Dünya üzerindeki çatışmalara bakıldığında hep kanı dökülen
Müslümanlar. Ya kendi aralarındaki ihtilaflara konuşarak çözüm bulamamaktan ya
da sömürgeci güçlerin doğrudan müdahaleleri sonucu kanları dökülüyor,
öldürülüyor,yeraltı ve yerüstü zenginlikleri sömürülüyor.
Yıllardan beri Irak ve Afganistan’da yaşananları şöyle bir
hatırlamak bile İslam dünyasının içinde bulunduğu durumu göstermeye yeter. Ne
var ki gelişmelerden,dökülen kanlardan ders alınamadığından olacak şimdide
Suriye tam bir bataklık haline geldi. Bu bataklıktan çıkmak için çırpınırken
kayıp verenlerde Müslümanlar. Suriye’de çatışmaların başından bu yana hayatını
kaybedenlerin sayısının 60 bine ulaştığı belirtiliyor. Bu ortamda kayıpların
kesin bir rakamını vermek mümkün değil. Hergün özellikle Esat güçlerinin hava
saldırıları sonucu hayatını kaybedenlerin sayısının yüzlerle ifade edildiği ve
çatışmaların iki seneye yaklaşan süredir devam ettiği düşünülürse sanıyorum 60
bin rakamı abartma olamaz. Bu arada Suriye’yi terk ederek Türkiye, Lübnan,
Ürdün ve Irak’a sığınmak zorunda kalanların sayısının 600 bini, Suriye içinde
yerlerini terk etmek zorunda kalanların ise 2 milyonu geçtiği düşünülürse
Suriye’nin nasıl bir felaket yaşadığı anlaşılır. Bu arada savaşın açlık ve
yokluk olduğu,çatışma ortamında bir takım hasta ruhlu insanların kadın ve
çocuklara karşı sergiledikleri tacizlerin dehşet verici vahşet olduğu
yaşananların bir başka boyutu.
Bu gelişmelere karşı dünyaya şekil verme iddiasında olan,
ABD ve AB ülkelerinin sadece seyirci olmaları dikkat çekici değil mi Ya BM’nin
tavrına ne demeli Artık BM’nin varlığına son verilmesi zamanı gelmiş, hatta
geçmekte değil mi Bunun gerçekleşebilmesi için ezilen,sömürülen, kanları
dökülen toplumların ayağa kalkması, zalimler karşısına dikilme cesaretini
kendilerinde görebilmeleri gerekiyor. Aksi halde yarın bir başka ülkede aynı
senaryo sergilenecek, zalimler kurtarıcı pozunda sömürülerini sürdüreceklerdir.
Bunun son örneği Mali’de sahneleniyor. Gerçi Fransa Mali’ye müdahalesinin daha
ilk gününde sert bir kayaya çarptığının farkına vardı ama Amerika ve AB
ülkelerinin Fransa’ya desteği gecikmedi. Peki Fransa, Mali’ye ne gerekçeyle
müdahale etti Mali’de darbe sonucu oluşmuş bir yönetim ve bu yönetime karşı
başlatılmış direniş grupları bulunuyor. Bu direniş gruplarının giderek güç
kazanması ve başkenti ele geçirme ihtimallerinin ortaya çıkması ile Mali’deki
darbeci yöneticiler efendilerinden yardım istemişler. Yani özgürlük ve demokrasinin
beşiği ilan edilen Fransa darbecileri korumak adına harekete geçmiş durumda.
Elbette bunu hayrına yapıyor değil. Darbecilerden ne gibi tavizler aldılar,
daha ne gibi anlaşmalar yaparak Mali’nin yeraltı ve yerüstü zenginliklerini
sömürecekler onu da zaman gösterecek.
Hemen belirtelim ki dünyanın neresinde olursa olsun İslami
uyanış söz konusu ise Batılı ülkeler hemen telaşa kapılıyor, bu hareketlere
karşı kötüleme kampanyası başlatıyorlar. Yani Müslümanların yanmasını ve ayağa
kalkmasını istemiyorlar. Biliyorlar ki bu uyanışın sonunda dünya üzerinde
belirleyici konumlarını büyük ölçüde yitirecekler, Müslümanlar yeni oluşumda
rol sahibi olacaklardır. Böyle bir sonuç İslam dünyasının zenginliklerini
istedikleri sömürmelerini engelleyecek, ayrıca Müslüman ülkelerde istedikleri
kişileri yönetime getirme imkanını bulamayacaklar.Bu bakımdan İslam dünyasının
daha fazla vakit kaybetmeden silkinmesi gerekiyor.ir takim iç ihtilafların
peşine düşmenin sadece sömürgecilere yaradığını görmek ve ona göre hareket etmek
durumundadırlar.