Ülkemizde rakamlarla oynamak genel bir teamül haline gelmiştir. Devlet kurumları bile rakamlarla öylesine oynarlar ki, ülkemiz ekonomisinin gerçek durumunu, söz gelimi enflasyonun gerçek rakamını halk öğrenemez, kendisine yansıyanını ise ölçmek mümkün olmaz. Aynı teakmül geçtiğimiz cumartesi günü Ankarada düzenlenen mitinge kaç kişinin katıldığı tartışmalarında da ortaya çıktı. Toplantı anında izlediğim televizyonlarda hiç bir milyon rakamı telaffuz edilmedi. Dillendirilen rakamlar genellikle 200-300 bin şeklindeydi. Ertesi günden itibaren rakamlar artırılmaya ve Baykalın ağzından mitinge katılanların sayısı bir milyon olarak ifade edilmeye başlandı.

Elbette bu tür mitinglere katılanların sayısını tek tek sayarak belirlemek mümkün değildir. Yapılan miting ve toplantının taraftarlarına göre rakamlar başka, karşı görüştekilere göre de başkadır... Daha doğrusu insanlar gönüllerinden geçeni söylerler.. Bu da doğaldır.. Ben isterim ki; partiminin düzenlediği bir mitinge birkaç milyon insan katılsın.. Katılsın ki; ben de bununla sevineyim, heyecanlanayım.. Ancak olayı karşılıklı bir yarışa döndürmenin fazlaca bir anlamı yoktur. Özellikle de Ankara ya da İstanbulda düzenlenen bir mitinge insanların Anadolunun dört bir köşesinden gelerek katılmalarını "Bindirilmiş kuvvetler" olarak nitelendirilerek bu katılımı hafife almaya kalkışmak belki sıradan bir vatandaş için doğru olabilir ama, bir Başbakan için çok yanlıştır.

Ne demek bindirilmiş kuvvetler

İnsanlar istemeseler getirebilir misiniz Türkiyenin dört bir yanından Ankara ya da İstanbula

Saadet Partisinin İstanbulda düzenlediği "Peygambere Saygı" mitingine bir milyon civarında insan katılmıştı.. Bu insanların ne kadarı Anadoludan gelmiştir kestirmek mümkün değil ama, önemli bir bölümü Anadoludan İstanbula koşmuş, Peygamberine saygısını ve sevgisini göstermişti. Saadet Partisinin bu toplantısını cumartesi günü Ankarada düzenlenen mitingi canlı yayınlayan televizyon kanalları ile ertesi günü mitinge katılanlar konusunda sayı artırma yarışına giren gazeteler görmezden gelmişler, görmek istememişlerdi. Aynı medya şimdi rakam konusunda birbiri ile yarışıyor..

Hemen belirteyim ki, Tandoğan Meydanının bir milyon insan alması mümkün değil. Bunu işin uzmanları iyi bilirler. Bırakın bir milyonu siz o meydana 500 bin kişiyi sığdıramazsınız. Ancak, bu demek değildir ki, o mitinge katılmış olanlar önemsizdir, bir fikir ve düşünceleri yoktur. Böyle bir değerlendirme yanlış olur, bunun da ötesinde demokratik de olmaz. Daha da ötesi farklılıkları görmemek anlamına gelir. İşi bir rakam yarışına sokarak özden uzaklaşmak demektir.

Tandoğan mitingine katılanların sayısından çok gelenlerin ne söylediği önemlidir. Söylenen ve istenenlere katılmamak ayrı şeydir. Ancak, orada toplananlar ve söyledikleri de ülkemizin bir gerçeğidir.

Öte yandan CHPGenel Başkanı Baykalın Başbakan Erdoğana yönelik, "Bizimle değil, 14 Nisanda buluşan 1 milyon insanla uzlaş" sözleri de gerçekle bağdaşmayor. Cumhurbaşkanlığı seçimini Meclisten sokağa taşıma gayreti anlamına geliyor. Ne zamandan beri miting meydanlarında toplananlarla uzlaşma ve anlaşma sağlanıyor bu ülkede

Uzlaşma elbette milletin vekilleri arasında gerçekleşecektir. Seçim bunun için yapılır. Benim adıma siz karar verin diyerek seçmen vekillerine vekalet verir. Böyle olmayacaksa her parti miting düzenleyerek meydanları doldurmaya çalışır ama meydanları doldurmak uzlaşma yönünde hiçbir işe yaramazdı. Çünkü, işin pratiği yok.

Demokrasilerde meydanları dolduran kalabalıklar ülkeyi yönetmez. Meclisin kararları doğrultusunda Hükumet ve diğer organlar yönetir. Bunun aksi bir istek ve telkin sisteme ters düşer. Yapılan iş de demokratik olmaz. Gerçi CHPnin çoktandır sosyal ve demokrat vasfını yitirdiğini daha doğrusu, bir kenara ittiğini biliyoruz ama bunda ısrar ülkeye zarar veriyor. Demokrtikleşme tam olarak sağlanamıyor.