Çanakkale Zaferi nin 100. yılı münasebetiyle sıkça

Çanakkale ruhuna, o ruhun yeniden dirilmesine duyulan ihtiyaç dile getirildi.

Bu arzuya hayır demek elbette mümkün değil. Çünkü Çanakkale ruhu demek inanç

delmektir. Asırlar boyu bizi biz yapan, dünyada belirleyici konumda tutan

ruhtur. Çanakkale Zaferi nin kazanılmasını ağlayan o ruha yeniden kavuşmayı

arzu etmemek mümkün olabilir mi Ancak bu iş sadece istekle olmaz. Kendi

benliğimize yeniden kavuşmamız için gerekli zemini hazırlamak, millet olarak

artık Batı nın kanatları altında saklanmaktan kurtulmak zorundayız. Ne var ki,

dün olduğu gibi bugün de ülkeyi yönetenler Haçlı ittifakı demek olan AB ye

üyelik sürecini stratejik hedef olarak ilan ediyor, Türkiye nin AB den hiç

vazgeçmediğini ısrarla vurguluyorlar. Sanki bu söylemleri ile AB yi oluşturan

ülkelere kendimizi kabul ettirebileceklerini sanıyorlar.

Son Avrupa ziyareti sırasında Başbakan Davutoğlu, AB

üyeliği konusunda sürekli olarak kararlılık mesajı vermeye özellikle dikkat

etti. Başbakan Davutoğlu nun şu sözleri, sanıyorum Türkiye olarak hedefimizin

Çanakkale ruhunu diriltmekten çok Haçlı ittifakında yerimizi almak olarak

görünüyor:

AB ye üyelik konusundaki irademiz güçlü şekilde devam

ediyor. Ne zaman AB yeni fasıl açmak isterse biz eskileri kapatıp yenilerini

açmaya hazırız. Olumlu bir atmosfer var, biz elimizden geleni yaparız. Türkler

Avrupa nın bir ulusudur.

Hemen belirteyim ki, derdim birilerine karşı çıkmak

değil. Eğer biz yeniden kendimize dönecek, bizi güçlü kılan değerlerimizi

hayata geçireceksek bunun yolunun AB den ve NATO dan geçmediğine dikkat çekmek.

Çünkü Başbakan ın dediği gibi Türkler Avrupa nın bir ulusu ise İslam dünyasında

belirleyici olma söylemi ve arzusu gerçekçi bir yaklaşım olmaz. Bunu söylerken

kimse Türkiye, Batı ile ilişkilerini kessin kendi içine kapansın demek

istediğimi anlamamalıdır. Bugünün dünyasında böyle bir yaklaşım söz konusu olamaz.

Ancak, peşin olarak AB den gelecek tekliflere teslim olmuş bir yaklaşım ile

kendimizi ne Batı ya ne İslam dünyasına kabul ettirebiliriz ne de Çanakkale

ruhunu diriltebiliriz. Arada bir stratejik hedefimiz dediğimiz AB den,

stratejik müttefikimiz dediğimiz ABD den gönül alıcı bir takım açıklamalar

gelebilir. Ama bu açıklamalar bizleri kandırmamalıdır. Söz gelimi NATO Gelişen

Güvenlik Sorunları Genel Sekreter Yardımcısı Shea nın, Türkiye, NATO için

sadık bir müttefik nitelendirmesinin doğru okunması gerekir. Türkiye nin

vazgeçilmez bir müttefik olduğu söylenmiyor, sadık bir müttefik olarak

nitelendiriliyor. Peki, bu sadık müttefikin ihtiyacı olduğunda NATO neler

yapıyor Söz gelimi Libya ya müdahalede müdahalesine gerekçeler bulmakta

zorlanmayan NATO, Suriye konusunda ne yapar Türkiye nin 2 milyon mülteciye

kucak açmasını  olağanüstü çaba olarak

nitelendirmek NATO nun görevini yaptığı anlamına gelebilir mi

Hemen belirteyim ki, ne NATO ne de AB den yardım

beklemenin taraftarı değilim. Sadece, bizim ısrarla sarıldığımız bu örgütlerin

Türkiye ye karşı dışlayıcı ve sadece sadakati sebebiyle sırtının sıvazlandığına

dikkat çekmeye çalışıyorum. Ve bu duruma rağmen Türkiye nin ısrarla bu Haçlı

ittifakları içinde kalmayı tercih ederek Çanakkale ruhunu yeniden yakalamak bir

yana o ruhtan giderek uzaklaşacağımızı hepimizin görmesi gerekiyor.