Şimdilerde; “A, bunlar neymiş” gibi hayret; “Cemaat temizlendi mi her şey çözülecek” gibi hayal; “İnandık, güvendik, kandırıldık” gibi kabahatten büyük özür; “Biz masumuz, pişmanız, artık onlardan değiliz” gibi konjonktürel ve gerçekçiliği tartışılır sözleri çokça duyuyoruz.

Kimse, bu yapıyı oluşturup olayları bu hale getiren, onlarca yıllık plan yapan ve binlerce insanı göz göre göre feda eden sistemi sormuyor/sorgulamıyor. Sanki bu durum, bilerek ya da bilmeyerek, bir anlık olaymış veya birkaç kişinin hesabıymış ya da birkaç kişiye özgü imiş veya birkaç kişiye yapılmış gibi görülmeye/gösterilmeye çalışılmaktadır. Yani bir başka ifade ile mesele; grupların, partilerin ve hatta devletlerin üzerinde çok daha ciddi bir meseledir.

Uluslararası sistemde boşluk ya da bölünmüşlük varmış gibi görünse de aslında yoktur. Sadece sistem, tüm ihtimalleri hesaplayarak birden fazla plan yapmaktadır. Bunun için de bazen birbirine zıt grupları ve olayları, aynı amaç için kullanmakta ve yönlendirmektedir. Aslında güçlü olmak; her şeyi, her durumu ve her farklılığı, tek bir amaç için kullanabilmektir veya kendi istediği şekilde yönlendirmek/kontrol edebilmektir.

Diğer taraftan her ne kadar bazı ayrılıklar ve/ya kontrol edilemez şeyler var ise de; bize karşı olan düşmanlıkları, bütün bu farklı görüşlerin temel ortak noktasıdır. Yani farklılıkların kontrol edilmesinden çok yönetilmesi/yönlendirilmesi ve belli bir amaç etrafından birleştirilebilmesi, sistemin tek olup olmadığı meselesinden daha acil ve daha önemli bir durumdur. Yani daha öz ifade ile AB’nin dağılması ya da ABD, İngiltere, Almanya, Çin, Rusya düşmanlıkları, sistemin çöktüğüne işaret etmediği gibi tam anlamıyla bizim menfaatimize bir durum da değildir.

Bizim menfaatimize olan tek şey; bizim planımız ve bizim gayretimizle olan şeydir. Oysa biz; bir başkasının gemisine binip bir başkasının plan ya da başarısına dahil olmakla avunup övünüyoruz. Bizim düşmanımızı bir başkasının bertaraf etmesi, bizim menfaatimize değil bilakis bazen aleyhimizedir. Zira bizim düşmanımızı öldüren, bizim üzerimize plan yapmıştır ve dahası ortada bilmediğimiz yeni bir düşmanımız vardır. Yani X düşman uçağını, Y’nin düşürmesi ya da Z terörist grubunu A grubunun bertaraf etmesi, bizim başarımız da övünmemiz gereken bir mesele de değildir. “Hiç kimsenin, kendi çalışıp elde ettiğinden başka kazancı yoktur.” ayeti kerimesinin bir anlamı da “başında olmadığımız ve bizim planımızla olmayan işler, bizim işimiz değildir” şeklinde de anlaşılabilir. Yani mesele “birilerinin kurduğu oyunda “oyuncu olmak” mı yoksa “oyun kurucu” olmak mı meselesidir.

Daha somut bir mesele olarak; cemaat meseleleri yüzünden son dönemde ırkçı ve din karşıtı söylemlerin yükselmesidir. “Kimin işine geliyorsa o yapmıştır” diyor bir Roma atasözü. Yani bu son darbe girişiminde kazanan kim, kaybeden kimdir? Bu iyice sorgulanmalıdır.

Diğer taraftan; bu olayların sonucu olarak, insanların ve özellikle gençlerin, hayır ve hizmet gibi duyguları zedelenmiş, Müslümanların birbirlerine olan güvenleri zedelenmiştir. Herkes birbirinden şüphe eder ve birbirinin aleyhine çalışır hale gelmiştir/getirilmiştir.

İşte bu son iki sebepten dolayı asıl sorulması gereken soru şudur: “Acaba darbe girişimi” demek mi daha doğru, yoksa “darbe amacına ulaştı mı” demek?”

Diğer taraftan cemaatin en büyük faaliyet alanları olan “ılımlı İslam” ve “İslam dünyasının yeniden şekillendirilmesi” projeleri hala devam etmekte ve hatta gerçekleşmektedir. Ülke güvenliği için tüm bölgenin güvenliği; bölgemizin güvenliği için de tüm dünyanın adalet ve refah içinde olması gereklidir. Yani biz sadece ülkemiz için endişelenir iken etrafımızdaki tehlikeleri asla göz ardı edemeyiz.

Son olaylara; PEKÂLÂ SİSTEMİN KENDİSİNİ YENİLEMESİ ve DEŞİFRE OLAN KİŞİ, KURUM VE YÖNTEMLERİN DEĞİŞTİRİLMESİ olarak da bakmak mümkündür. Zira sadece tek başına cemaat olayı bile sadece ülkemiz ile alakalı bir durum değildir.

Yazımızı, geleceğe yönelik bir kaygımızı ifade ederek bitirmek istiyoruz. Lakin bilinmelidir ki bu bir ümitsizlik ifadesi değil sadece tedbir alınmasını düşündüğümüz için ifadeyi vazife bildiğimiz bir meseledir.

Malum FETÖ yapılanmasına karşı yürütülen temizlik operasyonlarında yapılanlar, bilinen ve beklenenin çok altındadır. Bu gruba bir darbe vurulduğu doğrudur fakat mücadele tamamen kazanılmış değildir.

Diğer taraftan, burada bertaraf edilenlerin ne kadarı elebaşı ne kadarı sıradan kimsedir sorusuna henüz tatmin edici cevaplar alınmış değildir.40 yıl sonrası için mevcut grup üzerinden plan yapanlar, acaba bu grubu bu kadar kolay feda edecek midir?

Diğer taraftan 40 yıllık plan yapanların acaba daha kaç planı vardır? Edecekse sırada hangi muhtemel aktörler vardır ve bunlara karşı nasıl tedbir geliştirmek gerekir?

Burada sayılan ve daha sayamadığımız bir sürü nedenler ile yükselen ırkçı ve din karşıtı söylemleri birleştirdiğimizde; kısa veya orta vadede muhtemel bir 28 ŞUBAT sürecinin yaşanıp yaşanmayacağını garanti edebileceklerin, gerekçelerini izah ederek içimize su serpmelerini şiddetle arzu ediyoruz.

1  Necm, 39.