Somut olduğu için, televizyonlarda arada bir gösterilen belgeselleri hatırlayalım. Bu belgeseller mutlaka iktisadi boyutu, mali ya da parasal yönü de hesaba katılarak gerçekleştirilen yapımlardır. Teknik teçhizatı, işin ehli olan insanlar, günlerce, haftalarca, aylarca hatta yıllarca yapılan seyahatler ve bunların masrafları, azımsanmayacak bir bütçeye dayanmaktadır. Gösterime hazır hale getirilmesi ayrı bir çalışmayı gerektirmektedir mutlaka. Kuşkusuz bu tür araştırmaları yapabilecek ve yürütebilecek bilim adamına, uzmana ihtiyaç vardır. Her bilim yapan kimse, her uzman o kadar zahmete ve meşakkate katlanır diye de beklememek gerekir. O bilim adamı ya da uzmanı harekete geçiren bir güdünün bulunması, bu güdünün salt ve soyut bir meraka dayanması yeterli olmayabilir de üstelik. Bu merakın, deyim yerindeyse, kişinin benliğini adeta emer nitelikte olan bir tutkuya dönüşmüş olması şarttır, diyebiliriz. Bu merak ve tutku, bilinen ve tahmin edilen başka türlü merak ve tutkulardan, hem mahiyet, hem nitelik, hem de beklenti ve sonuçları itibariyle pek benzerlik göstermez. Sözgelimi kimya laboratuvarında deney yapan kimyager, o kadar zahmet, meşakkat ve verdiği emeğe rağmen, hiçbir sonuca ulaşamayabilir ya da bir başka kimyager benzer deneyle sonuca ondan önce ulaşabilir, onun bütün çalışmalarını beyhude hale getirebilir. Kuşkusuz bilim adamı, araştırmacı çalışma sürecinde bir serüven hayatını yaşayarak korku, heyecan, umut, inkısar, bunalım da yaşadığı için, hayatın, başka insanlarca farkında olunmayan yönlerini gözlemler, tecrübe eder, yaşar. Ama aynı zamanda hayata anlam katan birtakım değerleri de algılar, kavrar, özümler ve içselleştirir. Bu ise, kendi varlığı dışındakilerin yükümlülüklerini, sorumluluklarını, onların hayatları üzerinde belirleyici etki ve yetkiyi üstlenmek anlamına gelir.

Tabii olarak, bütün bunların odağında olan, ama pek anlatılması kolay olmayan bir olguya ya da değere dayanır: Bilgi. Aslında, kolay anlatılamaması, onun öz itibariyle basit olmasından dolayıdır. Soyut olması yanında, diğer maddi ve manevi nesneler benzeri kendine özgü bir nesneye sahip değildir, ama bütün varlıklar, nesneler, mahiyetleri ve nitelikleriyle onda biçimlenirler, adeta somutlaşırlar, anlaşılır ve anlatılır, duyulur ve duyurulur hale gelirler. Bilim ve bilimler onun sayesinde var olurlar, nedenleri, faaliyetleri ve amaçları onu elde etmek içindir. Bir maymun türü olan şempanzelerin, diğer türlerinden farklılığını, kendilerine özgü özelliklerini tespit etmek için, refahını, mutluluğunu, güven içinde olduğu bir hayatı tepip, on-on beş yıl ıssız bir ormanda vahşi ve tehlikeli bir hayat serüvenine atılan, genç kızlığını ve erkekliğini unutan bir hayvan bilimciyi peşine takan, işte “bilgi” diye bir çırpıda telaffuz ettiğimiz şeydir.

Elbette bilgi de, bilim de hah deyince olan bir şey değildir. Merakı, sevgiyi, sebatı, sorumluluğu, ahlâkı gerektirdiği gibi, yatırımı, emeği, akıl ve zihin gücünün teksif edilmesini ister, şart koşar. Ve sürekliliği, bıkmadan usanmadan çalışmayı, araştırmayı, düşünmeyi ve hayal etmeyi adeta emreder. Bunlar olmazsa, kuyruklu yıldız misali kayıp gider, bir görünür, bir daha hiç göstermez kendini. Üstelik kendine özgü bir naz yapma tavrı vardır. Bu tavrını anlamaz ya da kendine çekmesini bilmezsen, hiç uğramaz semtine. Uğradığında da, nasıl bir etkide bulunacağını kestiremezsin. Hele, küçük dağları ben yarattım havaları, bilginin ve bilimin topuğuna bile ulaşamaz. Çünkü topuğu yoktur, topuklarda eğleşmez, sadece zihinlerde, akıllarda ve kalplerde otağ kurar. Kaldı ki, böbürlenmez bilgi ve bilim, öyle bir duygunun cahilidir, erdem hırkasına sarılı olduğu için. Bu hırkadan soyunduğunda vahşi, yıkıcı, kendi varlığına da yabancı bir güce dönüşür. İnsanlığın belası olur. Yaşadığımız dünyada olduğu gibi.