Bir şehir düşünün insanları iklimi gibi ılıman, ağaçları huzuru kadar yeşil, yağmuru taze ekinler için yağar insanı ferahlatır.

Bir şehir düşünün aşkla dolu uçurum yolunda kolundan tutar sevdalıları refakatçisidir yol boyunca.

Bir şehir ki edebiyat akşamları ile süslenir dostlar bir araya gelir meclisler kurulur. İlk tohumları atılır güzelliğin. Güzellik baktıkça çoğalır orada.

Şimdi bu ütopyaya birkaç gerçeklik damlatalım. Bir şehir ki içinde sultanlar yaşamış zamanında. Denizi vardır denizle her an baş başa. Edebiyatçı dostlar edinmek de mümkün farklı diyarlardan gelip buluşan dostlar. İşte onlardan ikisi: Sema Tanrıverdioğlu Ersöz ve Nefise Serra.

Bir akşam yemeği mekân Pierre Lotti. Şehrin ışıkları yanarken samimiyet kurulur usul usul. Kalpler arası köprü bu kadar hızlı ve kolaydır işte. Bizi yakın kılan sanki yıllardır tanıyormuş gibi hissettiren samimiyet.

Ve bir parça daha gerçek katalım ütopyamıza. Gençleri vardır bakışları pırıl pırıl kalpleri sıcacık. Eyüp Meydanı nda ya da bir okulda okulun kütüphanesinde sandalyelerinde bize bakan meraklı ve istekli gözler. Edebiyat işte kitleleri böyle birleştirir. Sevgi böyle oluşur. Onları samimi bularak en büyük sırrımızı da ifşa ederiz. Nasıl şair olduk Nedir derinde yatan Hüznümü paylaşan o güzelim gençler geleceğin aydınlık nesli olacak. Ciddiyetle dinleyen kalpleri henüz ölmemiş pırıl pırıl parlayan o gençler işte bu şehrin insanları değil mi

Bir akşam tören düzenlenir ve yıllardır susan Leyla konuşur. Salona anlatır hikâyeyi. Leyla kimdir bu salonda mıdır Bir gün belki kimliğini de açıklarız. Yaşı az daha ilerlesin yılları geçsin yol alsın nasipte altmışlı yaşları görmesi varsa belki o vakit açıklarız kimliğini. Samimi bir teyze seslenir: Ödülün yarısını Leyla ya ver Leyla ya . Ödül verilecekse tamamı verilir teyzeciğim hiç şüphen olmasın.

Bu şehirde Ramazan da güzeldir. Hele Sultanahmet o güzelim kalabalık. O kalabalık işte benim en sevdiğim kalabalıktır. Herkes bir sofra bezi alıverir beş liradan satan çocuktan. Önce çimenlikler yer kalmamışsa kaldırımlar dâhil insanlarla dolu bir yerdir artık meydan. Masalar derseniz çoktan kapılmıştır. Semaveri yakmadan olur mu Bir de mevsim yaz olunca karpuz dilimleri satan abiler doldurur meydanı. İftar ardından mehter takımı görünür. O dev gibi boyuyla önde yürüyen amca herkesin dikkatini çekmeyi başarır. Biraz inatçı ve az da çatlaksanız namaz için Sultanahmet Camii ne gidersiniz. Küçük küçük kuyruklara girip namaz için beklerken ve sonrasında nihayet secdedeyken izdihamın küçük çaplısına şahit olursunuz. Büyük çaplısı için yani Ravza-yı Mutahhara için bu küçük çapı yaşamakta fayda vardır. Saati geçirmişseniz son vapuru da kaçırıp kalmışsınız demektir Eminönü nde. Neyse ki alternatif var artık eski seneler gibi vapura mahkûmiyet yok. Fakat yine de acele etmeli yoksa son otobüsü kaçırır ne yapacağınızı kara kara düşünürsünüz.  

Ne güzelmiş şehir anlattıkça anladım. İnsanın kalbi güzelse hem şehri hem çevresi hem hayatı güzeldir. Yokluğun içinde mutlu olabilenindir saadet. Allah kalplerimizi güzel eylesin.

Hayırlı Ramazanlar efendim.

Not: Ülke genelinde yaşanan her terör olayı İslam dan uzaklaşanın insanlığını kaybettiğini gösteriyor bizlere. Terör bitsin istiyorsak özümüze yani İslam a dönmeliyiz. Dilimizi ve kalbimizi yumuşatmadıkça kendi inancımızdan olanlara bile nefret kustukça ne terör biter ne de elimizde ülke kalır. Bir birimizi Allah için sevelim. Sevmek inanın çok daha kolay.

Hatice Çay Mail: [email protected]