Avrupa Birliği (AB) daha Avrupa Ekonomik Topluğu (AET)
olarak adlandırıldığı yıllardan beri Türkiye’yi aralarına almayacakları
biliniyorken AB’ye girmek için çırpınıp durmamız, yıllardan beri kapıda
bekletilmeye razı oluşumuz karşısında, AB bizi arasına almak istemiyorsa biz
niçin kapıda beklemeye rıza gösteriyoruz diye adama sormazlar mı Kaldı ki 54
yıldır Türkiye’nin kapıda neden bekletildiği bilinmeyen bir husus değil...
Türkiye’nin kapıda niçin bekletildiği çeşitli kereler itiraf edildi, hatta
aralarına üye olarak almak yerine aday üye statüsünde kapıda bekletilmeyi
teklif ettikleri de biliniyor.
Kısacası bizi niçin AB’ye alınmadıkları herkes tarafından
bilinirken, “Adama sorarlar, 54 yıl Türkiye gibi bir ülkeyi kapıda neden
bekletiyorsuz ” demenin anlamı olabilir mi AB ülkelerinin pek çoğu kendi
ayakları üzerinde duramıyorlar. Hatta bazıları birlikten çıkmayı düşünüyorlar.
İngiltere Başbakanı AB’de kalıp kalmamayı referandum ile halka soracaklarını
açıkladı. Yani dağılma sürecine girmiş AB’ye ille de bizi aranıza alın diye her
platforma çağrı yamanın anlamı olmadığını düşünüyorum. Kaldı ki Türkiye’nin
AB’ne ihtiyacı da yoktur. Çalkantıların yaşandığı bir dönemde belki birliğin
Türkiye’ye ihtiyacı vardır. Ama, din farklılığını kan uyuşmazlığı sebebi olarak
gördükleri için bizi kapıda tutmayı tercih ediyorlar. Yani AB ülkeleri birliği
bir Hristiyan Kulübü olarak kurmuşlar ve öyle devam etmesini istiyorlar. Eğer
Türkiye’yi yönetenler bu gerçeği görmüyor/göremiyorlarsa bu ülkeye yazık
ediyorlar demektir. Yok eğer bu gerçeği görmelerine rağmen AB’ye duyulan aşk
sebebiyle girmek için ısrarlı davranıyorlarsa bu karşılıksız aşktır. Bir üçüncü
şık ise ortada aşk falan olmadığı halde sadece Türkiye’deki iç politikaya
yönelik bazı uygulamaların hayata daha rahat geçirilmesini sağlamak adına
birliğe girmekte istekli görünülüyorsa bu da samimi bir tavır olmaz. Denebilir
ki bazı iç engelleri aşmak adına bazen samimi olmayan tavırlar sergilenmesinde
sakınca yoktur. Böyle bir yaklaşım alemi kör ve sağır kabul etmek anlamına
gelir ki doğru bir yaklaşım değildir.
Bu bakımdan Türkiye artık AB konusunda kesin bir karar
vermek durumundadır. Kapıda bekleyip bizi ne zaman alacaksınız diye sormaktan
vazgeçmelidir. Çünkü, arsız aşık konumu insanımızı rencide etmektedir. Kaldı
ki, bunca yıldır aralarına almamış olmaları kamuoyunda da etkinsi göstermiş,
söz gelimi bundan 30 yıl önceki AB yandaşlığında çok gerileme olmuştur. Bu
gerçeği öğrenmek sanıldığı kadar zor değildir. AB’nin ne karar vereceğini
beklemek yerine insanımıza sormak yeterlidir.
Kısacası Türkiye’yi kapıda bekletenlere kızalım ama, biz
niçin bunca yıldır kapıda beklemeye rıza gösteriyoruz diye kendimize de
soralım. Hatta bizi kapıda bekletenlere kızmanın da fazla bir anlamı yok.
Batıda geçmişten bugüne gelen Haçlı Zihniyetinde hiçbir değişiklik olmamıştır.
Bunu her fırsatta dile getiriyorlar. Sıkıntı bizde. Biz ille de Batılı olacağız
diye çırpınıyoruz, buna karşılık Avrupalılar ‘Siz bizden olamazsınız’ diyorlar.
Aralarına almanın şartı belli; inanç kökümüzden kopmamız gerekiyor. Aralarına
almaları için ya inançsız bir toplum olacağız yada onlar gibi inanacağız. Bu
gerçek çok açık.
Mademki AB bizi arasına almayacak, onlardan ısrarla sevgi
dilenmenin anlamı yoktur. Biz bu sevdadan vazgeçtik deyip kenara çekilmeliyiz.
Arsız aşık görünüme artık son vermenin zamanı çoktan gelmiştir.