Bu cümleyi çok sıradan bir eda ile söylüyor üniversitede öğretim görevlisi olan bir tanıdık. Galiba son mitinglerden fazlası ile etkilenmiş.
Tandoğan da ve Çağlayan da toplananlar başını döndürmüş olmalı ki son günlerde çok mesut. Özel hayatındaki sıkıntıları, ailevi sorunları bile unutup bu seçim zaferi ile çok meşgul.
Oysa onun gibilerin unuttuğu bir şey var, bu mitinglere katılanlar arasında sağdan da çok insan vardı. Sağcı partiler, MHP, merkez partiler de o gün hükümete karşı yapılan bu mitinglere destek verdiler.
Bakalım sağdan gelen bu mitingdaşlar; laiklik beratını alabilecekler mi. Zira sol için daima "çarıklı" bulunup dudak bükülen sağ, darbelerle başlarını ezmek için fırsat kolladığı sağcılar; bu kez kökten laiklerin gözüne girebilecekler mi. Sanmıyorum.
Ecevitle hükümet kuracak kadar zeytin dalı uzatan Devlet Bahçeli; hükümet arkadaşı Ecevit in cenazesinde Rahşan Hanımın gözlerine en itaatkâr bakışları fırlatmıştı ama. Nafile. Rahşan Hanım, yüzüne bile bakmayarak, laik kollarının sevgisini ona açmayacağını göstermişti. Hatta öylesine militanca davranmıştı ki kocasının kafasına anayasa kitabını fırlatan Sezer in koluna bile girerek; sevgili eşinin cenazesini bile kullanarak, laik mesajlar göndermeyi kendisine kutsal bir borç bilmişti.
1960 darbesinde namluların ucunda olan Adnan Menderes in partisi, darağacına yollanan başbakan ve bakanlara karşın; kökten laiklerin kinini törpülemedi. 12 Eylül her ne kadar sağcıların darbesiydi diye sızlansa da solcular; adeta onları yalanlarcasına, "bir ordan bir burdan idamlarla" sağa da sola da gözdağını eşit tutmakla da övündü.
1980 ihtilali öncesi ve sonrası üniversite öğrencisi idim. En büyük düşmanlıklar ülkücüler ile solcular arasında yaşanıyordu. Üniversitede asker vardı. Yoksul Anadolu çocukları ellerinde silahlar, asker olup emir taşımanın sorumluluğu ile oldukça sert davranırlardı. Derslere sağcı grupta, solcu grupta asker denetiminde girerdi. Fakat bir kavga olduğunda elleri silahlı askerler en fazla sağcı öğrencileri dipçikle döverlerdi. Bu da müthiş moral bozardı. Anadolu dan gelmiş, üstleri başları dökülen sağcı öğrencilere yapılan darp sonrası ders; benim için bir işkenceye dönüşürdü. İnsan haklarının yerlerde süründüğü bu ilkel görüntü ile elim ayağıma dolaşırdı. Dayak yiyen insan görüntülerini izlettirmek dünyanın en vahşi davranışı.
Darbe heveslileri herhalde bu görüntüleri çok özlediler ki yeniden üniversitelere asker sokup, öğrencilere başkalarının acılarını seyrettirerek ruh sağlıklarını bozmayı düşünmekteler.
Fakat çeyrek yüzyıl sonra sağcılar; bu mitingler vesilesi ile kökten laikler tarafından laikçi sayılabilecek mi işte asıl mesele bu. Çünkü tuzu kuruların tarihi misyonunu sürdüren CHP, nerede sağcılara dipçik çevirecek herkes merakla beklemekte.
Ünlü muhalif Lütfi Fikri Bey, İttihad ve Terakki ye karşı Hürriyet ve İtilaf Fırkası içerisinde yerini alır. "Meclis-i Mebusan ı dağıtmak isteyenlere ve genel seçimleri engellemek isteyenlere karşı, ya da seçimler yapılırsa kamçı ile seçmenleri tehdit etmek istemelerine karşı korkusuz bir biçim de "alevli cümlelerini" şöyle sıralar": Bu cümleler sanki bugünün tek parti dönemi özlemcilerine bir cevap mahiyetindedir:
" Siz asla muvaffak olamayacaksınız. Bütün girişimleriniz boşa çıkacak, perişan olacaksınız. Çünkü siz vatanın selâmetini düşünmüyorsunuz. Çünkü siz bu memleketi cebir, tahakküm, istibdat altında ezmek istiyorsunuz... Efendiler düşününüz Millete karşı çıkamazsınız Siz de öyle olacaksınız. Siz de maksadı süflinizden ürkerek, tıpkı o millet düşmanları gibi, siz de kıpırdayamayacaksınız."
Lütfi Fikri beyden bu yana geçen hayli uzun zamana karşın, değişen bir şey yok. Cebir, tahakküm, istibdat peynir ekmek gibi gidiyor. İşin asıl ilginç olanı aydınların bundan fazla bir şikâyeti yok. Dün sağcıların ezildiği bir düzlemden bir adım ileri çıkıp elmalarla armutların toplamı gibi sen de bizdensin, laiklik beratın hayırlı olsun temennileri ne kadar sürecek. Y a da beni de darbe ve tahakküm, cebir taburuna alır mısın düşünceleri; ne kadar demokrattır, insanidir.