BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM;

 İLİM Allah tan bir lütuf! İsteyene istidadı ölçüsünde

veriyor. İlim öylesine müstesna nimet ki, âlimler ona doymuyor; aşk derecesinde

bağlanıyor. İlim sevdalılarından biri de, Balkanların gönlü bol evladı Ali

Yakup Cenkçiler Hocaefendi! Muhatabına, Azizim! demesiyle meşhur.

Balkanlara gelen Osmanlı nın, oraları İslam la

tanıştırması Hocaefendi de tam bir hayranlık uyandırmış. Vefakârlığının

gerekçesini şöyle anlatır:

-Azizim! Ben Osmanlıları çok severim. O kadar ki, her

yerde onları müdafaa ederim. Çünkü onlar Balkanlara gelmemiş olsaydı, ben bugün

Ali Yakup Hoca olarak konuşamazdım. İşkodra daki ecdadım Katolik ti. Eğer,

Osmanlılar gelmemiş olsaydı, hepimiz Hıristiyan kalırdık. (Ali Yakup

Cenkçiler, Necdet Yılmaz, Şenyıldız Matbaası, Sh. 52)

1913 doğumlu. Üsküp ün Gilan Kasabası ndan. Arnavut asıllı

bir aileye mensup! Ataları, Osmanlı nın Balkanlara gelmesiyle İslam la

tanışmış. Dedesi Yakup müftülük yapmış bir maneviyat büyüğü. Kur an ı, Hafız

olan babasından öğrenmiş.

Gilan Medresesi nde eğitime başlamış. Bir süre Üsküp te,

Bosna da okumuş. İlim sevdası Bağdat a, Şam a götürmüş onu. Oradan da Mısır

Ezher Üniversitesi ne. Ezher de 10 sene okumuş, 10 sene hocalık yapmış.

Mısır da Mustafa Sabri, Zahit el-Kevseri, Mehmet Akif,

Hasan el-Benna, Seyyid Kutup, Emin Saraç gibi nice ilim erbabıyla tanışmış.

İmam Gazali, Mustafa Sabri ve Hasan el-Benna dan çok etkilendiğini anlatır.

Osmanlı ya vefa borcunu ödemek için 1959 da İstanbul a

gelir. Bir mensucat fabrikasında işe başlar. 47 yaşında evlenir. Tûba Kız

Kur an Kursu nda 17 yıl talebe okutur. Bu hizmetinden para almaz. Evinden derse

yaya olarak gidip gelir. Pek çok camide İhya dersleri okutur.

2. HUDEYBİYE Yİ

YAŞATTIN

ALANYA ziyaretimde, Saadet Partisi eski İlçe Başkanı

Serdar Kısa anlattı:

Hac münasebetiyle Kâbe de bulunduğum günlerde Diyanet

İşleri eski Başkanı, RP Gümüşhane eski Milletvekili Lütfi Doğan Hoca mı gördüm.

Namaz kılıyordu. Bitirince tanıştık. Bana biraz Milli Görüş ü anlat dedim.

Namaz ve duaları bittiğinde hâlâ beklediğimi görünce, Madem dinlemek

istiyorsun, bir hatıramı nakledeyim dedi:

1974 te MSP - CHP Koalisyonu nu kurmuştuk. Bazı

arkadaşlar, İslami gruplar sol partiyle hükümet kurmamızı istemiyordu. Aslında,

ben de istemiyordum. Birliğimizi korumak adına ses çıkarmadım.  O zamanki hükümette Başbakan Yardımcısı

olarak görev yapan Erbakan Hocamız beni aradı. Ali Yakup Cenkçiler Hocamız

hastalanmış, ziyaretine gidelim dedi.

Kararlaştırdık. İstanbul da Emin Saraç Hoca yı da alarak

Ali Yakup Hoca nın evine gittik.

İçeri girdiğimizde Ali Yakup Hoca yorgun, bitkin

yatıyordu. Ağır hasta olduğu belliydi. Bizi görünce yatağından fırlayarak dedi

ki:

-Gel, azizim Necmettin!.. Seni alnından öpeyim. Sen, bu

ülkede bugüne kadar dikkate alınmayan Müslümanların varlığını kabul ettirdin.

Bizlere 2. Hudeybiye yi yaşattın. Allah senden razı olsun!

Erbakan Hoca nın büyüklüğünü, koalisyon kurarak

yaptığımız işin önemini orada kavradım. Diyanet İşleri Başkanlığı yaptım; pek

çok Siyer kitabı okudum. Koalisyon la Hudeybiye arasındaki bağlantıyı

kuramamıştım.

DERS OKUTMAYA

DOYMAZDI

ALİ Yakup Hoca güler yüzlü, hoşsohbet, nüktedan, efendi,

faziletli, cömert, misafir sever, samimi, züht ve takva sahibi bir âlimdi.

Hazırcevaptı. Tebessümüyle karşısındakini etkilerdi.  Hele, Azizim! hitabı muhatabında yakınlık oluştururdu.

Yedi dil bilirdi. Bu, onun her çeşitten Müslümanla

iletişim kurmasını kolaylaştırıyordu. Onu dinleyenler, sohbetinin bitmemesini

isterlerdi. İstanbul İlahiyat ta da ders okuttu.

Gazali hayranlığı meşhurdur. İnsanlık tarihinde Gazali

kadar büyük bir psikolog gelmemiştir. İnsanı Gazali kadar kimse anlamamıştır.

İhya yı okuduktan sonra diğerleri vız gelir derdi. (A. g. e. Sh. 51)

Ali Yakup Hoca ölçüsünde talebe okutmaya, ilim öğretmeye

doymayan hoca zor bulunur. İlmin zekâtı, onu bilmeyene öğretmektir Hadis-i

Şerifiyle; fakihlerin, İlmin zekâtı, malın zekâtını ödemekten önceliklidir

hükmüne hakkıyla uydu.

Ali Yakup Hoca dan dinleyelim: En sevdiğim, talebe

okutmaktır. Gerçi çok okutamadım. Ama bir talebeye bile saatlerimi sarf

etmekten zevk alırım. Bu, bizim mesleğimizde Allah a götüren bir yoldur.

Dünyalığı hiç düşünmedim. Bazı günler sabah yerdim, ertesi gün sabaha kadar

yemek yiyeyim diye tasa çekmezdim. Mısır da bazen 48 saati bulurdu yemeksiz

geçen zaman. Hoşuma giderdi günleri aç geçirmek. (A. g. e. Sh. 50)

21 Mayıs 1988 de Hakk a yürüdü. Vefatının yıldönümünde,

bu Balkanların ilim âşığı, sadakatli evladını rahmetle anıyorum. Kitabını bana

armağan eden Hasan Uğur Hocama da şükranlarımı sunuyorum.