İnsan bir toplum içinde yaratılmıştır. Hem imtihanın
gereği budur hem de insan, tek başına hayatını idame ettirememektedir. Bu durum
şu ayeti kerime ile ifade edilmektedir: İnsanların geçimlerini dünyada
aralarında Biz taksim ettik. Birbirlerine hizmet edebilsinler diye insanları
birbirinden farklı yaratan da Biziz. Bu
yazımızda birlikte iş yapmak ve başkalarına da iş yaptırabilmek üzerinde
duracağız:
1. Bütün peygamberler, insanları dinlerine davet etmişler
ve taraftar toplamaya çalışmışlardır. Peygamberler (Mevlâ, şefaatlerine nail
eylesin) insanları emeksiz kurtarmak yerine onlara kurtuluşu öğretmişlerdir.
Yani bir başka ifade ile Peygamberler, insanlara, birlikte kurtuluşa gitmeyi
öğütlemişlerdir. Zira devlet ve millet olabilmek için insanlara ihtiyaç vardır.
Bu yüzden biz, davamızı ancak insanlarla gerçekleştirebiliriz. Ayrıca din de
dava da insan içindir. İman da insanlara fayda veren bir şeydir. Bize düşen de
bugünkü insanlarda kusur aramak ya da onları birbiriyle kavga ettirmek değil;
onları dünya ve ahirette insanlara faydası olan şeylere sevk etmektir.
2. Bütün peygamberler, salih evlat istemişlerdir. Böylece
hem nesilleri devam edecek hem de davaları hayatiyetini devam ettirecektir. O
yüzden evlatlarımız bize birer yük değildir. Evlatlarımızı hem dünyada hem de
ahirette bize fayda verecek şeyler için yetiştirmeli ve bu uğurda onlardan da
istifade etmeliyiz. Çocuklarımız, sadece hizmet edeceğimiz emanetler değil;
aynı zamanda bizim ideallerimiz için bize yardım edecek insanlardır.
Evlatlarımıza küçük hedefler koymak yerine onları aktif olmaya, üretmeye ve
birlikte daha büyük işler yapmaya sevk etmeliyiz. Bu yüzden Allah Resûlü SAV,
ümmete çocuk sahibi olarak çoğalmayı emir buyurmuşlardır.
3. Ticaret ve üretim işlerinde de münferit hareket etmek
yerine birlikte bir araya gelerek daha büyük işler yapmak için uğraşmalıyız.
Yeter ki niyet hayır olsun. Allah Teâlâ, hayır için bir araya gelenlerin
yanındadır. Allah ın rahmet ve bereketi, cemaat ile beraberdir. Bugün dünya ekonomisinde söz sahibi olanların
ya büyük aileler ya da köklü kurumların sermayesi olduğunu da tam bu noktada
hatırla/t/mak gerekiyor.
4. Bugün ameli dört tane ehli sünnet mezhebi vardır.
Fakat bütün ehli sünnet mezhepler, dörtten ibaret değildir. Tarihte Süfyân
es-Sevrî (Allah, rahmet eylesin ve kendisinden razı olsun) gibi bir sürü mezhep
imamı ve müçtehidi vardır fakat bunların öğrencileri ve takipçileri olmadığı
için bugün birer mezhep halinde değillerdir. Sadece bazı fıkıh kitapları içinde
görüşleri yer almaktadır. Demek ki gelenek oluşturacak bir şeyler yapmak ve
ideallerimizi yaşatmak için takipçilere ve öğrencilere ihtiyaç vardır. Fakat
burada sayı önemli değildir. İmam Âzam ın mezhebi sadece 2 öğrencisi sayesinde
şekillenmiş ve gelişmiştir.
5. Biz tek başına sadece bir kişilik iş yapabiliriz fakat
başkalarına da hayırlı işler yaptırdığımızda onların da ecir ve sevabını
alırız. Ayrıca bütün, parçaların toplamından fazladır. Yani on kişinin bir
araya gelerek yaptığı iş; bu on kişinin tek tek yaptıkları işlerin toplamından
daha fazladır ve anlamlıdır. İmam Âzam (Allah kendisinden razı olsun),
öğrencileri ile birlikte bir sürü fıkhî ve îtikâdî meseleye çözüm aramış,
birlikte Kitâbu l-Asl adlı on ciltlik eseri kaleme almışlardır. İslâm dininin
yayılmasında Hz. Ebûbekir RA tarafından yapılan tebliğlerin büyük rolü
olmuştur. Aşere-i Mübeşşerre den Hz. Osman, Abdurrahman bin Avf gibi birçok
isim; Hz. Ebûbekir vesilesiyle Müslüman olmuşlardır. Yine ilk Müslümanlar; Hz.
Osman ve Hz. Hatice nin zenginliği sayesinde ekonomik/mali birçok problem
çözüme kavuşturulmuştur. Efendimiz SAV, katıldığı savaşlarda ashabı ile birçok
zorluğa göğüs germiştir.
6. Hesap ferdidir ama dava ferdî değildir. Bu yüzden
sistemli hareket etmek ve ümmetin işlerini kişileştirmek yerine; bütün
faaliyetlerimizi kurumsal olarak yerine getirmeliyiz. İslam idari sisteminin en
temel vasıflarından birisi olan istişare; işlerin tek başına değil de bir ekip
halinde yapılması gerektiğine işaret etmektedir. Ayrıca sadaka-i câriye
meselesi de yaptığımız her işin; geçici ve düzensiz değil; amaçlı, kalıcı ve
sistemli olarak yapılmasına işarettir. İslam ın bir vakıf medeniyeti olduğunu
söylerken kastedilen bir başka önemli anlam da hayır işlerinin düzenli ve
kurumsal olarak yapılmasıdır. Bir tek kişinin zekât vermesi, yeryüzünde
fakirliğe bir çözüm olmayacağı gibi; tek bir kişinin cihada çıkması da düşmana
karşı bir yaptırım değildir. Mümine düşen, kendi zekâtını vermek ama
etrafındakileri de zekât vermeye teşvik ederek tüm Müslümanların zekâtlarının
sistemli olarak toplanmasına katkı sunmak olmalıdır.
7. İşte bu yüzden gerek sivil toplum gerekse kamu
işlerinde sadece kendi makamımızı düşünmek yerine; yerimize kendi işimizi
yapacak kimseler yetiştirmek için gayret göstermeliyiz. Sadaka-i Câriye belli
bir hizmet alanı ile sınırlı değildir. Her insan, kendi işi/çalışması ile
insanlara faydalı işler üretmeli ve her açıdan nitelik kazandırıcı çalışmalara
da vesile olmalıdır.
--
1- Zuhruf, 32.
2- Tirmizî, Fiten, 7.