Zaman zaman çeşitli sendikaların ülkemizdeki geçim standardıyla ilgili yaptığı araştırmalar medyaya yansır. Gerçekleri gizleme konusunda uzman medyada "istatistik bilgi" olarak geçiştirilen bu araştırmalar, aslında yaşamın ne kadar zor olduğunu ortaya koyan argümanlar içerir. Mesela, son yapılan araştırmalarda, Türkiye de açlık sınırının 700 YTL, fakirlik sınırının ise bin 800 YTL olduğu ortaya konulmuştur. Çalışan nüfusunun neredeyse yüzde 60 ının asgari ücretle, yani 380 YTL ye talim ettiği Türkiye de bu rakamlar, her yönüyle düşündürücüdür, acıdır, inciticidir.
Yaklaşık bir haftadır medyanın da kaşıyıp durduğu ilginç bir tartışma yaşıyoruz. Sosyal Sigorta Güvenlik Reformu adı altında, emeklilik yaşının, prim ödeme gün sayısının artırılması ve emekli olup da çalışmaya devam edenlerden kesilen primin yükseltilmesi gibi teknik birçok konu üzerinde tartışma yapılıyor. Bildiğiniz gibi geçtiğimiz yıllarda yapılan reformlarla, Türkiye de emeklilik yaşı kademeli olarak yükseltilmişti. Yeni dönem için emeklilik yaşı ile alakalı telaffuz edilen rakam, 65 Prim ödeme gün sayısı ise 9 bin.
Türkiye de Sosyal Sigortalar Kanunu nun boşluklarından yararlanarak, 35 yaşında bile emekli olunabilen bir dönem yaşanmıştı. Hayatlarının baharında SSK dan "emekli maaşı" almaya başlayan bu insanlar yüzünden kurumun ödeme dengeleri de epey sarsılmıştı. Fakat Sosyal Sigortaların batakta olmasının nedeni, erken emekli olanlar değildi elbet. Kurumun soyulup soğana çevrildiği, birçok alan ve boşluk bulunuyordu. Emekli Sandığı, Bağ-Kur ve SSK olarak üç çatı altındaki Sosyal Sigortalar Kurumu nda sağlık konusu sıkıntılıydı Emeklilik prosedürleri sıkıntılıydı Primler sıkıntılıydı, ödemeler sıkıntılıydı, maaşlar sıkıntılıydı Bu sıkıntıların ne olduğunu bulup çözmesi gereken hükümetler de, şimdiye kadar şikâyetten başka bir şey yapmamışlardı. Sosyal Sigortalar Kurumu nu bataktan kurtarmanın formülü, emeklilik yaşını 65 e çıkarmak değil elbette. Kafası birazcık çalışan, pratik zekalı bir yetkili, zaten zar zor iş bulunan, SSK primlerini düzensiz ödemeye alışmış işverenlerin cirit attığı bu ülkede 65 yaşında emeklilik olamayacağını tahmin edebilir.
65 yaşındaki emeklilik, mezarda emeklilikten başka bir şey değildir. Sırtını devlete yaslayamayan, iş garantisi olmayan insanların da 9 bin işgünü prim ödemesi, ancak hayal ile açıklanabilir. Emekli olup çalışan insanlardan kesilen primlerin yükseltilmesi meselesi de, abesle iştigaldir, teferruattır. Kısacası, her zamanki gibi, hükümetin ve medyanın büyük bir hünerle zihinleri karıştırmak için ortaya attıkları, "havadaki kuşa bak" taktiğiyle karşı karşıyayız.
Bu tartışmalar boş ve sığ tartışmalardır. Türkiye de konuşulması gereken konu bambaşkadır. Türkiye, yaklaşık 10 milyon işsizin açlıkla mücadele ettiği bir ülkedir. İnsanlarına iş bulamayan, işsizliği önleyemeyen hükümet, iş bulup çalışabilenleri "Kaç yaşında emekli edelim " gibi absürd bir tartışmayla oyalamakta, boş işlerle uğraşmaktadır. Her yıl üniversitelerden mezun olan diplomalı işsizlerimiz için ne yapıldı Piyasanın durgunluğundan dolayı her gün kepenk indiren, işyerinin kapısına kilit vuranların durumu ne oldu Yaklaşık 800 bin karşılıksız çek ve senet ne anlama gelmektedir Milletin açlıktan nefesi kokuyor, bizim tartıştığımız şeye bakın!