İçerisinde bulunduğumuz zaman dilimine işaret eden pek
çok âyet-i kerime ve hadis-i şerif var. Bu kudsî kaynaklara baktığımızda, bu
zamanın Hz. Âdem Aleyhisselamın yaratılışından kıyamete kadar geçecek zaman
içerisinde, en çok dikkat edilmesi gereken ve en tehlikeli olanı olduğunu
görmekteyiz.
Allah ın düşmanları, dolayısıyla Allah u Zülcelâl e
hakkıyla îman edenlerin düşmanları, inananların evlerinde rahatça bir bardak
çay içmelerini dahi istemiyor. Onların evsiz, barksız, perişan, en fazla
çadırda yaşamalarını, kendilerine kul köle olmalarını, Müslümanların bütün
servetini yağmalayıp yemeyi istiyor. Âlem-i İslâm ın haline bakınız, ne demek
istediğimizi anlarsınız: Afganistan, Çeçenistan, Bosna, Myanmar, Irak, Libya,
Suriye, Doğu Türkistan, Karabağ, Somali, Keşmir Say sayabildiğin kadar
Onların asıl istediği Türkiye Buradaki Müslümanların evlerinde barklarında
oluşları, bir yudum sıcak çay içmeleri karşısında kuduruyorlar. Aslında çok
söze gerek yok. Çektiğimiz sancının sebebi budur. Bütün delilleriyle ispat
edebilirim ki bu ülkede yaşayanların yüzde 99 u birbirine bir fiske bile
vurmaz. Çünkü temelde kardeştirler. Allah u Teâlâ onları kardeş kılmış. Onlar
da bunu bilmekte. Kaldı yaklaşık yüzde 1 lik gayr-ı Müslim tâifesi. Onlara da
bizim ıstılahımızca ehl-i zimme denilmekte. Onlar da devletin ve
Müslümanların emânetinde. Onların da can, mal ve namus emniyetleri teminat
altında. Dolayısıyla onların da bu ülkeyi sancılandıracak hareketlerde
bulunmaması lazım. Bu kadar nüfus içerisinde hâinler, anarşistler, hırsızlar,
uğursuzlar olmaz mı Olabilir. İşte o şeytanın yoldaşı ecinni tâifesi gibi olan
o uğursuzlar tâifesinin hakkından da devletin gerekli birimleri gelir.
Gelmelidir. İdeâl olanı budur.
Bizim inancımıza göre, burası Darü l İslâm dır. Dört
mezhebe göre de böyledir. Yani burada dâhilde kılıç çekilmez. Aksi takdirde
kardeş kardeşle karşı karşıya gelir. Bu da dinimizin şiddetle menettiği bir durumdur.
Peki, yıllardan beri bu ülkede olup bitenler ne Hâdiseler derinlemesine tahlil
edildiğinde görülecektir ki işin içinde, asırlardan beri huzurumuza, mülkümüze
göz dikmiş o dış güçler ve onların uşağı olmuş hâinler vardır.
Sözde bizden gözüken hâinlerin kodlarını, şifrelerini,
taktiklerini, neler yaptıklarını ve yapacaklarını Kur an-ı Azimüşşân bizlere
haber vermektedir. Münafıklarla ilgili âyet-i kerimelere bakanlar bunu
göreceklerdir.
Bazı safdiller, ecnebilerin uşaklığını yapan hâinlerin
hâin olduğuna dâir belge istiyor. Bir iş adamı, kendisinden rüşvet alan
bürokratın mahkemede belge istemesi üzerine dayanamamış, rüşvetin belgesi mi
olurmuş ulan p ..k demişti. Biz o ağır kelimeyi kullanmıyoruz, yalnızca
Karadenizli vatandaşın elektriği târif ederken söyledikleriyle iktifa ediyoruz:
Ne idüğü belirsüz emme ettiğünden bellidür!
Bir ülkenin korunması için elbette ordu lâzım, emniyet
güçleri lazım. Ama unutulmasın ki bir de dostu düşmanı tanıyan, düşmanın
oyunlarını çok iyi bilen beyinler lazım. Akıl akıldan üstündür. Bunun için hür
düşünceyi arzulayanların prangalardan kurtulması lazım. Üzülerek söyleyelim ki,
Avrupalılar istedi diye, binlerce kanun maddesi çıkaran ki onların
istedikleri karın sancısı vermekten başka işe yaramadı, yaramayacak- iktidar,
hür düşüncenin ve gerçekleri araştırıp yazmanın önündeki engelleri kaldıracak
bir teşebbüste bulunmadı. Bunun zararını da hem kendisi çekiyor ve çekecek. Hem
de ülke çekiyor ve çekecek Yazık!..
Şâir boşuna demiyor: Bırak beni haykırayım! Susarsam sen
feryât et! diye.
Yazıyoruz ama işte, çoğu defa yazdıklarımız,
Kızılderililerin ateşle, dumanla haberleşmesi gibi oluyor. Anlayan anlıyor.
Ârif olana bir işaret yeter! diyoruz. Ama arkadaş, burası bizim ülkemiz ise,
bırakın da rahatça konuşalım, yazalım. Sayın ilgililer bu yazıyı da bir dilekçe
olarak kabul buyursunlar.