Normal olarak bir hukuk devletinde cezayı yargı verir, uygulamayı ise devlet yapar. Bir başka husus ise yasalar herkese aynı şekilde uygulanır, yani uygulamada ayrım söz konusu olmamalı. Söz gelimi, ülkenin bir köşesinde uygulanan ama bir başka köşesinde yasalar yasa olmaktan çıkar. Ayrıca, yargılamada bir takım siyasi ve ideolojik etkenler devreye girerse o yargılamadan da adalet hâsıl olmaz. Bunun için cezaların caydırıcı ve uygulanabilir olması gerekir. Özellikle de ağır cezalarda sanıkla ilgili ceza verilirken kılın kırk yarılması gerekir. Kısmen ya da tamamen uygulanmayan/uygulanamayan yasalar ya yürürlükten kaldırılmalı ya da uygulanabilir hale getirilmelidir. Ülkemizde özellikle para cezaları caydırıcı olsun diye sürekli artırılmaktadır. Buna rağmen cezalar caydırıcı bir görev yapmamaktadır. Bu bakımdan caydırıcı olsun diye cezaların artırılmasından çok yasaların yurdun her köşesinde ve herkese karşı uygulanması sağlanmalıdır. İnsanımız bilmelidir ki, yürürlükteki yasalar herkese ve her yerde uygulanmaktadır.

Bu genel tespitin ardından yargı dışında emniyet güçleri dâhil kimsenin cezalandırma yetkisi olmadığını herkesin bilmesi gerekiyor. Böyle bir yetkisi olmadığı halde insanlar kendilerince suçlu gördüklerini cezalandırmaya kalkışırsa o ülkede adaletten söz edilmez. Toplumun her ferdi bilmelidir ki, devlet her türlü suçun cezasını vermektedir ve kendisinin cezalandırma yetkisi yoktur. Böyle bir yola başvurduğunda yasaya aykırı hareket ettiğinde kendisi de cezalandırılacaktır. Bazı olayların ardından linç girişimlerinin yaşanmasını önlemenin yolu bulunmalıdır. Sayın Kılıçdaroğlu’na yumruk atan suçludur ama o kişinin yere yatırılıp dakikalarca kameraların gözetimi altında tekmelenmesi suç değil midir

Bu noktada bir başka hususa daha temas etmek istiyorum. Cezaların caydırıcı olması için para cezalarında artışa gidilirken insan hayatını korumaya yönelik idam cezasının kaldırılması yanlış değil midir İdam cezasının kaldırılmasına farklı çevreler değişik izahlar getiriyorlar. Apo’nun yakalanıp devlete teslim edilmesi sırasında o zamanın iktidarının idam edilmeyeceğine dair söz verdiği ve bunun sonucu olarak da idam cezasının kaldırıldığı belirtiliyor. Apo’yu yakalayıp Türk görevlilere teslim edenlerin böyle bir pazarlık yapmış olmaları doğaldır. Ancak, sırf böyle bir söz verildi diye idam cezasının kaldırılmış olmasının sonuçları üzerinde hâlâ düşünülmüyor oluşu dikkat çekicidir. İdam cezasının kaldırılması hususunda bir başka iddia da AB’nin bu yöndeki isteğidir. Bu noktada AB yandaşlarının bugün olsun oturup düşünmeleri gerekmez mi Çünkü idam cezasının kaldırılması, masum yavruların canına kıyan birtakım hasta ruhluların can emniyetine önem verilirken, masum yavruların can emniyetinin hiçe sayıldığı anlamına geliyor. Bu sebeple de idam cezasının kaldırılması oylamasında cezanın kaldırılması yönünde oy vermiş hangi partiden olursa olsun her milletvekilinin Kars’ta cinsel saldırının arkasından öldürülmüş olan yavrunun vebalinden paylarına bir şeyler düşmez mi Bu ülkede AB istedi ya da Apo’yu yakalayan ABD dayattı diye idam cezasını kaldıranlar masumları değil, canilerin hayatını daha önemli hale getirdiklerini görmemiş/görememişler midir Yoksa siyasi ikbal uğruna görmek istememişler midir

İdam cezasının kaldırılmasının yanlış olduğuna, tekrar getirilmesi gerektiğine daha önce de dikkat çekmiştim. Ancak, idam cezasının kaldırılmasının gündeme geldiği günlerde bazıları, idam cezalarının zaten uygulanmadığı, bu sebeple kaldırılmasında bir sakınca olmadığı gerekçesine sarılmıştı. Bu noktada tüm cezaların caydırıcı olabilmesi için uygulanması gerektiğine vurgu yapmak, ama bir kısım darbecilerin de, ‘Bir sağdan birde soldan asalım’ mantığı ile doğru dürüst yargılamadan 17 yaşındaki genci ipe götürmeleri de engellenmelidir. Yasaları hiçe sayarak bu tür idamlara izin verenlerin de ipe gitmesi söz konusu olabilmelidir. Yoksa yasalar düzeni korumak yerine düzensizliğin daha da artmasına sebep olabilir.

Yasaların farklı uygulanmaları ile ilgili önümüzdeki günlerde bir yazı daha düşünüyorum.