Kavram ya da ilkeyle olgu arasındaki ilişkiyi farklı yol ya da yöntem temelinde kurmak mümkündür. Buna bağlı olarak kurulan ilişki nedeniyle varılan veya elde edilen sonucun, yani değerlendirme ya da yargının farklı olması da kaçınılmazdır. Bu durum bilgi, bilim, düşünce ve yöntem meselelerinin tartışmasına götürür bizi. Zaten bu meselelerin her daim tartışmaya açık olması, varılan sonucun, yani yapılan değerlendirmelerin ve yargıların değişme istidadını bizzat mahiyetinde barındırdığı anlamına gelir. Bilim, düşünce, kısaca kültür ve uygarlık tarihi dediğimiz disiplinlerin varlık nedeni, bir anlamda bundan kaynaklanmaktadır. Önemli olan, demek ki, kavram ya da ilkeyle olgu arasındaki ilişkiyi kurarken bunun şartlarını, nedenlerini, ihtiyaç ve uygunluklarını doğru tesbit edebilmektir.
İnsan kavramını, bu bağlamda irdelemeye çalıştığımızda, çeşitli yol ve yönteme başvurmak mümkündür. Sözgelimi mantık açısından insanı konuşan ya da düşünen varlık olarak tanımlamak suretiyle, ortak nitelikleri olan diğer canlılardan (hayvan ve bitkilerden) ayırabiliriz. Nitekim Aristoteles’in canlı kavramına dayanarak yaptığı insan, hayvan ve bitki ayrımı (ki “ruh” olarak adlandırılan canlılığın kaynağını “entelekhia” şeklinde nitelemekteydi), İslam düşüncesinde ve Batı Skolastiğinde, hatta Yeniçağlarda bile temel alınmıştı. Buna karşılık psikoloji, yoğun tartışmalara ve birbirine karşıt öğretilerin ortaya çıkmasına kaynaklık eden “ruh” olgusunu esas alarak farklı anlamlara gelen kavramlaştırmalara gidecektir. Biyoloji bilimiyse “canlı organizma” olgusundan hareketle insanı bir organizma sistemi bütünlüğü içinde kavramaya ve açıklamaya çalışacaktır. Elbette bu ve benzer yaklaşımlar, bilim ve düşüncenin diğer alanlarında etkisini göstereceği gibi, özellikle bütüncül bir bakış açısına sahip olduğu iddiasını öteden beri taşıyan felsefe alanında da geniş bir kabul görecektir. Ancak o bilimlerin ortaya koyduğu kavram, ilke ve veriler, bakış açısı çerçevesinde yeniden tanımlanacak, farklı düzlemlerde değerlendirilecek ve ona göre yargılar kurulacaktır.
Somutlaştırmak için siyaset, ahlak, din, iktisat ve hukuk alanlarındaki kavranılışları üzerinde durulabilir. Kabaca siyaset alanında insan olgu ve kavramı, yöneten ve yönetilen nitelemesiyle kavranılmaktadır. Burada anlaşılan insan kavramı, aslında mantık kuralları temelinde tanımlanmış “soyut” bir insan kavramı ya da ilkesidir. Onun bir takım niteliklere ve özelliklere sahip olduğu çıkarımından hareketle, yöneten/ler/in izleyecekleri yol ve yöntemler, takınacakları veya takınmaları gereken tavırlar vb tesbit edilmektedir. Siyaset ve siyaset felsefesine ilişkin eserlerde bu konuyla ilgili sayısız tavsiyelere, tespitlere, kurallara rastlıyoruz. Aynı şekilde yönetilenlerin itaat etmeleri gereken kurallar, itaat etmelerinin neden şart ve sonuçları, yine soyut insan kavramından hareketle açıklanmaya çalışılır. İnsanın toplumsal bir varlık olduğu, düzene mutlak ihtiyaç duyduğu, kural ve buyruklara uymadığı takdirde maddi ve manevi bakımdan yaşayışının olumsuz bir seyir izleyeceği vb daha birçok nedenler üzerinde ayrıntılı bir şekilde durulur.
Gerçekten tarihi süreç içinde yönetimlerin mahiyet ve niteliklerini anlamaya yöneldiğimizde, temelde soyutlanmış bir insan kavrayışının uzun bir süre hâkim konumda olduğunu ve uygulamaların da bu doğrultuda gerçekleştiğini gözlemlemek mümkündür. Öyle ki, herhangi bir yönetimin, mesela İngiltere Krallığıyla, Fransız Krallığının, Magna Carta (1215) ile Bill of Rights (1648)’ların birbirinden farkları yanında, Fransız Devrimi (1789) ve sonraki gelişmeleri doğru bir şekilde irdelemek istediğimizde insanın soyutlanmış bir kavram olarak kavranıp kavranmadığı olgusuyla karşılaşırız. Keza Amerika Bağımsızlık Hareket ve Bildirileriyle Fransız Devrimi ve “İnsan Hakları Evrensel Bildirisi” arasındaki esaslı farkı da tesbit etmede bu kavrayışın belirleyici olduğu görülebilir.
Koşut bağlamda bizdeki 1876 Kanun-i Esasi ile 1924, 1924 ile 1961, 1961 ile 1980 ve sonrası anayasalarında ve değişikliklerinde insanın soyut kavranışının tezahürlerini dikkate almadan sağlıklı bir değerlendirmeye varılamayacağı, burada hemen söylenmelidir.