Seçilmez, o gelir seni bulur. Alışır benimsersin. Bahsettiğinde şikayet sanılabilir. Şikayet değildir. Öyle bir şeydir ki herkes ondan bir şekilde bahsetmek ister. Herkesin hayatında bir süre kendisine yer bulur o. Bazen kendisini özlettiği bile olur. Onun varlığında insan düşünmeye başlar. En iyi kendisini anlar. Etrafını olduğu gibi görmeye başlar. Gözlerini kaçıranların niye kaçırdıklarını, bir çocuk sahibi olunca büyüdüğünü sananları ama asla büyüyemeyenleri, kibirle örtülmek istenenin aslında zaaflar olduğunu, anlamsız tanımlamalarla var olmaya çalışanları, kendisi hariç herkesi aptal sananları, düşüncelerini açıklamanın bir lütuf olduğunu düşünenleri, kendi beninde kaybolurken başkalarını egoist ilan edenleri ve aslında hiç mi hiçbir şey bilmeyenleri. İnsan ancak yalnızken anlar.  

Ben ona kavanoz hediye edecektim Münevver. Bir kavanoz gibi ol diyecektim. O zaman en çok yüksekten korkacaktı o. Uçlardan, uçurumlardan. Korkuluğu olmayan raflardan. Bir rüzgâra bir küçük sarsıntıya bakacaktı tuz buzluğu.

Ona pek çok şeyi yalnızlığa gölge düşürsün diye öğretmişler. Bir balon gibi şiştikçe şişmiş lakin uçamamış. Kanatlarının çıkmasını beklemiş yıllarca. Onlarsa hiç çıkmamış. 

Sen hiç maydanozu köküyle yedin mi Münevver? O kalın yemyeşil sapının kırçıllarıyla dişlerini buluşturdun mu? Gözlerini bir yangına maruz gibi yumdun mu? Peki sen hiç bir kavanozu kırdın mı Münevver?

Ellerin titredi mi hiç sıcak havalarda? Yalpaladığın yollarda karnına kramplar girdi mi? Yanında kimse yokken bayılacak gibi oldun mu? Ya bayılsaydın Münevver, ya çalsalardı o an her şeyini. İnsanın geldiği korkunç noktayı tecrübe etseydin, yine diyebilecek miydin

“yalnızlık bir tercihtir” diye? Yalnızlık sadece bir kaderdir Münevver, gelir seni bulur, teslim ol!

Düşünsene bir kavanozsun. Ne saklayabilirsin ki içinde? Neyi sır gibi tutabilirsin? Kırılmışsan hele bir kere, dönüşün mümkün müdür Münevver? 

Kaç kere kırıldığımı bilmiyorum. İyi ki kavanoz değilim Münevver. İyi ki parçalarıma rastlayamıyor kimseler.

Ben ne zaman gök gürlese tuttum yorganı başıma aldım. Yüzümü yastığa gömdüm. Korkumu böyle yendim Münevver. 

Ya bir kavanoz korkularını nasıl yener? Seyrederken her şeyi tüm varlığıyla. Ya bir kavanoz nasıl unutur Münevver, içine koyduğu ne varsa. Oysa insan unutuyor. Tek çırpıda. Kolayca. Olmamışçasına unutuyor.

Ona bir kavanoz ol diyecektim. Beni unutama.

Kavanozlar iyi ki uçamıyor Münevver. Yükseklik korkusu var onlarda.

Keşke insanlarda da olsa. O zaman yalnızlık olmazdı Münevver. Herkes alçaklarda buluşur anlaşırdı. Yeşilçam filmlerinin sahteliği gerçek olurdu. Dünya da cennet.  

Fakat insan kalabalığın korkunç olduğunu sahte samimiyetler yüzünden düşündü. Sevinçli haberlerini sır gibi saklamak zorunda olduğunu hasetlerin düşmanlığıyla yüzleştikçe düşündü. Ve yalnızlığın bir tercih olabileceğine kötülerle tanıştıkça inandı. Kalabalıklar

aslında mutluluktur Münevver. Şenlikler, bayramlar düğün alayları, merasimler. Bilmiyor kimseler. Ve biz yalnızlığı icat ediyoruz.