Osmanlı Devleti günlerinde yaşanılan ve yazılan bir fıkra vardır. İnsanımızın düşünce sistematiğini, aşkını, şevkini ve fedakarlığını ‘zamanın içinden’ taşır getirir.

Öğrendiğinde veya haberli olduğunda, bilgisi dahilinde yapılması gerekene karar veren ve hemen uygulamaya koyan insanların atalarımız olduğu söylenir o fıkrada.

Fıkranın kahramanı İstanbullu, eşraftan yahut Kapalıçarşı esnaflarından biri olabilir. Kumkapı balıkçılarından ya da Mahmutpaşa hamallarından da olabilecek o fıkra kahramanı, bazı anlatımlarda, askeriyemizin gücü hep akıllarda olduğundan bir yeniçeridir.

Sultanahmet Camii vaizi bir Cuma vaazında, İsa Aleyhisselam’a Yahudilerin yaptığı eziyetleri anlatır; göğüsleri yumuşatan bir ses tonuyla.

Namaz sonrası, fıkramızın kahramanı yakasından tuttuğu bir Yahudiyi hırpalanmaya durur. Neye uğradığını şaşıran ve kendini korumaya çalışan muhatap can havliyle sorar: “Neden vuruyorsun?’’

Vaizin etkisindeki kahramanımız göğsünü gere gere açıklar sebebi: “Siz, Hazreti İsa Efendimize eziyet etmişsiniz!”

“Fakat” der yakası tutulmuş Yahudi. “O dediğin bin beş yüz sene önce olmuş.”

İtirazı kabul etmeme hakkını kullanır kahramanımız ve ameliyesine devam eder: “Olsun, ben yeni duydum!”

İnsanımızın duyma hassasiyetinin öne çıkarıldığı fıkramız böyle. Bu pozisyon almaların suiistimal edildiği olaylar da olmuştur ülkemizde. 6-7 Eylül, negatif ve acı bir örneğidir, bu hassasiyetimizin.

Osmanlı fıkrasındaki duyum hassasiyetinden, günümüze gelirsek, neler neler duyarız yahut neremizin köreldiğini öğreniriz?

Sıfatlarını sayıp dökmeyeceğimiz AKP’lilerden Nihat Zeybekçi konuşuyor kameralara karşı, sosyal medyada paylaşılsın diye.

“İsrail’de çok önemli bağlantıları olan arkadaşlarımız da var. Yani eyvallah. İsrail’in Gazze’de Müslüman soykırımını, bebek katliamını nefretle, şiddetle kınıyoruz. Eyvallah ama İsrail ile ticaret anlaşmamız var. 6 satıp 1 alıyoruz.”

Akıllara seza ünlemiyle ancak karşılanacak bu açıklamasını adını yazdığımız AKP yetkilisinin, satır satır incelemek borcumuzdur.

“İsrail’de çok önemli bağlantıları olan arkadaşlarımız da var.”

İsrail’deki arkadaşlar yahut İsrail’le ilişkili olan arkadaşlar…

Ne kadar da kuvvetli imiş AKP’lilerdeki bu arkadaşlık duygusu ve sahiplenilmesi? Sayın Zeybekçi, her şey bir yana kanaatine, bu basit cümlesiyle götürüyor insanları.

Eyvallahına, eyvallah diyelim.

Önce arkadaşlarını anlattıktan sonra, Gazze’deki Müslüman soykırımı ve bebek katliamına sıra veren Sayın Zeybekçi, yegane eylemlerinin ne olduğunu da itiraf ediyor: Nefretle ve şiddetle kınamak.

AKP’nin bu kınamalarının en tazesinin resimli haberi 26 Mayıs’ın Millî Gazete internet sitesinde vardı.

“Ala, İsrail’in Gazze’de bir okula düzenlediği saldırıyı lanetledi.”

15 Temmuz’daki bilinmezliği çok tartışılan İçişleri Bakanı iken istifası istenmiş Sayın Efkan Ala’nın soyadıyla yazımına başlanan haber, AKP’ye “Ala” notunun verilmesi de sayılabilir.

Gazze’de okul yakan İsrail,

Okuldaki çocukları yakma görüntülerini dünyaya yayan İsrail ve saldırıyı lanetleyen AKP yetkilisinin ampüllü afiş önündeki resmi…

Sayın Zeybekçi’nin “Nefretle ve şiddetle” kınamasına, “One Minute, dedik ya’’ cevabıyla ünlü AKP yetkilisi Sayın Ala, “Lanetle” kınayarak destek vermiş.

Ne diyordu Sayın Zeybekçi? “İsrail ile ticaret anlaşmamız var. 6 satıp 1 alıyoruz.”

İsrail, o ticaret anlaşmalarını, Gazze’de soykırım ve katliam yaptığında Türkiye sadece kınasın, diye mi planlamıştı yıllar öncesinden, gibi bir soru bizim  aklımıza düştüğünde, sorsak; öldürülen, yakılan çocuklardan çok eyvallah çektiği arkadaşlarının işini gözeten AKP’li Sayın Zeybekçi’ye: İsrail’i anlatırken, “Filistin ve Lübnan’dan sonra gözünü dikeceği yer, açık söylüyorum, bizim vatan topraklarımız olacaktır” diyen Sayın Erdoğan’ın, bu öngörüsüne hangi tedbirleriniz var? Acaba ne diyecektir?..

Önemsediklerimizden oldukları için yöneltmedik bu soruları. Onları oldukları gibi anlatmaktır görevimiz derken sazı, AKP ile ünlenmiş Sayın Naci Bostancı’ya veriyoruz:

“Ses sanatçısı Linet’i beğenir ya da beğenmezsiniz, fakat İsrail zulmüne gösterilecek tepkinin adresi Linet konseri olamaz. Bu tür kastını aşan eylemlerin Filistinlilere faydası değil zararı var. Kaynağı ancak ve sadece kabilecilik olan konser engellemesi asla kabul edilemez!”

Beğenir ya da beğenmezsiniz, çok da önemli değilsiniz vurgusuyla, içindeki sıkıyönetimi seslendiren Sayın Bostancı’nın, tepkinin doğru adresini vermemesi, zatını emniyet kemeri takılmış saymasından olsa gerek.

Tepkiciler ne yaparlarsa kastı aşmayacaklardı ve Filistinlilere faydalı olacak eylemlerin listesini vermek, bir rektör bey için zor olmamalıydı.

Dolaylı savunma yapılırken, literatüre kazandırılan “Kabilecilik” tanımının turp acılığını aşan bir zehir yüklenmişliğini de burada kayda alıyoruz.

Şalom gazetesinin yazarı olmak kazandırmıştır, diyerek nokta koyuyor ve tahammülleri daha zorlamıyoruz.

AP HÜKUMETİNİN DIŞİŞLERİ BAKANINI GENSORU İLE DÜŞÜREN LİDER PROF. DR. NECMETTİN ERBAKAN, BİR RÖPORTAJINDA ANLATIYOR:

“Yurdun dört bir yanında İsrail’i telin ve Kudüs’ü kurtarma mitingleri yapıldı. Halkın o kadar coşkuyla katıldığı, yüz binleri bulan bu mitinglere rağmen hükümetimiz bırakın İsrail’i kınamayı, İsrail’le ilişkileri artırmak için elinden geleni yapıyordu. İkili ilişkilerin artması için gizli ve açık görüşmeler yapılıyordu. İşte buna tahammül edemezdik!”

BİR MENDERES’İ  VARDI TÜRKİYE’NİN.

Bir devre adını veren Başbakan Menderes’i, “Türkiye’yi satan” sıfatıyla, mahkeme öncesinde, (Haziran 1960) aktüel deyimle söylersek algı oluşturanların çıraklarına, çocuklarına ve takipçilerine şu soruyu sormak isteriz:

Menderes’in bir çakıl taşı satmadığı o Türkiye’den, bugün ne kaldı?

HASAN POLATKAN’DAN K. UNAKITAN’A

27 Mayıs idamlarının sorumlularından Başsavcı Egesel’in “Yazık oldu!” yakınmasıyla andığı DP’nin Maliye Bakanı Hasan Polatkan’ı, daha Yassıada mahkemeleri kurulmamışken, (Haziran 1960) hedefine koyan Bab-ı Ali, Akbaba’sında, böyle anlatmış ve altına yazdıkları “Yağma Hasan’ın Böreği” deyimiyle atanacak hakimler heyetine yol göstermiştir.

Mazlum, mağdur, maznun ve maktul Hasan Polatkan’a hakkının teslim edilmemiş olmasından dolayı mı yaşadı bu ülke, Yeni Şafak gazetesinin “Esprili üslubuyla özelleştirme sürecine ‘Babalar gibi satarız!’, ‘Parayı veren düdüğü çalar’ gibi kavramlar ekledi” diye övdüğü ve övündüğü Maliye Bakanı günlerini.