Sarhoşlar kıyamet koparıyor

Bir güzün sonu mu demeliydim

Yaz mevsiminin merkezinden yola çıkarak henüz kışı hissetmeye başladığımız bu zamanda, içimizi titreten böylesine bir duygu belirdi bizde. Bu, mevsimlerin sıcaklıklarıyla ilgili olduğunu düşünmek yerine, bizi farklı düşünmeye iten nedenleri ancak böyle bir yaklaşımla ifade edebileceğimiz düşüncesinden ileri geliyor. Geçen zamanın rehavetinden, gelecek zamanın gerilimine bakmada yarar var.

İnsan insan olma değerini yitiriyor.

Karmaşa ve yenilginin, ezikliğin, günah ve yanlışın insana egemen olduğu bir zamanda bütün mevsimlerin bahar ya da yaz gibi olmasını görmenin bir anlamı yok. Hayatlarını günah kavramı üzerine inşa edenlerin, hayata bu kadar baskın olduğu bir zamanda, insan tekinin öneminin olmadığı görülüyor. Günah bir yanlıştır ve insan hayatının çıkmazıdır. Eskilerin deyimiyle bunun lamı cimi yok. Ama sarhoş ruhlu olanlar için hiç de öyle olmuyor.

Hayata hep bir cephede bakanların, kendilerinin dışında olanlar hakkındaki düşünceleri olumlanamaz.

Onlar için insan yoktur, sarhoş insanlar vardır. Onlar için Müslüman bir insan tipi olmamalı. Bu, Hıristiyan olabilir, Musevi olabilir, Budist, ateist olabilir, ama Müslüman olamaz. Onun hayatta yeri yoktur. Onun kişiliğinin ve haklarının da bir anlamı yoktur.

Tuhaf bir durum. Onlara göre bütün sokaklarda, bakallarda içki bulunmalı. Hatta camilerde bile içki içen tipler olmalı. Ah nerede bu konuda fetva verecek olan, onların maskarası olabilecek olan prof. unvanlı bir tip. Beyazı, siyahı, kırmızı fark etmiyor, onlara maskaralar lâzım. Bunu yapabilecek biri çıkınca onların ağızları kulaklarına varıyor. Bunun için içimizi titreten bir kış mevsimi yaşıyoruz demek istiyoruz.

Hem insanlık sağlığı açısından hem de dini bir kural olarak içki içmek olumlu bir davranış değil. İnsan hayatında olumlanacak bir yanı da yok. İçkiden sadır olan kötülüklerin haddi ve hesabı da yok. Öyleyse nasıl oluyor da, modern tıbbın, hayatın gelişmişliğinden söz edenler ve hatta bunu bilenler yanlışta ısrar edebiliyorlar. Hayatlarını ve geleceklerini günah ve yanlış üzerine kuruyorlar, bunlardan sakınmıyorlar. Trafik kazalarında en büyük etkinin içkiden olduğu biliniyor. Aileleri çökerten içki tutkusunun ocakları söndürdüğü biliniyor. İçki içenlerin, alkollüyken bilinçlerini yitirdikleri de biliniyor. Öyle olmasına karşın içki söz konusu olunca birden akan sular duruyor. Dinin yasakladığı şeyler, laik kesimi niçin sarılınacak bir şey oluyor. İşin tuhaflığı burada.

İçkiciler, Müslümanlara topyekün bir saldırı içindedirler. Savundukları şeyin olumlu bir davranış olmadığını kendileri bildikleri halde böyle bir yanlışı savunmadaki ısrarın mantığı da ancak bu şekilde açıklanabilir. Kendilerini rahatsız edecek olan bir hayat tarzı, Müslümanların varlığı onları tedirgin ediyor, onun için istemiyorlar. Sorun burada. İçkiciler Müslüman insan tipi istemiyorlar. Asıl izahı bu. Onların kafalarında belirlediği tipler, her türlü günahı işleyebilen olması gerektiğinin duygusu ağır basıyor. Hele İslâm dininin yasak koyduğu her ne ise onun meşru olması gerektiği düşüncesi.

Bazı şeyler kendilerine dokunmasa onlara da razı olacaklar. Yeter ki bir Müslümanın hayatında yer alan ne varsa onların hayatında o şey yer almayacak.

İslâm kuralları, emirleri, yasakları olan bir din. Onların hayatında ise İslâm dışı bir hayat arayışı var. Çatışan bu iki duygu arasında tercihlerini, zararlı da olsa içkiden yana koymak olabiliyor.

Adamlar oturmuşlar Türkiye nin içkisiz sokaklarının haritasını çıkarıyorlar.

Jakoben / dayatmacı içkiciler iş başında. Onların karşısındakiler ise; korkak, içe kapanık tavırlarıyla onların ekmeklerine içki sürüyorlar.

Ne kadar komik değil mi

Güç içkiden, içkiciden yana.

Adamların ruhu sarhoş, kalbi sarhoş. Dünyaya bu ruhu göz penceresinden bakıyorlar.