıldığı Cumhurbaşkanını seçmek için Meclisin en az 367 üye ile toplanması gerektiği iddiasını son günlerde tekrarlamaz oldu ise de bunun kavgasını günlerce vermiş olması sanıyorum ülkemiz açısından talihsizlik olmuştur. Haylaz da olsa CHP evin çocuğudur ama, elindeki oyuncağı kırıp karşısındakinin elindekini isteyen, alamadığında yaygarayı basan çocuk çevresindekileri elbette rahatsız ediyor. Galiba CHPnin ilk seçimde Meclis dışı kalması hem Baykalı hem de milleti rahatlatacaktır. Çözümü çözümsüzlüğe dönüştürme çabalarının cezasını görmüş olacaktır.