Öyle ya, hep kötülerin doluştuğu bir masalımız vardı.

Kapılananlar, anında dünyalarını göklerdeki şatolara taşımaktaydılar.

Yine yoksul ailelerin kulübelerinden çıkmakta idi şehitler.

Fransa’ da göçmen işçi olan Ali Dal, bu masalın iyilik meleği olmaya karar veriyor, son şehidin sıvanmamış kulübesini gördüğünde.

Kendisi sıva ustasıdır, ne kadar güç kazanmaktadır geçinecek parayı.

Yıllardır birikimi ile sahip olduğu evini, son şehidin eşine hediye etmek üzere kanatlanıp gelir Kaf dağının ardından.

En sevdiği malı olan Medine’deki serin hurmalığını hibe ederek cenneti kazanan, Talha ve eşi Rumeysa gibidir, Dal ailesi.

Şehidin eşinin masum yüzünde hâlâ yitiğinin elemi ki değil bir evin, dünyanın tapusunu verseler değişir mi acaba yitiği olan eşinin bir tırnağı ile.

Sıvacı ustasının kıt kanaat geçinerek biriktirdiği ile aldığı evi kabul etmekten mahcuptur şehidin kederli eşi.

Ülkenin onca zengininde, tıbbın aklının ermediği utanmazlık geni.

Binlerce dairelik siteler yapan müteahhitlerden gelmesin de bu ev; bir göçmenin Zümrüdüanka zarafetindeki malası ile sunulsun.

Ülke şaştı, genelkurmay şaştı, göğsüne madalya takarken Ali Dal’ın eşi ve çocuklarının mazbut, batıda bozulmamış hallerine.

Türkiye’nin artık kafasını sadece zenginliğe taktığı kesimi anlayamadı bile.

Masalın müteahhitler kısmı sokuluyor, bu iyilik prensini gölgelemek için.

Bir diğer iyilik perisi tarım gönderiliyor, yerine yılanlar tekkesi müteahhitlik geliyor.

“Bakanlık kamu spotlarında, ’Tarım alanları imara açılamaz’ dense de,10 yılda, Ankara kadar bir tarım alanı imara açıldı. TÜİK verileri, Türkiye’nin 2004-2013 yılları arasında kaybettiği tarım arazisi miktarının, 27 milyon 825 bin 64 dekar olduğunu ortaya koydu. En çok kayıp, ‘Türkiye’nin tahıl ambarı’ olarak nitelendirilen Konya’da gerçekleşirken, toplam 62 ilde tarım arazileri imara açıldı. Çevre Bakanlığı’nın açıkladığı verilere göre ise, Türkiye’de müteahhit sayısı son bir ayda 5 bin 262 kişi arttı.”  (Taraf)

Ne gam, yarınlarında ekmek ve buğday sorunu yaşayacak ülkenin müteahhit sayısı kum gibi artmıştır, nasıl olsa onlarda para çok olacaktır, dışarıdan getirilen altın gibi kıymetli unu, para basıp alacaklardır.

Hem zaten onlar ekmek yemeyeceklerdir.

Ekmeği nasıl olsa sıva ustaları, mazlumlar, emekçiler tüketmektedirler.

Bir ülkenin ekmeğinden, emeğinden bahsederken masalın mazlumları; madenciler giriyor sıraya. Ülke yönetenlere, iki elimiz yakanızda der gibi mahzun bakıyor emek şehitleri.

Bilgeler, âlimler, münevverler de bu masalın mahzunları arasındadır.

Akil adamların artistlerden seçildiği bir ülkede, mesleği rolcü olan biri, cumhurbaşkanına kırıldığını cüretkâr söyleyebilmekte. Artist ya dokunulmaz.

İhsan Süreyya Sırma, ”Bizler akılsız adamlarız, artistler akil adamlar” dedi.

20 yıl önce 2 bin kadınla yattığını açıklayan artisti, akil adamlar içinde görünce; o günkü gazeteleri hatırlayanlar hesap etmiştir herhalde, artistin koleksiyonunun 20 yıl sonra 5 bin kadını geçtiğini.

Kendilerine özyıkımı seçenlerin, çegânebazların baş tacı olduğu, bilgelerin gözlere gözükmediği bir ülke.

Sonra masalın bu necis kısmını, gaseyanı duymamak için hızla geçip ehemmiyetli meseleye gelelim. Kış ortasında donmuş umutlarımıza çiçekli bir bahar dalı olan, eleğimsağma, Kaf dağının ardından gelen Ali Dal’a, dualarla teşekkür etti bu mazlum halk. Unutulan iyiliği yeniden dirilttiği için.