Bir Cemil Çiftçi vardı

Sabah, salona geçtiğimde cep telefonuma gelen iletileri

baktığımda biri İbrahim Usul’den diğeri Cemil Çiftçi’den. İbrahim Usul: “Cemil

Çiftçi ağabeyimiz Hakk’a yürümüştür.” Bu kadar. İbrahim’i bilirim, bu gibi

durumlarda dostları hemen arar. Erdem Bayazıt’ın vefatında, ben köyümdeydim,

telefonla aradı bilgi verdi. Cemil ağabeyin telefonundan gelen iletiye de

baktım. “Babamız Cemil Çiftçi bu gece hakkın rahmetine kavuşmuştur, Mevlâ

rahmet eyleye.”

“İnna lillahi ve innâ ileyhi raciun” diye mırıldandım.

İçimden bir şeyler koptu. Bu son yıllarda ölüm olayına iyice âşinayım. Kendimle

ilgili ölüm duygusu beni bu denli ürpertmedi hiçbir zaman. Hep onunla yan yana

baş başa samimi bir yolculuk içindeyim. Biliyoruz ki, ölüm meleği bir gün bizi

de yoklayacak. Bundan kaçış yok.

Dün ile bugün arasında nasıl da büyük bir fark var. Dün

hayattaydı, bugün öte hayata yolculuğun eşiğinde.

Bazı dostlar vardır ki insanda derin bir hüzün bırakır.

Cemil ağabey de bunlardan biri. Sessiz, kendi dünyasında, içli, samimi ve dost

Cemil ağabey. İmam Hatip Lisesinde öğretmenlik yaptı emekli oldu. Her zaman

kültür, sanat ve düşünce ile iç içe derinden yaşadı. Kütüphanelerde, yazmalar,

matbu eserler arasında yıllarca araştırmalar yaptı. Önemli eserler kültür

hayatımıza kazandırdı. Bu çalışmalar öyle kolay yapılabilecek işler değildi.

Bir gönül ehli insanının; çileyle yapabileceğini, büyük bir emekle ortaya

önemli eser kazandırabileceğini gösterdi. Bu önemli eserleri: Halk Şiirinde

Kerbelâ Ağıtları, Divan Şiirinde Kerbelâ Ağıtları, Hicaz Hatıratı, Malta

Esirleri, Tasavvuf Kitabı, Maktul Şairler, Maraşlı Şairler Yazarlar Âlimler… Bu

eserleri hazırlarken, bizim kütüphanemizden de zaman zaman yararlandı. Kadıköy,

Maltepe arasında mekik dokudu. Son zamanlarda seyrek görüşebildik. En son Yedi

İklim iftarındaydı, yeni bir kitabıyla gelmişti. Birkaç kez de telefonla

görüşebilmiştik. Kerbelâ şairleriyle ilgili kitabı çıktıktan sonra kendisine,

elimde bulunan bir risaledeki bir mersiyeden söz etmiştim. Eyüp’ten kalkıp

Maltepe’ye kadar gelmiş, risaleyi ve mersiyeyi incelemişti. Ama kitap çıkmış

bulunuyordu.

Erdem Bayazıt’ın gazetelerde yayımlanmış bütün yazılarını

derledi, toparladı, tasnifini yaptı, o zaman hayatta olan Ahmet Bayazıt’a

teslim etti. Yanılmıyorsam 900 küsur yazıydı bunlar. Bu yazılar bir türlü

kitaplaşamadı. Onun için bu bir ukde idi. Sonradan kitaplaştı mı bilmiyorum.

Araştırma yaparak ortaya çıkardığı bu önemli çalışmaları

kaynak özelliğinde. Kimsenin gönlünden yapabileceği bir şey de değil.

Emekli olduktan sonra, düzenli yazmak istiyordu.

Birikimlerini, düşüncelerini paylaşmak düşüncesindeydi, gönlü Milli Gazete’de

idi. Arkadaşlarının olduğu gazetelerle de görüşmüştü, ne yazık ki bir sonuç

alamamıştı. Çalkantılı dönmede Millî Gazete’deki arkadaşlara böyle bir teklifte

bulunamadık.

Yedi İklim dergisinde çalışmalarının özellikle Maktul

Şairler ile ilgili çalışmalarının bir bölümü yayımlandı.

Kimi kırgınlıkları yok değildi. Buruk bir bakışı vardı

yaşananlara ilişkin. Beklentilerinin ötesinde bir hayat vardı. Kültürde,

düşüncede, insanda. Öğrencileriyle ilgili. Sanki beklentisiz bir hayat içinde

bulunuyormuşuz gibiydi. İdealsizlik ve çabasızlık bunların başında geliyordu.

Görüşmelerimizde dertleşiyorduk.

O, mütebessim yüz ifadesi bütün bu olumsuzluklara karşın hiç

değişmedi.

Son zamanlarda hangi konu üzerinde çalışıyordu, bilmiyorum.

Belirttiğim gibi benim son dönemdeki durumum ile de ilgiliydi.

Geriye önemli eserler bıraktı. Kültür hayatımıza,

kütüphanemize çok önemli eserler bırakarak gitti. Onlar, kendisine hayırla

tanıklık edecek elbette. Yetiştirdiği öğrencileri de. Allah’ın rahmeti,

şefkati, merhameti, sevgisi üzerindedir inşallah. Sevgili Efendimiz ile

olmasını dua ve niyaz ediyorum.