TERÖRE taraftar olmayan mutedil bir Müslüman olarak

soruyorum:

1. Düzmece sahte istihbaratla dünyayı aldatıp Irak a

saldırdılar, muazzam miktarda Müslüman öldürdüler, yaktılar, yıktılar, tecavüz

ettiler, müzeleri bile yağma ettiler. Saddam Hüseyin e rahmet okuttular. Bu,

onların gözünde suç olmadı, cinayet olmadı, insan hakları ihlali olmadı.

2. Sahibi Filistinliler olan ülkeyi aldılar, halkını

perişan ettiler, Neturei Karta hahamlarının bile lanet ettiği, Tevrat a göre en

büyük küfür dediği Siyonist devleti kurdular, yerli Müslümanların canına

okudular. Bu da suç olmadı. Kalıcı ve âdil bir barış için çalışacakları yerde,

işgalci devleti kayıtsız şartsız desteklediler ve hâlâ destekliyorlar.

3. Mısır da halk iradesine dayanan meşru rejimi yıkıp,

yerine zâlim bir darbe düzeni kurdular. Meşru cumhurbaşkanını hapse attılar.

Ülkeyi zindana çevirdiler.

4. Libya yı böldüler, birbirinden kopuk iki ayrı devlet

oluşturdular.

5. Suriye yi kan gölüne çevirdiler. Büyük Ortadoğu

Projesi ne göre parçalamak için her mel aneti yaptılar, 300 bin Müslüman

öldürdüler, beş milyon mültecinin perişan olmasına sebep oldular.

Dinsiz, ahlaksız, materyalist, emperyalist, sömürgeci

derin Batı güçleri İslam dünyasını böldükçe böldüler, ortaya ayakta kalması zor

bir sürü devletçik çıkarttılar. Hâlâ da, Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) ile bu

bölme, parçalama ve hükm etme siyasetlerini sürdürüyorlar.

Yahudi ve Hıristiyan geçiniyorlar ama Tevrat ın ve

İncil in lanet ettiği bütün kötülükleri ve günahları pervasızca işliyorlar.

O hale geldiler ki, bazı Batı ülkelerinin kiliselerinde

erkekle erkeği, kadınla kadını evlendiren dinî törenler bile yapıldı.

Kierkegaard ın dediği gibi İsa İsa diyerek İsa nın

mezarına tükürdüler.

Sodom ve Gomore den beter hale geldiler.

Nice ahlak ve fazilet kuralını, bilhassa iffet ve hayâyı

kaldırdılar.

Yakın tarihte milyonlarca Müslüman ı doğrudan doğruya

veya dolaylı olarak katlettiler ama hâlâ ah Charlie vah Charlie diye feryat

ediyorlar.

Öyle ya, Müslümanlar da insan ama onlar daha fazla insan.

Sapık Batı medeniyeti birinci ve ikinci dünya savaşlarını

çıkarttı, dünyanın büyük kısmını harap etti. Şimdi üçüncüsünü çıkartmak için

bin türlü kundakçılık yapıyor.

Birincisinden ve ikincisinden sonra ayakta kalmışlardı

ama üçüncüsünün enkazı altında kalacaklardır.

O çok övündükleri nükleer silahları, insanlığı taş

devrine geri götürecektir.

Sodom ve Gomore gibi helak olacaklardır.

İslam dünyasına, Ümmet-i Muhammed e, kendi dinine ve

inançlarına uygun yaşama hakkını tanımadıkları için batacaklardır.

Ortadoğu da, Afrika da, üçüncü dünyada kundakladıkları

yangınların alevleri Roma yı, Parisidaha nice şehirlerini yakacaktır.

Peygamber (Salat ve selam olsun ona) bin dört yüz yıl

ötesinden haber veriyor, Melhame-i Kübra lar, büyük dehşetli kanlı savaşlar

olacaktır.

Atom bombaları varmış, onları atarlarmış Kendileri çok

iyi biliyor ki, atom bombaları ve füzeleri atanları da yakar, bitirir.

Tek kurtuluş çaresi dine dönmek, Allah a sığınmaktır.

Onlarda bunu yapacak vicdan, iz an, sağduyu ve niyet var mı

Kuzey Kore ateist rejimine tahammül ediyorlar ama İslam a

tahammülleri yok.

Batı medeniyeti Dorian Grey in portresi gibi

Janus gibi, iki çehresi var. Bir yüzünde bazı faziletler

ve meziyetler.

Öteki yüzünde bin türlü çirkinlik, günah, kepazelik

Hem kendilerini, hem insanlığı, hem dünyayı yakacaklar.

(İkinci Yazı)

İstanbul İnsansız Kaldı

OSMANLI okumuşları Şerefü l-mekân bi l-mekin derlerdi.

Bir yerin şerefi, orada oturanlara bağılıdır mealinde. Eski İstanbul da evliyaullah,

selatin, hulefa, ulema, fukaha, meşayih, zürefa, rical, ekâbir vardı. Artık

onlar yok. Uzaktan bakılınca kubbeler ve minareler görülüyor ama kubbelerin

altı boş kaldı.

Ayasofya nın içinin eski gravürlerine sulu ve yağlı boya

resimlerine bakınca kılık kıyafetleri harika insanlar görürsünüz.

İstanbul u İstanbul yapan çok medenî, çok edib, çok

kibar, çok ince, faziletli, meziyetli, vasıflı insanlar varmış.

Büyük şairler varmış Başta Sinan olmak üzere büyük

mimarlar anıt binalar inşa etmiş.

İstanbul un ihtişamlı güzelliğine ihtişam katan bir

Muhteşem Süleyman varmış.

İstanbul şairler, hattatlar, sanatkârlar şehri imiş.

İstanbul a gelen yabancıların bazısı, Osmanlıların

kıyafetlerinden o kadar etkilenirmiş ki, aynı kıyafetlere bürünerek ressamlara poz

verip portreler yaptırırmış.

Daha yakın zamanlara kadar Kur an tilavetini kemal

zirvelerine çıkaran Hafız Samiler varmış.

Ben bile yetiştim İstanbul da Ali Fuat Başgiller,

Muallim Mahir İzler, Nurettin Topçular, Süheyl Ünverler, Ekrem Hakkı Ayverdiler,

Hasan Basri Çantaylar, Celal Hocalar, şeyh Abdülhakim Arvasîler, Dersiamdan

Seyyid Ömer Nasuhi Bilmenler, Beyazıt camii imamı Abdurrahman Güzelsesler,

Sultanahmet İmamı Gönenli Mehmed efendiler, meşayih-i Kiramdan Ali Haydar

efendiler, Fahreddin efendiler, Zahid efendi, Muzaffer efendi, Mahmud Sami

efendi, Yahya efendi şeyhi Abdülhay efendi ve daha nice şeyh vardı.

Hattatların sultanı Hamid bey vardı.

İstanbul u yücelten bestekârlar vardı.

İmparatorluğun can çekiştiği devirde bir Sultanahmet

hapishanesi inşa edilmişti, bugünün sarayları bile onun yanında mimarlık sanatı

bakımından gölgede kalır.

Bana İstanbul da şimdi bir Fuat Şemsi bey bulsanıza.

İstanbul ulemasıyla, meşayihi ile, beyefendileriyle,

hanımefendileriyle İstanbul du. Onlar beyaz atlara bindiler ve şehri terk

ettiler. Şehir boş ve garip kaldı, büyük kayıplar verdi.

Rical gitti, İstanbul bir beton sahra-ı kebirine döndü.

İnsanlarla birlikte, İstanbul da en çok kullanılan

efendimler, teşekkür ederimler, estağfirullahlar gitti.

İnsansız şehir olmaz.

Yeterli miktarda insan gibi insan olmalı.

23.12.2015