Müslümanlar açısından büyük bir düş kırıklığı yaşanıyor şu sıralarda. Kirliliğin bütün boyutuyla Müslümanları sarıp sarmaladığı gerçeğini üzülerek ve hayıflanarak izliyoruz. Müslümanların en mahremlerine girilebildiği bir zaman. İnanan insanların böylesi bir tuzağın içine düşmüş olmaları kabul edilebilir değil. Çünkü şu kirliliğin Müslümanlar tarafından yapılıyor olması daha da vahim bir durum. İslâm düşmanları sevinçle izliyorlar bu durumu.
Yapılanların neyin gerçek neyin olmadığı bilinmiyor. Bilinse bile bu kirlilikleri yayma çabasında olanların Müslüman olması daha ürkünç. Tarafların medyası büyük cepheler oluşturmuş ve büyük saldırılarla tuzaklar ve kirlilikler giderek büyüyor.
Cemaat ve muhafazakârların birbirlerine bu kadar büyük salvolarla saldırmaları, açıklarını yoklamaları, günahlarını, eksik ve yanlışlarını ortaya saçıp dökmeleri günahların büyüğü.
Bu durum, geçmiş zamanda, birçok davada insanlara ne kadar büyük haksızlıklar yapıldığını da gösteriyor. Anlaşılan o. Belgelerin yalan yanlış uydurulması, ses ve görüntü montajlarının yapılması hangi Müslümanlık ile izah edilebilir Eğer kişilerin ve tarafların bir günahı, yanlışı yoksa uydurma belge ve bilgilerle insanların haklarına girildiği düşünülemez mi Böyle ise eğer bunu yapan ister cemaat ister muhafazakâr olsun korkunç bir çelişkiler yumağı içindedirler. Taraflar birbirlerinin kayıtlarını ortama düşürürken kendilerini şöyle savunuyorlar. Bunlar montaj. Bu, her iki taraf için de geçerli. Cemaat iktidar tarafının belgelerini yayımlar ve yayarken kendileri ait olanların montaj olduğunu ileri sürüyor. İktidarın tutumu da aynı. Madem bunlar montaj, ne diye montaj olan şeyler üzerinden birbirlerine yükleniyorlar. Ergenekon ve sonraki davalarda dinleme kayıtları yayımlanırken her iki taraf da zevkten dört köşeydi. Bir bayram sevincini yaşıyorlardı. Biz önceki davaların gerçek olup olmadıkları konusunda emin değildik, ihtiyatlıydık. Bugün de kanaatimiz aynı.
Bizim kanaatimiz bu işin içinde büyük güçlerin olduğu. Teknolojiyi ve olanaklarını ellerinde tutanların hüneri. Onlar bu bilgileri sızdırırlarken Müslümanları birbirlerine kırdırıyorlar. Dahası Müslümanlara olan inanç ve güveni sarsıyorlar. Şu sırada her iki taraf da büyük bir yıkım içinde. Bunun kazananı yok kaybedenleri var. Ne yazık ki olan Müslümanlara oluyor. Bu işin tepe noktasında olanlar belki bir takım olanaklardan mahrum kalacaklar, dünyalıkları sarsılacak, itibarları zayıflayacak ama asıl darbeyi Müslümanlar alacak. Bundan sonra güven ve inanç duygusunu sağlamak için bir on yıllar daha gerekli. Ne yazık ki başa dönüldü.
Müslümanlar ağır bir sınavı yaşıyorlar. Bundan büyük darbeler alarak yol alacaklar. Alabilecekler mi, bilinmez.
İnsanlar düşmanlarını bile alt etmek için türlü hilelere başvuruyorlarsa bu bizim ilkemiz değil. Savaş hiledir doğru ama bu savaş Müslümanlar arasında yaşanıyor. Müslümanların birbiriyle olan savaşında hile kabul edilemez. Çünkü bu savaşın kaybedeni sadece kaybeden taraf olmaz. Müslüman olan herkes kaybeder.
İşin aslı şudur. Bu savaşı veya koşullarını oluşturan egemen güçler bu işi başarıyla sürdürüyorlar. Egemenlerin servisleri işin içinde. Cemaat denilen kesim eğer saf ve katıksız insanlar ise insanların mahremine girmez, girmemeli. Bu muhafazakâr iktidar ve yandaşları için de geçerli. Bu oyunun oyuncağı olanları, tetikçileri dışarıda tutuyoruz. Onlar çok çabuk ve çok rahat satılabiliyor ve köleliğe razı olabiliyorlar. Çıkarları için yapamayacakları şey yok. Siyonizm, CIA, MOSSAD, Hıristiyan Haçlı emperyalizminin servisleri iş başında. Yoksa cemaat ya da iktidar yanlısı elemanların bir başına bu oyunları sahneleme gücü, bilgi ve birikimleri yok. Olsa bile onların tezgâhından geçmeden beceremezler. Ergenekon davasında en mahrem bilgilerin bavullar dolusu servis edilmesi o gazetecilerin başarısı ve gücü değildi. Güçler bunları bavullar dolusu hazırladı, tetikçileri vasıtasıyla servis etti. Bugün yaşananlar ondan farklı değil. Müslümanları birbirine yediriyorlar. Müslümanlar da ne yazık buna teşne durumda.