Yıl; 2007…

Yer; Kırım…

Kırım’ın şirin bir köyünde, şirin bir ev.

Evsahipleri tatlı bir telaşla evin içinde bir oraya bir

buraya koşturmaktadır. Çünkü Türkiye’den önemli bir misafirleri vardır; o dönem

Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı olan Mehmet Görmez.

Ev sahipleri kahvaltı sofrasını hazırlamaya çalışırken,

Mehmet Görmez, içeriye sızan bahar kokusunu daha iyi teneffüs edebilmek için

başını ahşap pencereye doğru uzatır.

Ancak gördüğü manzara şaşırtıcıdır.

Sabahın erken saati olmasına rağmen, kaldığı evin önünde

kuyruğa girmiş onlarca insan vardır.

Görmez; şaşkınlığını ev sahibiyle paylaşır.

“İnsanların neden beklediğini ” sorar.

Başkan aldığı cevap karşısında gözyaşlarını tutamaz.

Çünkü ev sahibi aynen şöyle demiştir;

“Hocam bu insanlar sizin burada kaldığınızı duymuşlar. Köyde

de yanınızda Kur’an-ı Kerim bulunduğuna dair bir söylenti yayılmış. Şimdi

burada bekliyorlar; çünkü hayatları boyunca inandıkları kitabı bir kez olsun

görebilmek ve öpebilmek istiyorlar.”

***

Görmez’i ağlatan ikinci olay ise Çin’de yaşanır.

Çin’de, Müslümanların yaşadığı bir bölgede, yerel bir Kur’an

kursunu ziyaret ederler.

Hafızlık yapan onlarca öğrenci geniş bir salonda halka

şeklinde dizilmiştir.

Salonun ortasında küçük bir sehpa, sehpanın üzerinde ise,

yaprakları sararmış, yer yer sayfaları dağılmış, eski bir Kur’an-ı Kerim

vardır.

Öğrenciler sırayla sehpanın yanına gelmekte, sonra dikkatli

bir şekilde sayfalardan birini eline almakta, bir süre okuduktan sonra da, aynı

dikkatle yerine bırakmaktadır.

Görmez; neden böyle yaptıklarını sorduğunda, aldığı cevap

yine gözyaşlarına boğulmasına neden olur.

Çünkü Kurs’un yöneticisi; “sehpanın üzerindeki Kur’an’ın,

sahip oldukları tek Kur’an olduğunu, bu yüzden bütün öğrencilerin aynı kitaptan

çalışmak zorunda kaldığını” söylemiştir.

***

Diyanet, son yıllarda büyük bir hizmete imza atıyor.

Kırım’dan, Çin’e, Afrika’dan, Asya’ya milyonlarca Kur’an-ı

Kerim dağıttı, dağıtıyor.

İşte bu önemli hizmetin altında bu iki olay yatıyor.

Ve Başkan Görmez, bizzat yaşadığı bu iki hatırayı

anlatırken, hâlâ gözyaşlarını tutamıyor.

MAİL KUTUSU’NDAN

“Sana ihtiyacım var” dediğiniz kişi;

“Niçin ” diyorsa gelmez,

“Ne zaman ” diyorsa gönülsüz gelir,

“Nerdesin ” diyorsa mutlaka gelir.

Ve gerçek dost odur.