Millî Gazete’mize emek veren bizler 12 Ocak gününü hep bayram bilmişizdir. Aralık ayı, günlerini Ocak ayına devirdikten sonra “arife”mizi yaşamaya başlarız günbegün. Umutlu, heyecanlı, güzel bir bekleyişe koyuluruz. “Sevinç” gününün sabahını, güneşin doğmasını bekler gibi bekleriz bugünü. Bir bayram gününe uyanırız her 12 Ocak’ta. Bugün 49’uncu bayram sabahına uyandık.

48 yılımız kaldı geride. 17 bin 340’ıncı nüshamızla bugün yeni bir yılımızı daha adımlamaya, nefeslemeye başladık. 49 yaşındayız.

Rakamları yazmak ve söylemek kolaydır da, rakamların ifade ettiği zamanı yaşamak nicedir bilinmez. Düşünsenize; 1970’ler, 1980’ler, 1990’lar, 2000’ler, 2010’lar, 2020’ler… Onar onar saymak bile emek istiyor değil mi!?. Bir de “Hak geldi, batıl zail oldu” diyen bu kutlu mücadelenin her yılını, her ayını, her gününü… Her nüshasını, her manşetini, her sayfasını, her sütununu, her satırını doldurun zorluklarla, sıkıntılarla… Ve tabii ki sevinç ve müjdelerle hatırlayın senelerimizi, nüshalarımızı. Darbeler, süreçler, karanlık geceler… Zor virajlar, zor zamanlar... Ambargolar, baskılar, engeller... Bir yıl değil, beş yıl değil, yirmi yıl değil... Yarım asırdır verilen büyük mücadeleler… Dile kolay 49 yıl... Evet, 49 yılı yazması ve söylemesi kolay da; yaşaması ve anlatması zor. Yanlış anlaşılmasın; şikâyet değil, anlaşılmak meramımız. Zorluk var ama, izzet ve şeref de var bu kutlu 49 yılda...

Nice zehirli oklara kalkan oldu Millî Gazete. Nice tuzakları açık etti, nice oyunlar bozdu... Nice hatalardan döndürdü. Nice zorluklara göğüs gerdi bizim için. Nice umutlara uyandırdı; nice müjdeler, nice sevinçler taşıdı hepimize. Bizim için gördü, bizim için duydu. Yalanlara karşı “hakikatle” geldi bize. Nice hayra motor, nice şerre fren oldu.

ÇOK GÖSTERİLDİĞİ İÇİN GERÇEK ZANNETTİĞİMİZ YALANLARLA MÜCADELE

Biliriz ki, tefekkür hamasetten iyidir… Parlak ve yaldızlı cümlelerle değil de, tefekkürle yaklaşalım senelere...

Hatıralara ve hayallere ipotek konulan bir zaman dilimini yaşıyoruz. Gerçeklerin silinip menfaatlere uygun “yeni gerçeklerin” üretildiği çağın insanlarıyız. Doğruyla yanlışı, sahteyle hakikati, Hakk ile batılı ayırmakta zorlandığımız bir çağ bu çağ. Çok gösterildiği için gerçek zannettiğimiz yalanlar hem günlük hayatımıza hem de dış politikaya, ekonomiye ve siyasete yön veriyor. Çok gösterilen yalanlarla ülkeler işgal ediliyor, milyonlar katlediliyor, ekonomik sömürgecilik kökleştiriliyor. İnsanlar var zannettikleri şeylerle gerçekleri birbirine karıştırıyor. Gerçek diye zehirli yalanlara sımsıkı tutunuyoruz. Uçuruma sürüklenmekte olan medya toplumları “gerçek” diye takdim edilen yalanlarla kurtuluşa koştuğunu zannediyor. Uçurumu göremeyecek kadar kör, gerçekleri duyamayacak kadar sağırız. Ama farkında değiliz.

SİZ BİLMESENİZ DE, SİZ ARAMASANIZ DA HAKİKAT YAŞAR

Böylesine “güzel” bir günü karabulutlarla gölgelemek değil niyetim. Aksine! Dikkatleri idrak için seferber etmektir maksadım. Bilesiniz ki, hakikat/gerçek yok edilmiş değildir. Hakk’ı, hakikati yok etmek, öldürmek de mümkün değildir. Siz bilmeseniz de, siz görmeseniz de, siz aramasanız da hakikat yaşar. Hakikat kayıp değildir; onu aramak, görmek ve bulmak ve tabii ki, tutup kaldırmak lazımdır. Yalan karşısında gerçekler çaresiz değildir; yalanı susturmak, gerçeği uyandırmak lazımdır. Sizin Hakk’ı tutup kaldırmanız, güneşin yükselişi gibidir. Nasıl ki güneş yükseldikçe karanlık kayboluyor da gün doğuyorsa dünyaya. Hakk’ı tutup kaldırışımız da yalanın ve sahtenin kayboluşudur. Çünkü hakikat güneşi karşısında hiçbir “algı”, hiçbir “yalan”, hiçbir “manipülasyon” varlığını devam ettiremez. İlahi hükümdür: Hak geldiği zaman batıl yok olmaya mahkûmdur. 

Unutmayın; hakikat kendisine gelenden kaçmaz. Kendisini arayandan saklanmaz. Hakikat bir hazine gibiyse eğer; bulunduğu, tutunulduğu ve hakikat olarak kabul edildiği zaman kıymetlidir. O kıymet, bize de kıymet verir.

İNSAN YALANLA ÖLDÜRÜLÜR AMA HAKİKATLE DİRİLİR

Biraz daha tefekkür lütfen!..

Hakikat yolculuğudur bizimkisi…

Hakikate varmak kolay değil; biliriz ki çetindir bu yol, fedakârlık ister bu arayış. Ama aramak, peşine düşmek, yoluna koyulmak sadece güzel bir “niyete” bağlıdır. Sağlam bir yola çıkış, samimi bir niyet, ihlaslı bir yolculuk insanı hakikatle buluşturur nihayet.

İnsan yalanla ölür ama hakikatle dirilir. Milletlerin ayağa kalkması için milletleri hakikatle buluşturmak gerekir.

Görmek; renklerle ve ışıkla birlikte yaşamak değildir. Görme eylemi “göz”le başlar, “idrak” ile tamamlanır. Göz değildir gören; bellek, temyiz, tahayyül, tasavvur, tefekkür, tevekkül, feraset de gerektir görmeye. Gerçek körlük, gözünün önünde duran hakikat ile sahteyi, doğru ile yanlışı, Hakk ile batılı ayıramamaktır.

Yalan, insanın ve toplumların zehirli sarmaşığıdır. Sardıkça teslim alır benliği. Dürüst bir söz, doğru ve gerçek bir bilgi ise kalkan gibidir.

İnsanların duymak istediğini söylemek değil. Bazen insanların bile duymak istemeyeceğini söyleyebilmektir gerçeğe yolculuk. Siz hakikatten ayrı düşmezseniz, hakikat de sizden ayrı düşmez.

HABERİN; İÇİ SAMAN DOLU OLANI DEĞİL, CANLISIDIR MİLLÎ GAZETE

Farkındasınız değil mi; bir başka açıdan Millî Gazete’yi, bizi anlatmaya çalıştım. Sizi size anlattım.

Erbakan Hocamız, hani diyordu ya, “Biz kuşun içi saman dolu olanını değil, canlısını istiyoruz” diye. Millî Gazete de “haberin içi saman dolu olanını değil, canlısını” taşıyor. Haberin içi saman dolu olanı, bir toplumun narkozu olur; ama haberin canlısı, o toplumun ayağa kalkmasını sağlar.

İmam Gazali’nin İhya-u Ulumi’d-Din’de buyurduğu gibi: Ateşin haberini alan değil, yanına oturan ısınır. Millî Gazete, sadece haberin duyulmasını değil, haberin gerekliliklerini de, hissiyatını ve ruhunu da taşır. Ateşin haberini alan ateşin yanına otursun ve ısınsın, suyun haberini alan suyu içsin ve susuzluğunu gidersin isteriz. Yeni Bir Dünya’dan haber vermişsek eğer, bu haberi alan Yeni Bir Dünya’yı kursun isteriz. 

Bizi işler yormalı, insanlar değil! İnsanlarla uğraşmak için çıkmıyor Millî Gazete. Sadece olayları konuşmak için değil. Ve hatta sadece haber vermek için de çıkıyor değiliz. Millî Gazete “işimiz var” demek için çıkıyor.

AŞKLA YOLU GÖZLENEN, AŞKLA OKUNAN DÜNYADA KAÇ GAZETE VAR Kİ!...

Biliyorum ki, okurlarımız için ekmek gibi, su gibi, ısı ve ışık gibi Millî Gazete. Aşkla yolu gözlenen, aşkla tutunulan, aşkla okunan kaç gazete var ki dünyada? Yaşamak için muhtaç oldukları arasındadır Millî Gazete çoğumuz için. Bir yudum su, bir nefes hava, güzel bir bakış, güzel bir selam… Umudu taşır, çünkü: Yeni Bir Dünya’yı getirir her gün bize. “Hak geldi batıl zail oldu” müjdesiyle buyur ederiz gazetemizi hanemize.

Evlattan ayrılmayan bir gazete… Hanelerin nuru gibi bakılan bir gazete... Dükkânların bereketi bilinen bir gazete... Çocuklara miras bırakılan bir gazete... Yolun pusulası, gönlün istikameti olan bir gazete... Dünyada böyle kaç gazete var ki!?.

SİZ KIYMETLİ OKURLARIMIZA SÖZÜMÜZDÜR…

Biliriz ki; “alkışlar” için, “aferinler” için çıkılan yol “heva ve heves”in güzergâhıdır. Duamız odur ki; bizim güzergâhımız, bizim yörüngemiz Allah’ın rızasıdır.

Bugün 49’uncu bayram sabahına uyandıran Allah (cc)’a hamd ederiz.

Her şartta ve her zeminde; varlıkta da yoklukta da, imkânda da imkânsızlıkta da, güneşli havada da fırtınalı günlerde de bu hakikat yolculuğunda bize sıcacık ilgisini, desteğini eksik etmeyen siz kıymetli okuyucularımıza da teşekkürümüzü borç biliriz.

Bir gazetenin teşekkürü, doğru bilgi gerçek gündemle okuyucusuna gitmektir:

Bilirsiniz, susarak yalan söylemek her çağın yalanıdır. Dün olduğu gibi bugün de susarak yalan söyleyenlere sizi mecbur etmeyeceğiz.

Gerçeğin sadece bir kısmını gösterip de halkı kandıran rüsva gazetecilik anlayışının içerisinde hakkı söyleyen nadide bir çiçek olmaya devam edeceğiz.

Bundan sonra da sizleri, günlük kısır tartışmalarla boğmayacağız.

Bundan sonra da istikamet, hakkaniyet ile size geleceğiz.

Bundan sonra da sizinle birlikte hakikati aramaya ve Hakk’ı tutup kaldırmaya devam edeceğiz.

Bundan sonra da kul hakkını gözeteceğiz, iftiradan uzak duracağız.

Bundan sonra da, “Önce Ahlak ve Maneviyat” diyeceğiz.

Bundan sonra da, “ümmetin gazetesi” olacağız...

Bundan sonra da, Erbakan Hocamız’ın şiarıyla, bize bıraktığı emanetlerle size gelmeye devam edeceğiz.

İlelebet Milli Görüş’ümüzle hanelerimizi, zihinlerimizi aydınlatacağız.

İlelebet HAK GELDİ BATIL ZAİL OLDU sancağını şeref ve izzetle taşıyacağız.

Millî Gazete’yiz, bundan sonra da Millî Gazete olacağız…

Sadece çalışanlarımızın, emekçilerimizin bayramı değildir bugün. Millî Gazete ile büyüyen, Millî Gazete ile duyan ve gören okurlarımızın da bayram günüdür bugün. Bayramımız mübarek olsun. Allah (c.c) 50’nci yılımızı da hepimize yaşamayı, görmeyi nasip etsin.

50’nci yılımızda buluşmak ümidiyle gazetesini kıymet bilen, gazetesine kıymet veren siz kıymetli okuyucularımıza selam olsun...